Doug Feith'in Görüşleri Neden Hâlâ Ciddiye Alınıyor?
Responsible Statecraft'ta yayımlanan bir analiz, Trump'ın Versay'da imzaladığı varsayılan ABD-İran Mutabakat Zaptı'na ilişkin olarak Doug Feith'in fikrinin neden sorulduğunu sorguluyor. Anlaşmanın felaket olduğu düşünülse bile, kamuoyunu etkileme kampanyasının başında Feith'in yer almasının ne derece doğru olduğuna dair çekinceler dile getiriliyor. Bu sorgulama, ABD dış politika çevrelerinde eski neocon figürlerin hâlâ belirleyici bir rol üstlenmelerinin tartışıldığını gösteriyor.
Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.
Bu gündemi takip et
ABD gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.
Zaman çizelgesi
en güncel: 1 gün önce- Diplomatik18 Haz 22:06
Who asked for Doug Feith's opinion anyway?
Assume, for the sake of argument, that you think the U.S.-Iran Memorandum of Understanding (MoU) just signed by President Donald Trump in Versailles is a disaster for both the United States and especially for Israel. Who would you want to be in the forefront of the campaign to persuade American public opinion that it should be abandoned or killed off altogether? There are any number of candidates, but I, for one, would NOT choose anyone who bore major responsibility for the debacles in Afghanistan and Iraq. So, it was with great surprise that I found today that Douglas Feith, a key architect of both disasters ab initio, emerged from near-total obscurity at the hardline neoconservative Hudson Institute to publish an op-ed in the Washington Post assailing Vice President J.D. Vance (and indirectly Trump) for dangerous naivete in dealing with Iran. I don’t want to get into his argument, which asserts that democracies can never trust “bad actors” like Iran to comply with their undertakings (an ironic point given the history of Iran’s compliance with and Washington’s unilateral abandonment of the 2015 JCPOA). You can read it yourself. But to illustrate why I was so surprised that it was Feith, who hasn’t published an op-ed in the Post, the New York Times, or the Wall Street Journal since 2016, taking a public role in what will be a major PR campaign to kill the deal I will do what we strongly discourage on RS: I’ll quote from AI. I asked Microsoft’s Co-Pilot’s the following question: “Why is Douglas Feith the last person opponents of Trump’s deal with Iran would want to publish an op-ed on the deal’s alleged weaknesses?” The answer: “Because Feith is widely associated with the flawed intelligence, strategic misjudgments, and disastrous outcomes of the Iraq War, his criticism of any Iran policy risks undermining the anti-deal position by linking it to the same neoconservative thinking that produced the Iraq debacle. His involvement makes opponents look less credible, not more.” I couldn’t have put it better or more succinctly, and, while Co-Pilot offered to elaborate at length, I’ll cite my own abbreviated list of why Feith is such a terrible messenger. Feith, who served as undersecretary of defense for policy, the third-ranking post in the Pentagon, during President George W. Bush’s first term, was a long-time protégé of Richard Perle, the “Dark Prince” and the dean and impresario of hardline, Washington-based neoconservatives dating back to the early 1970’s. Feith followed Perle from his first job after law school in Sen. Henry “Scoop” Jackson’s office, which served as the hatchery of Washington-based neoconservatives in the 1970s, through Perle’s service as a senior Pentagon official during the administration of Ronald Reagan in the 1980s. In 1996, the two men worked with several others who would later serve in the Bush II administration in a “study group” that produced the notorious “Clean Break: A New Strategy for Securing the Realm” paper for incoming Israeli prime minister Benjamin Netanyahu. Among other things, the memo called for Netanyahu to take steps that would ensure Israeli control of the occupied Palestinian territories in part by working for regime change in Syria and “removing Saddam Hussein from power in Iraq.” But Feith is best known for his Pentagon service under George W. Bush, and, as Co-Pilot noted, his roles in the invasions and occupations of Afghanistan and Iraq. Gen. Tommy Franks, the CENTCOM commander in both campaigns found working with Feith particularly frustrating, complaining at one point to Washington Post reporter Bob Woodward, “I have to deal with the fucking stupidest guy on the face of the earth almost every day.” Part of that frustration was due to Feith’s clear determination to shape or search for or even possible invent intelligence that would justify the invasion and occupation of Iraq and rally public opinion behind that enterprise. Indeed, Feith created offices in the Pentagon, most notoriously the Counter Terrorism Evaluation Unit, whose job was to collect and disseminate any information that might suggest a cooperative relationship between Saddam Hussein’s regime and Al-Qaeda despite the judgments by the U.S. intelligence community that such a relationship did not exist. As part of his efforts to shape the intelligence, he and his team worked with Ahmad Chalabi’s Iraqi National Congress which provided “informants” who concocted evidence of alleged advances by Saddam’s alleged nuclear weapons program that also did not actually exist. Even more damaging was the Office of Special Plans (OSP), which was charged with planning the occupation after the invasion, plans which included “de-Baathification,” a program long promoted by Chalabi, Perle, and other neoconservatives, that virtually overnight created the largely Sunni insurgency and that eventually resulted in a bloody sectarian civil war that not only devastated the country, but exhausted the occupation forces. Besides his work with the OSP, Feith was also responsible for establishing the short-lived Office of Strategic Influence, which was closed down after creating a furor in Congress because of its purported aim of “providing news items, possibly even false ones, to foreign media organizations as part of an effort to influence public sentiment and policy makers.” But those examples are really just some of the most salient examples. “Undersecretary of Defense for Fiascos,” as Slate once described him, may have been a more appropriate title. Six months into Bush’s second term, he was out, but, unlike his nominal boss, Deputy Secretary of State Paul Wolfowitz, he didn’t get a consolation prize like the presidency of the World Bank. He retreated to write his 800+-page memoir in which he made what most critics described as a lame attempt at evading responsibility for the most disastrous “war of choice” in U.S. history. It may be significant that the word “Iraq” did not appear once in Feith's new attempt at a comeback.
Okumaya devam et
ilgili gelişmeler- Aynı ülke gündemicanlı
ABD ve İran Arasında 14 Maddelik Mutabakat: 60 Günde Nihai Anlaşma Hedefi
ABD'li bir yetkili, iki ülke arasında varılan 14 maddelik mutabakatın ayrıntılarını paylaştı. Metinde askeri operasyonların sona erdirilmesi, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, yaptırımların kaldırılması ve İran'ın nükleer silah geliştirmeyeceğine dair taahhüt yer alıyor. Taraflar, 60 gün içinde nihai bir anlaşmaya ulaşmayı hedefliyor. Uzun süredir devam eden diplomatik gerilim ve nükleer program tartışmalarının ortasında gelen bu gelişme, bölgesel güvenlik ve küresel enerji arzı açısından kritik önem taşıyor. Özellikle Hürmüz Boğazı'nın yeniden güvenli geçişe açılması, petrol taşımacılığı üzerindeki baskıyı hafifletebilir. Yaptırımların kaldırılması ise İran ekonomisine nefes aldırırken, uluslararası ticaretin önünü açabilir. Mutabakat, nükleer silahsızlanma adımlarını içermesiyle önceki anlaşma girişimlerinin devamı niteliğinde. Ancak 60 günlük süre zarfında aşılması gereken teknik ve siyasi engeller bulunuyor. Uzmanlar, tarafların bu takvime sadık kalmasının, kalıcı bir çözüm için belirleyici olacağını belirtiyor.
ABD7 olay23 dk önce - Aynı ülke gündemicanlı
Trump'tan İran Anlaşması İçin Kongre Denetimi Sinyali
ABD Başkanı Donald Trump, Fransa'da Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan ile yaptığı görüşme sırasında, yeni müzakere edilen İran anlaşmasını Kongre denetimine sunmaya sıcak baktığını belirtti. Salı günü yaptığı açıklamada Trump, anlaşmanın şartlarının yakından korunduğu bir dönemde, her iki partiden yasa yapıcıların detaylara erişim talebine yanıt olarak bu sinyali verdi. Anlaşmanın tam metni henüz kamuoyuyla paylaşılmazken, Kongre üyeleri inceleme yetkisi talep ediyor. Trump'ın bu hamlesi, başkanlık yetkileri ile yasama denetimi arasındaki dengeyi ve İran ile yürütülen diplomatik sürecin şeffaflığını öne çıkaran bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
ABD15 olay3 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
İsrail Elçisi Danon'dan BM Yetkilisi Patten'a İstifa Çağrısı
New York'ta düzenlenen Çatışmalarda Cinsel Şiddetin Önlenmesi Uluslararası Günü toplantısında, İsrail'in BM Daimî Temsilcisi Danny Danon, BM Genel Sekreteri'nin Çatışmalarda Cinsel Şiddet Özel Temsilcisi Pramila Patten'ın istifasını talep etti. Danon, Patten'ın hazırladığı ve İsrail'i çatışma bölgelerinde cinsel şiddet uygulayan taraflar arasında ilk kez listeye alan raporu 'önyargılı' olmakla suçladı. Toplantı, Patten'ın yıllık raporunun yayımlandığı döneme denk geldi. Raporda, İsrail güvenlik güçlerinin işgal altındaki Filistin topraklarında cinsel şiddet eylemlerine karıştığı iddialarına yer verilmesi, İsrail yönetiminin sert tepkisine yol açtı. İsrail, daha önce benzer raporlarda yer almamıştı; bu durum raporun siyasi saiklerle hazırlandığı yönündeki eleştirileri yoğunlaştırdı. İsrail ile BM arasındaki gerilim, Gazze'deki savaş ve Batı Şeria'daki uygulamalar nedeniyle giderek artıyor. İsrail, BM mekanizmalarını sistematik olarak taraflı olmakla eleştiriyor; bu olay, iki taraf arasındaki diplomatik sürtüşmelerin bir başka örneği olarak kayda geçti. Patten'ın raporunun bağlayıcı olmamakla birlikte, uluslararası kamuoyunda İsrail üzerindeki siyasi baskıyı artırması bekleniyor.
ABD1 olay3 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Trump'ın uçan Beyaz Saray'ı ilk seferini Türkiye'ye yapabilir
ABD Hava Kuvvetleri, Katar tarafından hediye edilen yaklaşık 500 milyon dolar değerindeki Boeing 747-8'i 'uçan Beyaz Saray' olarak hizmete aldı. Uçağın Air Force One filosuna katıldığı ve Donald Trump'ın başkan olarak kullanacağı ilk uluslararası görevin Türkiye ziyareti olabileceği bildiriliyor. Henüz resmi bir takvim açıklanmamakla birlikte, bu olasılık iki ülke arasındaki diplomatik temasların seyrine dair ipuçları taşıyor.
ABD1 olay3 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
TRG, kurucu ortakların suçlamalarına basın açıklamasıyla yanıt verdi
The Resource Group (TRG), iki kurucu ortağı Muhammed Khaishgi ve Hasnain Aslam’ın Dawn.com’da yayımlanan ve şirketin son yıllardaki hukuki sürecini aktardığı makaleye basın açıklamasıyla yanıt verdi. Açıklamada, şirket yönetiminin korunması amacıyla uygulanan yönetişim mekanizmalarına ve alınan kararların gerekçelerine yer verildi. Kurucu ortaklar makalelerinde şirketteki hukuki sürecin kendi bakış açılarını yansıtırken, TRG yönetimi yapısal koruma önlemlerinin altını çizdi. Bu yanıt, uzun süredir devam eden hukuki anlaşmazlıkların şirketin kurumsal itibarı ve yatırımcı güveni üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. TRG’nin ABD operasyonları da olan uluslararası bir teknoloji şirketi olması, taraflar arasındaki anlaşmazlığın çoklu yargı alanlarında şirket yönetimi ve hissedar ilişkileri açısından önemli sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Basın açıklaması, kamuoyuna şirketin kurumsal yönetim standartlarına bağlılığını duyurmayı amaçlıyor.
ABD1 olay4 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Uzayda Güven Krizi: Roscosmos'un Tek Taraflı Adımı NASA'yı Alarma Geçirdi
NASA, Roscosmos'un Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (ISS) hava sızıntısını tek taraflı olarak onarma kararının ardından astronotlarına Dragon kapsülüne sığınma emri verdi. 250 mil yükseklikteki bu olay, Moskova ile Washington arasındaki güvenin aşındığını ve Soğuk Savaş dönemi benzeri bir ayrışmayı yörüngeye taşıdığını gösterdi. ISS, on yıllardır süregelen uzay iş birliğinin sembolü olarak görülürken, bu tür tek taraflı operasyonel kararlar istasyonun ortak yönetim ilkelerini sarstı. Roscosmos'un sızıntıya müdahalesini NASA ile koordine etmemesi, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası derinleşen diplomatik kopuşun uzaydaki bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Taraflar arasındaki bilgi paylaşımı eksikliği, mürettebat güvenliğini risk altına sokarken, ISS'nin gelecekteki operasyonel bütünlüğüne dair soru işaretleri yaratıyor. Uzmanlar, siyasi gerilimlerin teknik işbirliğinin önüne geçmesiyle, bu tür krizlerin artabileceğine dikkat çekiyor. Bu gelişme, ISS'nin 2030 sonrası için planlanan kullanım ömrü ve Rusya'nın istasyondan ayrılma tehdidinin gölgesinde, uluslararası uzay işbirliğinin kırılganlığını ortaya koyuyor. Ortak altyapıya dayalı projelerde güvenin yeniden tesis edilmemesi, hem bilimsel ilerlemeyi hem de alçak yörüngedeki insan varlığının sürdürülebilirliğini tehlikeye atabilir.
ABD1 olay6 sa önce