İran, İsrail’in ABD Seçimleri Öncesi Savaşı Yeniden Başlatabileceğine İnanıyor
İran’da son bir haftadır süren ulusal güvenlik tartışmalarında, İsrail’in ekim ayındaki ABD seçimleri öncesinde savaşı yeniden başlatabileceği yönünde bir kanaat oluştu. Tahran’ın bu değerlendirmesi, Başkan Yardımcısı JD Vance’in açıklamalarıyla daha da beslenen, Donald Trump’ın niyetlerine dair derin şüphelerden kaynaklanıyor. Analiz, İran’ın İsrail ile yaşanan gerilimi Washington’daki seçim takvimine bağlama eğilimini yansıtıyor. İranlı yetkililer, Netanyahu hükümetinin bölgesel tansiyonu tırmandırarak Trump’a siyasi avantaj sağlamak isteyebileceğini düşünüyor. Bu algı, nükleer müzakerelerin çıkmazı ve bölgedeki vekâlet savaşları bağlamında çatışma riskini artırıyor. Ortadoğu’da zaten kırılgan olan dengeleri sarsma potansiyeli taşıyan bu beklenti, diplomatik kanalları daha da kapatabilir. Tahran’ın tehdit algısı, İran’ın savunma duruşunu sertleştirmesine ve olası bir İsrail hamlesine karşı misilleme hazırlıklarını hızlandırmasına yol açabilir. Gelişmeler, seçim öncesinde ABD’nin bölge politikası üzerinde yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.
Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.
Bu gündemi takip et
ABD gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.
Zaman çizelgesi
en güncel: 3 sa önce- Diplomatik01 Tem 17:12
Iranians believe Israel will restart war before its October elections
Will Israel restart the war with Iran before the October elections? This is the consensus view emerging within Iran’s internal national security debate over the past week. Several factors are driving Tehran to this conclusion. Beyond its deep — and not entirely unwarranted — suspicion of President Donald Trump’s intentions, heightened by Vice President JD Vance’s recent remark that Trump wants to use the MOU to replenish global oil reserves and then “see where the hand is,” two developments stand out: the recent Israeli-Lebanese agreement and its impact on Hezbollah’s military posture over the coming months. From Tehran’s perspective, the agreement hands Israel a significant advantage in any renewed war with Iran — one it lacked in February. By allowing Israeli forces to remain in parts of southern Lebanon, the deal appears to contravene the MOU while fundamentally reshaping the military balance. Israel’s continued presence in these strategic positions would make it far more difficult for Hezbollah to mount the kind of offensive operations that proved critical during the previous round of fighting. That matters because, in February and March, the Iranians say they used only about 40 percent of their offensive capabilities against Israel, because Hezbollah carried much of the remaining burden. At the time, pundits in the West were debating why Tehran hit the UAE harder than it did Israel. Part of it was because of Israel’s much higher pain tolerance compared to the GCC states. Tehran was aiming to reach the most accessible pain threshold to pressure the U.S. to end the war. But part of it was the critical role Hezbollah played in the war, contrary to much of the press coverage at the time. It played a critical role in stretching Israel’s defenses, complicating its targeting decisions, and forcing it to divide resources across multiple fronts. That role, however, was poorly understood because Israel imposed near-total military censorship during the war — far stricter than the censorship regime in June 2025 — which sharply limited public visibility into Hezbollah’s operations and their impact. As a result, the degree to which Hezbollah shaped the course of the war has been significantly underestimated. Unlike the MOU, the current Israeli-Lebanese agreement does not require Israel to withdraw from Lebanese territory until Hezbollah has been disarmed. Since that outcome is highly unlikely in the foreseeable future, Israel is poised to retain its positions inside Lebanon, enabling it to renew the war with Iran without facing the same pressure from its northern front that constrained it during the previous conflict. Netanyahu’s motivations are clear. Beyond his long-standing desire to use American force to subjugate Iran to Israeli domination and achieve a regional balance favourable to Israel, he now also has stark political and personal reasons to restart the war. The MOU has come at a steep political cost for Netanyahu. His prospects for reelection in October are weaker than they have been in months. Once seen as the Israeli leader uniquely capable of delivering President Trump, he now confronts the prospect that both the war and the ensuing diplomacy will leave Israel in a strategically weaker position — undermining the very case he has made for his leadership. And of course, if he loses the elections, he will likely spend the next few years in jail, as he will lose his immunity as Prime Minister and face trial over corruption charges. Whether the Trump administration is coordinating with Israel on such a strategy remains unclear to Tehran. But suspicions surrounding Secretary of State Marco Rubio run particularly deep, given his role in brokering the Israeli-Lebanese agreement, his support for the war, and his perceived opposition to the MOU. From Tehran’s perspective, there are three plausible scenarios. The first is that the White House is aware of Israel’s plans and helped broker the Lebanese agreement in part to facilitate them. The second is that Washington is unaware of Netanyahu’s intentions but would nonetheless come to Israel’s defense — and perhaps even join the offensive — once Netanyahu resumes the war. The third is that the administration is caught by surprise, chooses not to restrain Israel, but also refrains from direct military involvement in the conflict. Tehran does not believe Israel’s advantage in Lebanon will prove decisive. Iranian officials remain confident they can impose severe costs on Israel and deny it its broader strategic objectives. But a renewed war could still achieve Netanyahu’s most immediate aim: killing the MOU. Given his mounting political and legal pressures, Netanyahu may be desperate enough to be willing to challenge Trump directly to ensure precisely that outcome. The question is, once again, not how Trump will react, but if Trump will prevent Netanyahu from deliberately shaping and limiting Trump’s options. This is the test Trump has repeatedly failed. This article was republished from Trita Parsi's substack
Okumaya devam et
ilgili gelişmeler- Aynı ülke gündemicanlı
Trump'ın İran Politikası ABD'ye Stratejik Zarar Verdi
ABD Başkanı Donald Trump'ın İran politikası, hızlı zafer hedeflerken beklenmedik başarısızlıklarla sonuçlandı. İngiliz basınında yer alan analize göre, bu hamle küresel ittifaklara zarar verdi, Washington ile İsrail arasındaki gerilimi tırmandırdı ve Orta Doğu'da yeni belirsizlik alanları yarattı. Savaşın ardından yapılan değerlendirmelerde, en ağır stratejik bedeli ABD'nin ödediği vurgulandı. Söz konusu politikanın, dünyayı yeniden şekillendiren bir başarısızlık örneği olduğu belirtildi.
ABD9 olay10 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
İran'da silahlı saldırıda çift öldü, İran medyası İsrail'i sorumlu tuttu
İran'ın güneydoğusundaki Sistan ve Beluçistan eyaletinde silahlı kişiler tarafından düzenlenen saldırıda Emir Hasan Erbabi ve eşi hayatını kaybetti, 3 yaşındaki çocukları yaralandı. Saldırının kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirildiği bildirildi. İran medyası saldırının arkasında ABD ve İsrail'in olduğunu öne sürdü. Resmi makamlardan henüz bir açıklama gelmezken, bu iddia Tahran'ın uzun süredir bölgedeki istikrarsızlıktan dış güçleri sorumlu tuttuğu söylemini yansıtıyor. Olay, İran ile İsrail arasında son dönemde artan gerilimin bir başka boyutunu işaret ediyor. Sistan ve Beluçistan, geçmişte de etnik ve mezhepsel gerilimlerin yaşandığı, aynı zamanda İran'ın sıklıkla yabancı istihbarat faaliyetleriyle ilişkilendirdiği bir bölge.
ABD3 olay12 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Katar'daki İran-ABD Görüşmeleri Hürmüz Boğazı'nda Gerilimi Azalttı
14 Haziran'da İran ile ABD arasında Katar'da varılan mutabakatın ardından Hürmüz Boğazı'ndaki hareketlilik hızlandı. ABD'li yetkililer, her iki tarafın şimdilik saldırılardan kaçınacağını ve gemilerin boğazdan serbestçe geçebileceğini belirtti. İran ise boğazdaki hava saldırılarını durduracağına dair haberler hakkında henüz resmî açıklama yapmadı. Bu gelişmeler, dünya enerji ticaretinin kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'ndaki gerginliğin azalmasına işaret ediyor. Bölgedeki istikrar, petrol fiyatları ve küresel tedarik zincirleri açısından önem taşıyor. Diplomatik temasların sonuçları, bölgesel aktörler ve uluslararası toplum tarafından yakından izleniyor. Varılan mutabakatın kalıcı olup olmayacağı ise tarafların ilerleyen dönemde atacağı adımlara bağlı olacak.
ABD2 olay1 gün önce - Aynı ülke gündemicanlı
ABD, Kudüs'te kalıcı büyükelçilik binası için anlaşma imzaladı
Amerika Birleşik Devletleri, Çarşamba günü Kudüs'te yeni bir büyükelçilik yerleşkesi inşa etmek üzere bir anlaşma imzaladı. İsrail, bu adımı iki ülke arasındaki 'sarsılmaz ittifakın' bir yansıması olarak değerlendirdi. ABD Başkanı Donald Trump, ilk döneminde Aralık 2017'de Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımış ve Tel Aviv'deki diplomatik misyonun taşınması talimatını vermişti. Mevcut hizmetler birden fazla geçici mekâna yayılmış durumdaydı; yeni yerleşke ile kalıcı bir yapıya kavuşulacak. Anlaşma, ABD'nin Kudüs'teki diplomatik varlığını kurumsallaştırma yönündeki somut bir adım olarak öne çıkıyor. Trump yönetiminin kararı, uluslararası toplumun büyük bölümü tarafından tartışmalı bulunmuş ve İsrail-Filistin gerilimlerini artırmıştı. Birçok ülke, Kudüs'ün nihai statüsünün müzakerelerle belirlenmesi gerektiği görüşünü korurken, ABD'nin bu hamlesi İsrail'in başkent iddiasına verilen en üst düzey destek olarak yorumlanıyor. Yeni büyükelçilik kompleksinin inşası, iki ülke ilişkilerindeki stratejik yakınlaşmanın sembolik ve pratik bir ifadesi. Proje, ABD'nin bölgedeki diplomatik duruşunu pekiştirirken, Filistin yönetimi ve Arap dünyasında tepkiyle karşılanması bekleniyor. Anlaşmanın zamanlaması ve kapsamı, Ortadoğu'daki mevcut dengeler açısından dikkatle izlenecek.
ABD2 olay5 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
USMCA Anlaşması İçin Süre Doldu, ABD Müzakereleri Sürdürüyor
ABD, Meksika ve Kanada arasında imzalanan ve yıllık 2 trilyon dolarlık ticareti kapsayan USMCA anlaşması için belirlenen 1 Temmuz son tarihi geçildi. Trump yönetimi, anlaşmayı uzatmak yerine iyileştirmeler sağlamaya yönelik müzakerelere devam etme kararı aldı. Bu adım, Kuzey Amerika ticaretinin iskeletini oluşturacak anlaşmanın geleceğini belirsizliğe sürükledi. NAFTA’nın yerini alması planlanan USMCA, üç ülke ekonomisinin entegrasyonu açısından kritik eşikti. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi, özellikle otomotiv ve tarım sektörleri başta olmak üzere tedarik zincirlerini doğrudan etkileyecek düzenlemeler içeriyordu. Ancak son tarihin uzatılmaması ve müzakerelerin devam etmesi, taraflar arasında hâlâ giderilemeyen pürüzler olduğunu gösteriyor. Washington’un anlaşmada değişiklik talep etmesi, işgücü standartları, menşe kuralları ve dijital ticaret gibi alanlardaki uyuşmazlıkların sürdüğüne işaret ediyor. Önümüzdeki görüşmeler, yalnızca bölgesel ticaretin çerçevesini değil, ABD’nin küresel ticaret politikasındaki yönelimini de ortaya koyacak.
ABD1 olay11 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Avrupa, ABD'nin Yeni Siyasi Dönüşümünü Kaygıyla İzliyor
Chatham House uzman yorumu, 1 Temmuz 2026 tarihinde Avrupa'nın ABD'de yaşanan son siyasi ve toplumsal yeniden şekillenmeyi endişeyle takip ettiğini belirtiyor. Yorum, Avrupa'nın 250 yıl öncesinin aksine bu kez ABD'nin iç dönüşümüne müdahale edemeyeceğini, sadece daha mutsuz bir ilişkiye adapte olabileceğini vurguluyor. Londra'nın tarihsel olarak bir Amerikan devrimini izlemek için zor bir yer olduğuna dikkat çekilirken, Kral III. George'un askeri planlar üzerinde saatler harcadığına dair yerel bir anekdot hatırlatılıyor. Bu çerçevede, Avrupa'nın mevcut durumu pasif bir gözlemciliğe indirgeniyor ve transatlantik ilişkilerin daha gergin bir döneme girdiği ifade ediliyor.
ABD1 olay12 sa önce