ABD'nin offshore dengeleme doktrini Pakistan'la stratejik yakınlaşmayı gündeme taşıyor
Dawn gazetesinde yayımlanan analiz, ABD ve Pakistan arasında yeni bir stratejik mutabakatın mümkün olduğunu, bunun Amerikan güvenlik ve jeopolitik çıkarları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Çok taraflılığın ve uluslararası hukukun gerilediği bir dönemde, Washington'ın Güney Asya istikrarına yönelik ilgisi büyük güç rekabetiyle şekilleniyor. Pakistan ve Afganistan özelinde bölgesel dinamikler, ABD'nin offshore dengeleme yaklaşımını benimsemesiyle yeni bir boyut kazanabilir. Analiz, ABD'nin doğrudan askeri müdahale yerine bölgesel ortaklar üzerinden nüfuzunu sürdürme stratejisinin Pakistan'ı doğal bir iş birliği adayı hâline getirdiğini öne sürüyor. İki ülke arasında tesis edilecek stratejik bir mutabakat, Afganistan'daki gelişmeleri dengeleme ve Çin'in bölgedeki etkisini sınırlandırma hedeflerine hizmet edebilir. Bu çerçevede, Pakistan'ın coğrafi konumu ve tarihsel bağları, Washington için alternatif bir müttefik yapılanmasının anahtarı olarak sunuluyor. Görüş, Pakistan-ABD ilişkilerinin geleceğinin, Amerikan dış politikasındaki öncelik değişimlerine ve küresel güç merkezlerinin yeniden hizalanmasına bağlı olduğunu vurguluyor. Offshore dengeleme doktrini, İslamabad'a askeri ve ekonomik iş birliğini derinleştirme fırsatı sunarken, aynı zamanda bölgesel güvenlik mimarisinde yeni ittifak modellerini beraberinde getirebilir.
Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.
Bu gündemi takip et
ABD gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.
Zaman çizelgesi
en güncel: 1 sa önce- Güvenlik08 Tem 13:26
Offshore balancing: a blueprint for Pak-US ties
A strategic compact between Pakistan and the US is a real possibility, and it needs to be viewed through the lens of American security and geopolitical interests at a time when multilateralism and international law are in retreat. Washington’s stake in the stability of South Asia — particularly Pakistan and its volatile neighbour, Afghanistan — is shaped by broader great-power competition. Instead of a wasteful rivalry, Professor Stephen Walt’s theory of offshore balancing offers a more pragmatic, cooperative alternative. Walt argues that the US should maintain a light offshore presence, backed by regional bases that reassure allies rather than provoke rivals, while avoiding a dangerous head-on military build-up against China. Pakistan’s own alliance-building reflects a similar logic. Walt’s ‘balance of threats’ theory holds that India’s aggressive posture, geographic proximity and growing power push Pakistan to carefully balance its ties with both China and the US. This dynamic opens space for a degree of US-China convergence in South Asia: Washington does not want to cede the region to a rival power, while Beijing wants to protect its Global Development Initiative, built around what it calls ‘corridor economics’. Afghanistan is often called the ‘graveyard of empires’, but that label undersells its history — it has instead been fertile ground for competing global powers. In this contest, a stable Pakistan is well placed to serve as a geoeconomic bridge that also serves US interests. The Taliban conundrum If Washington were to heed Jeffrey Sachs’s calls for geopolitical cooperation with China, Afghanistan and Pakistan would be the natural place to test that vision. Even under a starker, more adversarial lens — John Mearsheimer’s theory of offensive realism, which envisions US dominance of the Western hemisphere and Chinese dominance of the East — deeper US engagement in this region still makes strategic sense. Ceding ground to a rising rival rarely serves a great power’s long-term interests. Since the US withdrawal from Afghanistan in 2021, China has expanded its economic footprint there and would welcome a land corridor through the country to Iran and Europe. Russia, pursuing its own Eurasian integration agenda, wants to keep Central Asian states within its orbit — even as those states look for ways to reduce their dependence on Moscow. Infrastructure corridors linking their landlocked economies to Pakistan’s warm-water ports on the Arabian Sea offer them a route to greater autonomy. Afghanistan itself remains unstable, ruled by a regime that took power by force and has since become a haven for terrorism and organised crime — a threat not just to Pakistan but to the wider world. The Taliban’s worldview is rooted in medieval cultural norms that treat violence, patriarchy and misogyny as cultural preferences. Its distorted understanding of religion, and its treatment of dissent as apostasy, has allowed it to stall or renege on its commitments. The Taliban have broken their promises to virtually every party they have negotiated with, and are aligned with more than 20 terrorist and militant groups. These groups are not only tolerated but allowed to profit from organised crime — narcotics trafficking, kidnapping for ransom, and arms smuggling. Terrorist networks rarely stay confined within borders: violence targeting Pakistan can easily spill into a broader regional and transnational threat, one that concerns the security of the international community, including the US. US interests in the region The US has three principal interests in Pakistan’s stability and in dismantling terrorist networks in Afghanistan. The first is geopolitical. Scholars as different as Mearsheimer, Walt and Sachs agree that Washington should not disengage from the region and leave a vacuum for rivals to fill — and indeed, rising violence from Afghanistan-based groups has already allowed regional and global competitors to expand their influence there. The second interest is economic, centred on the US search for critical minerals, an area where China has moved faster than the US in both Afghanistan and Pakistan. Pakistan’s western provinces, Khyber Pakhtunkhwa and Balochistan, hold significant untapped reserves of copper, gold and rare elements critical to modern technology and the energy transition. Balochistan alone accounts for roughly 55 per cent of Pakistan’s mineral-rich territory. The Reko Diq deposit is estimated to hold 5.9 billion tonnes of ore, including more than 13 million tonnes of copper and 18 to 21 million ounces of gold — making it one of the largest undeveloped copper-gold deposits in the world. The third US interest is counterterrorism. Monitoring transnational terrorism remains a top priority for Washington as a preventive measure against global attacks. It is therefore in America’s interest that the terrorism emanating from Afghanistan, and the insidious proxy warfare by India, be controlled — so that a stable Pakistan can continue to deliver on counterterrorism, mineral development and its broader geopolitical value to US interests in the region. The way forward To help achieve these goals, the US could consider equipping Pakistan with advanced counterterrorism capabilities: surveillance and strike drones, Black Hawk helicopters, AC-130 gunships, signals intelligence and communication-interception tools, and AI-driven intelligence fusion systems. These would strengthen Pakistan’s ability to detect, track and neutralise terrorist threats while protecting critical economic and strategic assets. Persistent proxy conflict and terrorism in Pakistan’s western regions threaten US interests across the board — critical minerals, Central Asian connectivity, counterterrorism, economic integration and competition with China. By adopting a more proactive approach to regional security, renewing counterterrorism cooperation with Pakistan, and discouraging the use of Afghan territory for proxy warfare, the US can certainly safeguard its long-term geopolitical and economic interests in South and Central Asia, while burnishing its image as a global stabiliser.
Okumaya devam et
ilgili gelişmeler- Aynı ülke gündemicanlı
Trump'ın İran Politikası ABD'ye Stratejik Zarar Verdi
ABD Başkanı Donald Trump'ın İran politikası, hızlı zafer hedeflerken beklenmedik başarısızlıklarla sonuçlandı. İngiliz basınında yer alan analize göre, bu hamle küresel ittifaklara zarar verdi, Washington ile İsrail arasındaki gerilimi tırmandırdı ve Orta Doğu'da yeni belirsizlik alanları yarattı. Savaşın ardından yapılan değerlendirmelerde, en ağır stratejik bedeli ABD'nin ödediği vurgulandı. Söz konusu politikanın, dünyayı yeniden şekillendiren bir başarısızlık örneği olduğu belirtildi.
ABD12 olay15 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
ABD, Kudüs'te kalıcı büyükelçilik binası için anlaşma imzaladı
Amerika Birleşik Devletleri, Çarşamba günü Kudüs'te yeni bir büyükelçilik yerleşkesi inşa etmek üzere bir anlaşma imzaladı. İsrail, bu adımı iki ülke arasındaki 'sarsılmaz ittifakın' bir yansıması olarak değerlendirdi. ABD Başkanı Donald Trump, ilk döneminde Aralık 2017'de Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımış ve Tel Aviv'deki diplomatik misyonun taşınması talimatını vermişti. Mevcut hizmetler birden fazla geçici mekâna yayılmış durumdaydı; yeni yerleşke ile kalıcı bir yapıya kavuşulacak. Anlaşma, ABD'nin Kudüs'teki diplomatik varlığını kurumsallaştırma yönündeki somut bir adım olarak öne çıkıyor. Trump yönetiminin kararı, uluslararası toplumun büyük bölümü tarafından tartışmalı bulunmuş ve İsrail-Filistin gerilimlerini artırmıştı. Birçok ülke, Kudüs'ün nihai statüsünün müzakerelerle belirlenmesi gerektiği görüşünü korurken, ABD'nin bu hamlesi İsrail'in başkent iddiasına verilen en üst düzey destek olarak yorumlanıyor. Yeni büyükelçilik kompleksinin inşası, iki ülke ilişkilerindeki stratejik yakınlaşmanın sembolik ve pratik bir ifadesi. Proje, ABD'nin bölgedeki diplomatik duruşunu pekiştirirken, Filistin yönetimi ve Arap dünyasında tepkiyle karşılanması bekleniyor. Anlaşmanın zamanlaması ve kapsamı, Ortadoğu'daki mevcut dengeler açısından dikkatle izlenecek.
ABD6 olay1 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Küba BM'de ABD ambargosunu 'acımasız' çok boyutlu savaş olarak nitelendirdi
Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, Salı günü BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Küba'ya uyguladığı ambargoyu 'acımasız' olarak nitelendirdi ve bunun neredeyse yetmiş yıldır süren çok boyutlu, konvansiyonel olmayan bir savaş olduğunu söyledi. Tartışma, Washington'un engelleme yönündeki diplomatik baskılarına rağmen gerçekleşti. Rodriguez'in açıklamaları, Küba'nın uluslararası alanda ambargoya karşı destek arayışının bir parçası olarak değerlendiriliyor. BM Genel Kurulu'ndaki bu oturum, ABD'nin son dönemde Küba'ya yönelik yaptırımları artırdığı bir dönemde gerçekleşti. Ambargo, 1960'lardan bu yana Küba ekonomisini derinden etkiliyor ve yıllardır BM'de yapılan oylamalarda büyük çoğunlukla kınanıyor. Rodriguez'in konuşması, Küba'nın ABD politikasını uluslararası hukuka aykırı ve insani krize yol açan bir uygulama olarak tanımlama çabalarının altını çiziyor.
ABD1 olay10 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Büyüyen Dini İsyan: ABD'de Hristiyan Siyonizm Sorgulanıyor
Amerika Birleşik Devletleri'nde Hristiyan Siyonizme karşı dini bir muhalefet giderek büyüyor. Her yıl, ABD'nin en büyük Siyonist örgütü olan Christians United for Israel (CUFI) kitlesel bir lobi kampanyası için Kongre'ye yönelirken, bu kez bazı dini liderler uyarıda bulundu. United Church of Christ'tan Papaz Hannah Sachs, bir Senato ofisindeki personeli CUFI ziyareti konusunda bilgilendirerek, bu nüfuzun sorgulanması gerektiğini dile getirdi. Bu gelişme, Amerikan Hristiyanlığı içinde Hristiyan Siyonizmin teolojik ve siyasi temellerine yönelik bir 'isyanı' yansıtıyor. Uzun yıllardır İsrail'e koşulsuz destek politikalarını şekillendiren evangelikal grupların etkisi, ilerici Hristiyan çevreler tarafından giderek daha fazla eleştiriliyor. Sachs'ın sessiz ama kararlı uyarısı, bu muhalefetin artık Capitol Hill koridorlarında bile karşılık bulduğunun bir işareti olarak görülüyor. Bu dini direniş, ABD'nin Orta Doğu politikalarında Hristiyan lobisinin rolüne dair yeni tartışmalara kapı aralayabilir. CUFI ve benzeri grupların uzun süredir hakim olduğu söylem, artık alternatif Hristiyan seslerle rekabet etmek zorunda kalabilir. Bu durum, özellikle İsrail-Filistin meselesinde ABD siyasetindeki dini-siyasi dengeleri etkileyebilecek potansiyele sahip.
ABD1 olay11 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Burgenstock'ta ABD-İran Barışı İçin 60 Günlük Yol Haritası
ABD ve İran, İsviçre'nin Burgenstock beldesinde Pakistan ve Katar arabuluculuğunda gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda, 60 gün içinde nihai barış anlaşmasına varmayı hedefleyen bir yol haritası üzerinde anlaştı. Pazar günü başlayıp Pazartesi gününe uzayan müzakereler, daha önce imzalanan İslamabad Mutabakat Zaptı çerçevesinde yürütüldü. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın katıldığı açılışta tarafların barışa yönelik samimiyetine vurgu yapıldı. Arabulucuların ortak açıklamasında, teknik detayların belirlenmesinin ardından nihai anlaşmaya 60 gün içinde ulaşılmasının kararlaştırıldığı duyuruldu. Mutabakat aylardır süren çatışmaları sonlandırma potansiyeli taşırken, İsrail'in "mücadelemiz bitmedi" açıklaması, ABD'deki ara seçimler ve taraflar arasındaki derin güvensizlik ateşkesin kalıcılığını tehdit eden unsurlar olarak öne çıkıyor. Eşzamanlı olarak İran ve ABD, Hürmüz Boğazı'nda askeri çatışmaları önlemek için bir iletişim hattı kurdu. ABD ayrıca Lübnan'daki ateşkesi denetlemek üzere bir mekanizma oluşturdu. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın Pakistan ziyaretinde bölgesel güvenlik yapısı çağrısı ve İslam ülkeleri arasında birlik vurgusu, diplomatik hareketliliğin genişlediğine işaret ediyor. Uzmanlar ise barış sürecinin "bozguncu" aktörlerce sekteye uğratılabileceği uyarısında bulunuyor.
ABD28 olay17 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
NYT Analizi: Türkiye NATO'daki Stratejik Rolünü Yeniden Güçlendiriyor
New York Times'ta yayımlanan bir analiz, son on yılda NATO müttefikleriyle ilişkileri dalgalı seyreden Türkiye'nin ittifak içindeki konumunu yeniden güçlendirdiğini inceliyor. Bir dönem İttifak'ın 'kötü çocuğu' olarak nitelenen Türkiye, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip ülke olarak stratejik değerini artırıyor. Analizde, Türkiye'nin jeopolitik konumu, askeri kapasitesi ve bölgesel krizlerdeki rolüne vurgu yapılıyor. Özellikle Ukrayna savaşı bağlamında Türkiye'nin arabuluculuk çabaları ve Karadeniz'deki dengeler açısından önemi öne çıkıyor. Bu durum, Batılı müttefiklerin Ankara'yla ilişkilerini pragmatik bir temelde yeniden değerlendirmesine yol açıyor. Türkiye'nin son dönemde İsveç'in NATO üyeliğine onay sürecinde oynadığı yapıcı rol ve ABD ile F-16 tedariki konusunda varılan mutabakat, ilişkilerdeki normalleşmenin somut adımları olarak değerlendiriliyor. Analiz, Türkiye'nin ittifak içindeki ağırlığının arttığını ve bunun transatlantik güvenlik mimarisine etkilerini ortaya koyuyor.
ABD1 olay11 sa önce