Japon siyasetçi
Çin’den Japonya’ya büyük rest: Bir geleceğiniz olmayacak!
Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Bakan Wang, ülkesini ziyaret eden Japonya Uluslararası Ticareti Teşvik Birliği (JAPIT) Başkanı Takeşi Ivaya'yı Pekin'de kabul etti. Görüşmede, bu yılın İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Japon savaş suçlularının yargılandığı Tokyo Duruşmaları'nın 80. yılı olduğunu hatırlatan Wang, "Japonya tarihten ders çıkarmaz ve savaş sonrası 'Barış Anayasası'na meydan okuyup, saldırganlık geçmişini geri getirmeye ve savaş suçlularını diriltmeye çalışırsa, geleceğe ilerlemek bir yana dünyaya yüzünü dahi dönemeyecektir, geleceği de olmayacaktır” uyarısında bulundu. İlginizi Çekebilir Çinli Bakan, "Japonya için acil görev, liderlerinin Tayvan sorunu hakkındaki hatalı söz ve eylemlerini düzeltmek, tarihsel sorunlara karşı doğru tavır almak ve Çin'e dair akılcı ve objektif bir anlayışa sahip olmaktır" ifadelerini kullandı. DİPLOMATİK GERİLİMİN UZANTISI Wang'ın sözleri, Pekin ile Tokyo arasında, Japonya Başbakanı Takaichi Sanae'nin Çin ile egemenlik ihtilafı içindeki Tayvan'a askeri müdahale ihtimalini gündeme getiren sözleriyle başlayan diplomatik gerilimin uzantısı olarak görülüyor. Başbakan Takaichi'nin 7 Kasım 2025'te Japon Parlamentosu Diet'teki oturumda Tayvan Boğazı'na yönelik müdahaleyi "ülkesinin varlığını tehdit eden durum" olarak değerlendireceği ve askeri güç kullanabileceğine ilişkin sözleri, bölgeyi topraklarının parçası gören Çin'in tepkisine yol açmıştı. Güney Asya'da doğa felaketi: Toprak kayması dehşet saçtı, ölü sayısı 70'e yükseldi! Takaichi'nin sözleriyle ilk kez bir Japonya Başbakanı, Tayvan'ın işgali halinde Japonya'nın askeri şekilde dahil olacağına ilişkin açık beyanda bulunarak ülkenin bu konuda benimsediği "stratejik belirsizlik" politikasından farklı tavır sergilemişti. Japonya Başbakanı, tepkiler üzerine Tayvan'a ilişkin sözlerinin varsayımsal olduğunu, gelecekte bu tür yorumlardan kaçınacağını belirtmiş ancak sözlerini geri almayı reddetmişti. Pekin yönetimi, Takaiçi'nin sözleri nedeniyle Japonya'ya protesto notası vermiş ve kriz, seyahat uyarılarından uçuş iptallerine, engellenen konserlerden ithalat yasaklarına, siyasi polemiklerden askeri sürtüşmelere uzanan seyir izlemişti. Öte yandan Japonya'da iktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) liderleri ve siyasetçilerinin İkinci Dünya Savaşı'ndaki savaş suçlarıyla yargılanan üst düzey askerlerin mezarlarının bulunduğu tartışmalı Yasukuni Tapınağı'na adak göndermesini ve ziyaret etmesi, Çin'in tepkisine yol açıyor.
Çin’den Japonya’ya büyük rest: Bir geleceğiniz olmayacak!Will the Trump-Xi wartime ally nostalgia prompt a Japanese rethink on China ties?
Japanese Prime Minister Sanae Takaichi is reportedly trying to arrange a phone call with Donald Trump following the US president’s nostalgic invocation of the alliance with China during World War II, references that sent shock waves through Tokyo. Trump made the references as he welcomed Chinese President Xi Jinping to the White House on Thursday for his first state visit to Washington in over a decade. Both Trump and Xi repeatedly invoked their nations’ wartime alliance against Japan in their...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Birleşmiş Milletler'de yoğun diplomasi trafiği
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu temasları kapsamında devlet ve hükümet başkanlarıyla yoğun bir diplomasi trafiği yaşadı. 16 ikili görüşme yaptı, 4 toplantıya katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM 81. Genel Kurulu'na katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere geldiği ABD'nin New York şehrinde Genel Kurul başta olmak üzere birçok toplantıya katıldı, ülke liderleri ve uluslararası kuruluşun üst düzey temsilcisiyle önemli görüşmeler gerçekleştirdi. BM Genel Merkezi karşısında yer alan Türkevi'nde yoğun diplomatik görüşmeler yapan Erdoğan'ın görüşme ve kabullerinde ikili ilişkiler ile bölgesel ve küresel gelişmeler ele alındı. Türkiye'nin barış, istikrar ve diyalog temelindeki yaklaşımını muhataplarıyla paylaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 22 Eylül'de Vietnam Devlet Başkanı To Lam ile görüştü. Türkiye'nin, iki ülke ilişkilerinin "Stratejik Ortaklık" seviyesine yükseltilmesi önerisine Vietnam'ın olumlu yanıt vermesinden memnuniyet duyduğunu belirten Erdoğan, Vietnam ile yatırım, ticaret, savunma sanayisi başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini geliştirmek için çalıştıklarını ifade etti. Erdoğan, iki ülkenin uluslararası alanda da birlikte çalışmaya devam etmesinin önem arz ettiğini ve bunu sürdürmek gerektiğini belirtti. Vietnam Devlet Başkanı To Lam'in ardından Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed Yunus el-Menfi ile görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Libya'da istikrarın devamı için gayret gösterdiğini, diyalog ve uzlaşıyı amaçlayan sürecin devamının önemli olduğunu, Türkiye'nin Libya'nın menfaatine olmayan hiçbir formüle rıza göstermeyeceğini kaydetti. Erdoğan, Menfi ile görüşmesinde iki ülkenin enerji, savunma ve madencilik alanlarındaki işbirliğini artırmak için çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Menfi ile görüşmesinden sonra Kuveyt Veliaht Prensi Sabah Halid el-Hamed es-Sabah'ı kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin, bölgedeki zorlu ve çatışmalı süreçte Kuveyt gibi kardeş ülkelerin yanında olduğunu belirtti. Görüşmede, iki ülkenin ticaret ve enerji başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini geliştirmek için çalıştığını anlatan Erdoğan, Türkiye'nin bölgedeki zorlu ve çatışmalı süreçte Kuveyt gibi kardeş ülkelerin yanında olduğunu bir kez daha ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'in bölgedeki saldırganlığının önünün alınması gerektiğini vurgulayarak, bunu sağlamak için uluslararası gayretlerin desteklenmesinin önemine işaret etti. İlk günkü temaslarında Kosova Başbakanı Albin Kurti'yi de kabul eden Erdoğan, Türkiye'nin Kosova'ya, uluslararası camiada hak ettiği yeri alması için desteğinin devam edeceğinin, Türkiye'nin Balkan ülkeleri arasındaki diyaloğu da desteklediğinin altını çizdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, iki ülkenin ticaret hacmini potansiyeline yakışır şekilde artırmak için adımlar atmayı sürdüreceklerini, güvenlik ve savunma sanayii alanlarındaki işbirliğini de ilerleteceklerini ifade etti. Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı da Türkevi'nde kabul eden Erdoğan, Türkiye'nin Lübnan'da kalıcı huzur ve istikrarın sağlanması için gayret gösterdiğini, BM Lübnan Geçici Görev Gücü'nün yerini almak üzere uluslararası bir girişime ihtiyaç olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, zor zamanlarda Türkiye'nin Lübnan halkının yanında olmaya devam edeceğini, Lübnan'a insani yardım ve tıbbi destek göndermeyi sürdüreceğini kaydetti. Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze'yi kabul eden Erdoğan, görüşmede, Türkiye'nin, Gürcistan'ın 18 yıldır en büyük ticaret ortağı olmasından memnuniyet duyduğunu, ticaret, ulaştırma, güvenlik başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini daha ileri taşıyacak adımlar atmaya devam edeceklerini ifade etti. İki ülkenin uluslararası alanda dayanışmasını sürdürmesinin önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan işbirliği mekanizmalarından en verimli şekilde istifade edilmesinin de ülkelere fayda sağlayacağını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk günkü diplomasi trafiğini Doktor Patrick Soon-Shiong ile tamamlayarak, "100 Yıllık Dostluk: Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri" etkinliğinde katılımcılara hitap etti. Türkiye-ABD ilişkilerinin ikinci yüzyılına girerken işbirliğinin yeni alanlarda geliştirilmesine yönelik yaklaşımını ortaya koyan Erdoğan, "Bölgemizde ve dünyada karşı karşıya bulunduğumuz çatışmalar, savaşlar ve krizler, Türkiye ile Amerika'nın yakın diyalog içinde olmasını gerektiriyor. Amerika'yla tesis ettiğimiz diyalog ve eş güdüm sayesinde Orta Doğu başta olmak üzere Afrika'dan Asya'ya küresel etkilerine tanık olduğumuz birçok meselede ülkelerimiz için olumlu neticeler alıyoruz. Önümüzdeki dönemde de gayretlerimizi artırarak bunu sürdürmekte kararlıyız." ifadelerini kullandı. BM GENEL KURULU'NA HİTAP New York'taki temaslarının ikinci gününde BM Genel Kurulu'na hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmiş yıllarda başbakan, ardından cumhurbaşkanı sıfatıyla katıldığı 16'ncı BM Genel Kurulundaki hitabını 4'üncü sırada yaptı. Konuşmasına BM'nin 81'inci Genel Kurulu'nun başta mazlumlar olmak üzere, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyerek başlayan Erdoğan, konuşmasının büyük bölümünü Filistin'e, Gazze'de devam eden soykırıma ayırdı. Bir gün herkesin, insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacağına işaret eden Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Bugün kendimizi güven içinde, refah içinde, esenlik içinde hissedebiliriz. Çatışma bölgelerinden, kriz bölgelerinden uzakta konfor içinde yaşayabiliriz. Fakat yarın ne olacağını, başımıza ne geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bunun için uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki Genel Kurul temasını fevkalade isabetli buluyorum." Erdoğan, "190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi, 'Dünya 5'ten büyüktür' ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir." dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hitabında, "Tayyip Erdoğan olarak vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak, Rabb'im ömür verdikçe, bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, onlar için de konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim." ifadelerini kullandı. GUTERRES İLE GÖRÜŞME BM 81. Genel Kurul görüşmelerinde katılımcılara hitabının ardından ikili temaslarını sürdüren Erdoğan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görev süresinin sonuna yaklaşan Guterres ile küresel barış ve güvenliği ilgilendiren pek çok konuda yakın çalıştıklarını söyledi. İsrail'in Gazze'de barış istemediğinin bir kez daha ortaya çıktığını, Batı Şeria'daki yerleşimci terörü ile Kudüs'teki kutsal mekanlara yapılan saldırıların durumu daha da kötüleştirdiğini belirten Erdoğan, iki devletli çözüm zemininin korunması gerektiğini bildirdi. Erdoğan, İran ve Ukrayna'da tansiyonun düşürülmesi gerektiğini, Türkiye olarak diplomatik sürece bağlı kalınması için gayret gösterdiklerini, Hürmüz konusunda bölge içinden doğacak bir sürecin fayda sağlayabileceğini kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliği için taraflardan sorumlu tutum sergilemelerini beklediklerini, Türkiye'nin Karadeniz'de ticaret gemilerinin hedef alınmasından rahatsız olduğunu vurguladı. Erdoğan, görüşmede, Ada'da Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü tanımayan hiçbir önerinin netice vermeyeceğini bildirdi. "İSRAİL SALDIRGANLIĞININ DİZGİNLENMESİ İÇİN ULUSLARARASI TOPLUMUN BASKI KURMASI ÖNEMLİ" Guterres ile görüşmesinin ardından BM Genel Merkezi'nde Senegal Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Faye ile bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Katar Emiri Temim bin Hamed Al Sani ile görüştü. Türkiye ve Katar olarak ikili ilişkileri yatırım, ticaret, enerji ve savunma sanayisi başta olmak üzere her alanda daha ileri seviyelere taşımak için çalışmaya devam edeceklerini ifade eden Erdoğan, bölgede enerji arzını olumsuz etkileyen gelişmelerin herkesi sıkıntıya soktuğunu belirtti. Erdoğan, enerji ve ulaştırma koridorları alanlarındaki işbirliğini ilerletmenin önemli olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'in Gazze'de barış yönünde adımlar atmamakta ısrar ettiğine dikkati çekerek, bölgedeki İsrail saldırganlığının dizginlenmesi için uluslararası toplumun güçlü bir şekilde baskı kurmasının önemli olduğunun altını çizdi. Görüşmenin ardından İngiltere Başbakanı Andy Burnham'ı da kabul eden Erdoğan, Türkiye-İngiltere ilişkilerinin her alanda güçlendiğini, savunma sanayisi ve ticaret başta olmak üzere, birçok başlıkta atılacak adımlarla işbirliğinin daha ileriye taşınacağına inandığını ifade etti. İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da barış istemediğini defalarca eylemleriyle ortaya koyduğunu, buna karşı uluslararası toplum baskısının önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, İran ve Ukrayna'da gerilimin arttığını, Hürmüz konusunda mutabakat sağlanmasıyla müzakere sürecinin yeniden sağlanabileceğini kaydetti. Erdoğan, Ukrayna konusunda bir yenişememe halinin hakim olduğunu belirterek, Karadeniz'de Türk veya yabancı ticaret gemilerinin hedef alınmasının durumu daha da karmaşıklaştırdığına işaret etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kıbrıs Türk halkının Ada'daki egemen eşitliği ve uluslararası statüsünün tanınmadığı hiçbir formülün sonuç vermeyeceğinin altını çizdi. BM Genel Merkezi'nde Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae'yi de kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ile Japonya'nın ikili ticaret hacmini kısa sürede dengeli bir şekilde artırma potansiyelinin bulunduğunu, enerji, altyapı ve savunma sanayisi alanlarındaki işbirliği fırsatlarını değerlendirmenin önemli olduğunu ifade etti. Türkiye'nin, bölgesinde ve dünyada barış için gayret gösterdiğini kaydeden Erdoğan, savaşların tahrip ettiği Suriye, Gazze ve Ukrayna'nın yeniden imarının da önemli olduğunu belirtti. KÖRFEZ İŞBİRLİĞİ KONSEYİ ÜYESİ ÜLKE LİDERLERİYLE TOPLANTI Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülke liderlerinin katıldığı İran konulu toplantıya iştirak etti. ABD Başkanı Trump, Gazze konusunda önemli adımlar attıkları ve bölgedeki krizi sona erdirmek için çaba gösterdikleri sürece ilişkin konuşurken Cumhurbaşkanı Erdoğan'a dönerek, "Tam olarak bir yıl önce, birçok ülke Birleşmiş Milletlerin yan etkinlikleri kapsamında burada bir araya gelerek Gazze'deki kanlı savaşı nasıl sona erdirebileceğimizi tartışmıştık ve neredeyse aynı isimler buradaydı. Aralarında Türkiye'den gelen, tam şuradaki dostum da vardı. Kendisi sert bir adamdır. Onunla uğraşmayın. Kendisi gerçekten harika bir adamdır." ifadesini kullandı. BM Genel Merkezi'ndeki temaslarının ardından Türkevi'ne gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ile görüştü. Türkiye ve Polonya arasındaki ticaret hacmini artıracak adımlar atmanın faydalı olacağını, savunma sanayisi başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini ileri taşımak için çalışmalar yürütüldüğünü ifade eden Erdoğan, Türkiye olarak Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sona ermesi için gayret gösterdiklerini, özellikle Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliği için çalıştıklarını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze'de barış ve huzurun hakim olması için uluslararası toplumun iki devletli çözüme desteğinin sürmesinin önemli olduğunu ifade etti. Nawrocki ile görüşmesinin ardından Erdoğan, Bangladeş Başbakanı Tarık Rahman'ı kabul etti. Türkiye ile Bangladeş arasındaki ilişkilerin daha kurumsal zemine taşınması ihtiyacından söz ederek, savunma sanayisi alanında işbirliğinin geliştirilmesi gerektiğini ve karşılıklı ticaret hacminin artırılması için adımlar atılmasının faydalı olacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bangladeş'in 1 milyonu aşkın Rohingyalı Müslümana kucak açmış olmasının takdirle karşılandığını, Türkiye olarak barınma, eğitim ve altyapı alanlarındaki insani yardımların süreceğini ifade etti. Erdoğan, Lotte NY Palace Hotel'de ABD Başkanı Donald Trump tarafından BM 81. Genel Kurulu'na katılan devlet başkanları ve eşleri onuruna verilen davete iştirak ederek ikinci günkü temaslarını tamamladı. PAŞİNYAN'I KABUL Cumhurbaşkanı Erdoğan, üçüncü günkü temaslarına Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ı kabul ederek başladı. Görüşmede, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ikili ticaret ve ulaştırma alanlarındaki normalleşme sürecini desteklediklerini, ilişkilerde yakalanan olumlu ivmenin devamının önemli olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye olarak Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış sürecinde karşılıklı adımlar atılmasını memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti. Erdoğan, Ermenistan ile uluslararası organizasyonlarda gelişen işbirliğinin, normalleşme sürecine katkı sağladığını söyledi. Paşinyan'ın ardından Erdoğan'ın Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'yi kabulünden sonra Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, "Türkiye-Irak ortak basın açıklaması"nı paylaştı. Buna göre, Türkiye ve Irak makamlarının iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri tüm veçheleriyle ele aldıkları görüşmelerde, taraflar güvenlik alanında işbirliğini derinleştirme konusunda mutabık kaldı. Bu çerçevede Sincar'da devlet otoritesinin bütünüyle tesisi ve yasaklı yabancı silahlı unsurların varlığına son verilmesi konusunda anlaşıldı. Irak'ın bu güvenlik uygulamalarında kaydettiği ilerleme çerçevesinde, kararlaştırılan mekanizma ve zaman çizelgesi doğrultusunda, Türk kuvvetleri Başika-Zilkan yerleşkesini Irak Federal Hükümetine kademeli olarak teslim edecek. Taraflar ayrıca, ikili ticaret ve yatırım hacminin genişletilmesi, imzalanan anlaşmaların derhal uygulamaya konulması ve başta Kalkınma Yolu Projesi olmak üzere ortak stratejik projelerin hızlandırılması hususlarında görüş birliğine vardı. Türkevi'nde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Ukrayna-Rusya Savaşı'nın kalıcı barışla neticelenmesi için Türkiye'nin elinden geleni yapmaya her zaman hazır olduğunu, doğrudan müzakerelerin canlandırılması için çalışmaların devam edeceğini belirtti. Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliği konusunda adım atılmasının gerekli olduğunu, ticari gemilere saldırının izahının olamayacağını, taraflardan sorumlu davranış beklediklerini ifade eden Erdoğan, Türkiye-Ukrayna ilişkilerinin geliştirilmesi için de adımlar atmayı sürdüreceklerini söyledi. Erdoğan, enerji, madencilik ve savunma sanayisi başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini artırmanın iki ülke açısından yararlı olacağını kaydetti. TÜRKİYE-ABD İŞ KONSEYİ TOPLANTISI Türkiye-ABD İş Konseyi Toplantısı'na katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "ABD ile stratejik işbirliğimiz her alanda gelişiyor. Siyasi ilişkilerimizde yakaladığımız ahengi ekonomik, ticari ilişkilerimize de yansıtmayı arzu ediyoruz." dedi. Sanayide katma değeri artırmak için hedefli ve seçici politikalar uyguladıklarını belirten Erdoğan, "Yapay zekada bize güç katacak ve dijital dönüşümü destekleyecek altyapı yatırımlarını hızlandırıyoruz. Sağlık alanında Ankara'da kurmakta olduğumuz endüstri bölgesiyle yatırımcılara güçlü teşvikler sağlıyoruz. Bölgesel potansiyelimizi harekete geçirmek için Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Kısacası, Türkiye şoklara yalnızca tepki veren değil, şoklara direnç kazanmış, dayanıklılığa, verimliliğe ve ekonomik güvenliğe yatırım yapan bir ekonomidir." ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerika ile ekonomik münasebetleri yalnızca ticaret rakamları üzerinden okumanın doğru olmayacağını belirterek, "Küresel ekonomik düzenin yeniden kurgulandığı bir dönemde Türkiye ile stratejik bir ekonomik işbirliği modeline ihtiyaç olduğu kanaatindeyim." dedi. “BM GENEL SEKRETERİ İKLİM ETKİNLİĞİ” Cumhurbaşkanı Erdoğan, temasları kapsamında BM Genel Merkezi'nde düzenlenen "BM Genel Sekreteri İklim Etkinliği"ne katıldı. Bu buluşmanın, iklim değişikliğine dair aldıkları kararların uygulamaya geçtiği bir etkinlik olması için çalıştıklarını dile getiren Erdoğan, "Avustralya ile birlikte farklı coğrafyaların beklentilerini gündeme taşıyacak bir anlayışla hazırlıkları yürütüyoruz. Fiji'de düzenlenecek Pre-COP'un ve Tuvalu'daki liderler buluşmasının Pasifik ülkelerinin seslerinin duyurulmasına vesile olacağına inanıyorum." ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, COP31 kapsamında bilhassa elektrifikasyon ve sıfır atık gibi öncelikli alanlarda 2035'e giden süreçte yeni hedefler belirlediklerini ve katılımcılardan bu gündeme güçlü destek vermelerini beklediklerini anlatarak, şunları kaydetti: "İklim hedeflerimizi toplumsal ve ekonomik gerçeklerle buluşturamadığımız her öneri başarısızlığa mahkum olacaktır. Ülkelerin refahını güçlendirecek adımların kendi şartları, imkanları, kalkınma öncelikleri doğrultusunda şekillenmesi gerekiyor. Finansman ve teknolojiye erişimdeki eşitsizlikler sürerken bütün ülkelerden aynı hızla ilerlemelerini beklemek gerçekçi değildir. İklim hedefleriyle kalkınma ve refah arasında güçlü bir bağ kurabildiğimiz ölçüde adil geçişi de kalıcı hale getirebiliriz." Cumhurbaşkanı Erdoğan, "BM Genel Sekreteri İklim Etkinliği" sonrası Türkevi'nin yanında yer alan, Türklere ait bir pastanede vatandaşlarla bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın New York programının son ayağı, TASC, UID, MÜSİAD ve ABD Müslüman Kuruluşlar Konseyince düzenlenen etkinlik oldu. Programda, "Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde maalesef sorunlar yaşanıyor. Müslümanlardan entegre olmasını değil, asimile olmaları bekleniyor. Biz ise entegrasyona evet, asimilasyonun her çeşidine hayır diyoruz" ifadesini kullanan Erdoğan, ABD'deki ara seçimlerle ilgili de "Yaklaşan ara seçimlerde tüm vatandaşlarımızı demokratik haklarını kullanmaya, seslerini duyurmaya davet ediyorum. İradenizi sandığa en üst seviyede yansıtmanız çok, çok önemlidir. Birlik içinde, beraberlik içinde en önemlisi de kardeşlik içinde buradaki faaliyetlerinizi başarıyla sürdürmenizi gönülden temenni ediyorum." değerlendirmesini yaptı.
BM Genel Sekreteri Guterres: Görev sürem boyunca Gazze'de hiçbir şeye benzemeyen bir katliam ve yıkım yaşandıRed carpet vs empty tarmac: Xi’s US welcome fuels debate over Takaichi’s no-show reception
Starkly contrasting receptions for the Japanese leader and the Chinese president in the United States have sparked debate over Washington’s treatment of Tokyo as an ally. Sanae Takaichi arrived in New York at the start of the working week, beginning a trip where she addressed the United Nations General Assembly for the first time as the country’s prime minister. A photo taken on her arrival shows her waving across a relatively empty tarmac at John F. Kennedy International Airport. Footage...
Wife of US seismologist held in China says Trump will ask Xi to free himAt the U.N., Japan’s Leader Says It’s Time to End ‘Enemy State’ Label
Prime Minister Sanae Takaichi said the United Nations should scrub the World War II-era designation from its Charter. China and Russia have used the term recently to attack Japan.
At the U.N., Japan’s Leader Says It’s Time to End ‘Enemy State’ LabelJaponya, BM Güvenlik Konseyinin daimi ve geçici üye sayısının artırılması çağrısı yaptı
Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, Birleşmiş Milletlerin (BM) uluslararası barış ve güvenlikteki rolünün güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, BM Güvenlik Konseyinin daimi ve geçici üye sayısının artırılması çağrısında bulundu.
Japonya'dan BM'ye çağrı
Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae, Birleşmiş Milletler'in (BM) uluslararası barış ve güvenlikteki rolünün güçlendirilmesi gerektiğini belirterek BM Güvenlik Konseyi'nin daimi ve geçici üye sayısının artırılması çağrısında bulundu.
Japanese PM calls for reform of UN Security Council
Sanae Takaichi said that the Security Council reflects the international situation of 1945 in its current form, rather than today’s realities
North Korea's nuclear, missile programs pose serious threat to global security, Japan says
Prime Minister Sanae Takaichi calls for complete denuclearization, voices concern over growing military cooperation between Moscow, Pyongyang
North Korea's nuclear, missile programs pose serious threat to global security, Japan saysBREAKING NEWS: Takaichi, Trump reaffirm commitment to denuclearization of N. Korea: Japan
BREAKING NEWS: Takaichi, Trump reaffirm commitment to denuclearization of N. Korea: Japan Read full story here
Cumhurbaşkanı Erdoğan BM Genel Kurulu’na hitap edecek! Gözler Erdoğan ile Trump’ın görüşmesinde
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün BM 81. Genel Kurulu’na hitap edecek. Bugün başlayacak BM Genel Kurul görüşmeleri 28 Eylül’e kadar sürecek. Genel Kurul bu yıl, “Güveni yeniden inşa etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç üreten bir Birleşmiş Milletler” temasıyla toplanıyor. BM gündeminin başlıca konuları arasında Ortadoğu’daki çatışmalar, İran krizi, Gazze ve Filistin meselesi, Rusya-Ukrayna savaşı, Sudan, iklim değişikliği ve yapay zekânın uluslararası düzeyde yönetimi bulunacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’na hitabında ise, Gazze ve Filistin meselesi, İran merkezli bölgesel gerilim, Suriye, Rusya-Ukrayna savaşı ve BM sisteminin reformu gibi konulara ilişkin önemli mesajlar vermesi bekleniyor. Diplomasi trafiği Erdoğan, BM konuşmasının hemen ardından BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile bir araya gelecek. Ortadoğu’daki çatışmalar, Gazze, İran, Ukrayna, Suriye ve insani meselelerin yine bu görüşmede gündeme gelmesi öngörülüyor. Guterres’in görev süresinin 2026 sonunda sona erecek olması nedeniyle BM’nin geleceği ve çok taraflı sistemin reformu da New York’taki diplomatik görüşmelerin genel başlıklarından biri olacak. Erdoğan’ın bugün yapacağı bir diğer dikkat çekici görüşme İngiltere Başbakanı Andy Burnham ile olacak. İki liderin savunma sanayii, ticaret, yatırım, Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi ile Güvenlik ve Savunma Ortaklığı konularını ele alması öngörülüyor. Erdoğan’ın Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile görüşmesinde ise ekonomik ortaklık anlaşmasının müzakereleri, yatırımlar, bilim-teknoloji işbirliği ve Ortadoğu’daki enerji güvenliğinin öne çıkması bekleniyor. Trump’ın davetine katılacak Erdoğan’ın New York temaslarında gözler ABD Başkanı Trump’la olası görüşmede olacak. Cumhurbaşkanının programında Trump’la baş başa görüşme bulunmamakla birlikte iki lider bu akşam aynı programda yer alacak. Erdoğan, Trump ve eşinin Lotte New York Palace Hotel’de devlet ve hükümet başkanları ile eşleri onuruna vereceği davete katılacak. Erdoğan ve Trump son olarak temmuz ayında NATO Liderler Zirvesi marjında Ankara’da yüz yüze görüşmüştü. New York’ta baş başa Erdoğan-Trump görüşmesi gerçekleşmesi halinde masadaki muhtemel başlıkların İran savaşı, Gazze, Suriye, savunma ilişkileri, ticaret ve yatırımlar olması bekleniyor. ‘Türkiye önemlibir ortak’ ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Türkevi’nin önünde CNN Türk’e özel açıklamalarda bulundu. Barrack, “Türkiye, ABD Başkanı için çok önemli bir ortak” dedi. Barrack, özetle şunları söyledi: “Türkiye, ABD Başkanı için çok önemli bir ortak. İletişimimizi iyi tutmaya çalışıyoruz. CATSA ile ilgili kongre süreci devam ediyor. Savunma ve silah altyapısı çok değişti. Rus sisteminin kullanımı ABD sistemi ile kesinlikle uyumlu değildir. Kongrenin S400 sorununu nasıl çözeceği üzere çalışması lazım. Bu çok kritik bir sorun değil iki ülke için. İlişkimizde hiçbir parazit yok. Türkiye’nin savunma sanayisi çok güçlü. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başkan Trump arasında arasında iyi bir uyum var.” Türkevi’nde görüşme trafiği Cumhur-başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu dolayısıyla bulunduğu New York’ta yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kapsamda Vietnam Devlet Başkanı To Lam, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed Yunus el-Menfi, Kuveyt Veliaht Prensi Sabah Halid el-Hamed Al-Sabah, Kosova Başbakanı Albin Kurti ve Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ile ayrı ayrı Türkevi’nde bir araya geldi. Liderlere COP31 daveti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre; Erdoğan, To Lam görüşmesinde Türkiye’nin, iki ülke ilişkilerinin ‘Stratejik Ortaklık’ seviyesine yükseltilmesi önerisine Vietnam’ın olumlu yanıt vermesinden memnuniyet duyduğunu ifade etti. Erdoğan, el-Menfi ile görüşmesinde ise Libya’da istikrarın devamı için gayret gösterdiklerini belirtirken, Libya’nın menfaatine olmayan hiçbir formüle rıza göstermeyeceklerini kaydetti. Erdoğan, bir araya geldiği tüm liderleri Türkiye’de düzenlenecek COP31 Liderler Zirvesi’ne de davet etti. ‘100. yıl, Türkiye ve ABD için stratejik bir dönüm noktasıdır’ Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, New York’ta İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen “Türkiye-ABD İlişkilerinin 100. Yılı Paneli” açılışında konuştu. Duran, kritik bir tarihsel dönemeçte diplomatik ilişkilerin 100. yılına yaklaştığını hatırlatarak, şunları söyledi: “Bu 100. yıl, kuşkusuz her iki ülke için de stratejik bir dönüm noktasıdır. Günümüzde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başkan Donald Trump arasındaki doğrudan diyalog, yıllardır çözümsüz kalan meselelerde ilerleme kaydedilmesi için yeni bir alan açmıştır. İki liderin doğrudan temasları, daha yapıcı bir ortamın oluşmasına katkı sağlamış ve üst düzey siyasi liderliğin Türkiye-ABD ilişkilerindeki önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Yeni yüzyıl, Türkiye ile ABD’nin birbirlerine ilişkin mevcut algılarını yeniden değerlendirmelerini gerektirmektedir. Savunma sanayii, enerji, ticaret, yatırım, ileri teknoloji, yapay zekâ, akademi, bilim, tedarik zincirleri ve kritik mineraller, ilişkilerin ikinci yüzyılını şekillendirecek iş birliği alanları hâline gelmelidir.”
BM Genel Kurulu için New York'ta güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldıShadow of Xi summit hangs over Trump’s high-stakes talks with Japan’s Takaichi
When Japanese Prime Minister Sanae Takaichi meets US President Donald Trump in New York on Tuesday, the leader casting the longest shadow over the meeting will not even be in the building. Trump will meet Chinese President Xi Jinping in Washington on Thursday – two days after Takaichi meets the US leader on the sidelines of the United Nations General Assembly. It will be Xi’s first state visit to the US in over 10 years. Faced with an unpredictable American president eager for tangible results...
Expo 2027 Yokohama: Italy at the Center of Global Cooperation
(ANSA) - TOKYO, 16 SET - The official presentation of Green×Expo 2027, the International Horticultural Exposition to be held in Yokohama from March 19 to September 26, 2027—exactly six months before its opening—took place in Tokyo at the Otemachi Mitsui Hall. The ceremony, which was of high institutional standing, was attended by top Japanese government officials: Prime Minister Sanae Takaichi, via a video message; Minister of Land, Infrastructure, Transportation, and Tourism Yasushi Kaneko; Minister of Agriculture, Forestry, and Fisheries Norikazu Suzuki; Minister of Economy, Trade, and Industry Ryosei Akazawa; and Expo 2027 Association President Yoshinobu Tsutsui. The Italian Ambassador to Japan, Mario Vattani, was the only foreign diplomatic representative to speak from the main stage during the session dedicated to international participation. This decision confirms the role assigned to Italy by the Japanese authorities as a privileged partner in cooperation with the host country. In his remarks, Vattani emphasized how international horticultural expos have evolved into “laboratories for the future,” capable of weaving together agriculture, agri-tech, energy, sustainable infrastructure, mobility, and space technologies. The ambassador also announced that the Italian Pavilion in Yokohama will reuse elements from the Italian Pavilion at Expo 2025 Osaka Kansai, including the garden on the structure’s rooftop, as part of a continuity between the two events designed to give concrete form to the principles of the circular economy. The Italian Pavilion in Yokohama will focus on creating harmony between nature, tradition, and innovation through culture, creativity, and industry, in line with the exhibition’s overarching theme, “Scenery of the Future for Happiness.” The structure will reuse architectural and scenographic elements already used in Osaka, with the stated goal of reducing waste and optimizing the use of resources available in Japan. Italy’s participation will aim to highlight an innovative approach to sustainability, featuring solutions for environmental protection and land management, the use of agritech and satellite technologies for environmental monitoring, as well as systems for water efficiency and crop resilience. Green×Expo 2027 thus represents an opportunity for Italy to relaunch its circular economy model on the international stage, building on the experience gained in Osaka. Read article...
Cevdet Yılmaz: Döviz korumalı mevduatlar artık sıfır seviyesinde
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, 2027-2029 dönemine ilişkin "Orta Vadeli Program Uluslararası Medya Buluşması" kapsamında yabancı basın mensuplarıyla bir araya geldi. Programda, gazetecilere Orta Vadeli Program'a (OVP) ilişkin bilgi veren Yılmaz, OVP'nin kalkınma planlarıyla uyumlu olarak her yıl güncellenen, makroekonomik, mali ve yapısal politikalara yön veren temel çerçeve olduğunu belirtti. Yılmaz, OVP'nin makroekonomik öngörüleri ve politika değişkenleri ortaya koymanın yanı sıra kamu gelirleri, harcamaları ve borçlanmasına ilişkin çerçeveyi de belirlediğini ifade etti. OVP'nin yıllık bütçenin hazırlanmasına dayanak oluşturduğunu ve ilgili dönem için reform gündemini de tanımladığını anlatan Yılmaz, ilgili paydaşlarla istişare sürecine özel önem verdiklerini dile getirdi. Yılmaz, Türkiye'nin küresel ekonominin bir parçası olduğunu anımsatarak, küresel düzeyde yaşanan gelişmelerin ekonomik öngörüleri ve politikaları da etkilediğini söyledi. Küresel düzeydeki koşulların oldukça zorlu bir seyir izlediğine işaret eden Yılmaz, şunları kaydetti: "Dünya genelindeki üretime bakıldığında, gerçekleşmesi beklenen seviyenin bir yıl öncesindeki tahminlerin altında kalacağı öngörülüyor. Özellikle kırsal bölgelerdeki ve sanayi sektöründeki büyüme Türkiye için kritik öneme sahip, zira ihracatımızın önemli bir kısmını bu alanlar oluşturuyor ve dolayısıyla dış talep ihracatımız açısından büyük önem taşıyor. Ticaret ortaklarımızı ele aldığımızda, geçen yıl Orta Vadeli Program'ı hazırlarken, ticaret ortaklarımızın büyüme oranına ilişkin uluslararası öngörü yüzde 2,4 seviyesindeyken, bugün bu oran yüzde 1,6'ya gerilemiş durumda." "SAVAŞ, KÜRESEL EKONOMİYİ ETKİLEDİ" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sanayi üretimindeki yavaşlamanın oldukça dikkati çekici olduğunu belirterek, "Geçen yıl, bu yıl için yüzde 3,4'lük bir büyüme öngörülürken, bugün yapılan tahminler yüzde 0,5'lik bir daralmaya işaret ediyor. Yani bölgede bir gerileme söz konusu. Bu durum, küresel ticaret koşullarının pek de elverişli olmadığını gösteriyor." diye konuştu. Bunun temel nedeninin bölgedeki savaş olduğunu, bunun tüm küresel ekonomiyi, özellikle de Avrupa bölgesini etkilediğini ifade eden Yılmaz, bu etkinin yansımalarının Türkiye'nin ticaret performansında da görüldüğünü kaydetti. Yılmaz, geçen yıl hazırlanan kapsamlı programda, bu yıl için Brent petrol fiyatlarının varil başına 64,3 dolar olmasının öngörüldüğünü hatırlatarak, Ancak bugün yapılan hesaplamalarda ortalama fiyatın 89,3 dolar seviyesinde olduğu görülüyor. Yani fiyatlarda ciddi bir artış söz konusu." dedi. Aynı durumun enerji dışı emtia fiyatları için de geçerli olduğunu dile getiren Yılmaz, enerji dışı emtia fiyatlarının da yükseldiğine, küresel enflasyonun da yukarı yönlü bir seyir izlediğine işaret etti. Yılmaz, bu durumun, OVP'deki öngörülerine de yansıdığını belirterek, şunları kaydetti: "Büyüme oranımızın yüzde 3,8 olması öngörülüyordu ancak bu öngörüde bir revizyona gittik. Şu anda yüzde 3,3'lük bir büyüme oranı öngörüyoruz. Sanayi üretimi beklentisi de revize edildi, geçen yılki öngörülerle kıyaslandığında farklı bir seviyede seyrediyor. Yıl sonu tüketici fiyat endeksi (TÜFE) tahmini yüzde 16 seviyesindeydi ancak bunu yüzde 28,4'e revize ettik. Aslında Merkez Bankası bu tahmini farklı zamanlarda güncelledi ancak OVP yıllık olarak revize edildiği için biz de bu güncellemeyi yıllık bazda gerçekleştirdik. Bu nedenle söz konusu revizyon, diğer dönemlerdeki revizyonlardan daha büyük önem taşıyor. Aslında bu planı hazırlarken Merkez Bankası ile istişarelerde bulunuyoruz. Dolayısıyla bu, çeşitli ekonomik kurumların öngörülerinin bir araya gelmesi ve mevcut koşullara dair ortak değerlendirmeler yapılması sonucunda ortaya çıkan bir tablodur." "DEĞİŞİKLİKLER CARİ İŞLEMLER DENGELERİNİ DE ETKİLEDİ" Öngörülerin, dış ticaret açığı gibi kalemler üzerinde de benzer etkiler yarattığına işaret eden Yılmaz, "Örneğin, daha önce 96 milyar dolar olarak öngörülen bir kalem... Bugün bu rakam 105 milyar dolar seviyesinde, yani geçen yıla kıyasla yaklaşık 9-10 milyar dolarlık bir fark söz konusu. Bunun temel nedeni, 63 milyar dolar olarak öngörülen ancak şu anda 71 milyar dolar olması beklenen enerji faturamızdaki artıştır." diye konuştu. Turizm gelirleri beklentisinde de 3 milyar dolarlık bir düşüş yaşandığını aktaran Yılmaz, burada 68 milyar dolarlık bir gelir öngörülürken, şu anda 65 milyar dolar beklendiğini, bu değişikliklerin cari işlemler dengelerini de etkilediğini dile getirdi. Yılmaz, büyüme öngörülerine bakıldığında 2025 yılı için küresel ticaretin yüzde 5, küresel büyümenin ise yüzde 3,5 oranında gerçekleşmesinin beklendiğini söyledi. Dünya ekonomisinin bu yıl yüzde 3, dünya ticaretinin ise yüzde 3,5 oranında büyümesinin beklendiğini belirten Yılmaz, "Ancak iyi haber şu ki 2027 yılına ilişkin uluslararası beklentilerin tamamı olumlu yönde. Küresel düzeyde büyümenin yüzde 3,4 olacağı tahmin ediliyor ve ticaretin, yani küresel ticaretin önümüzdeki yıl yüzde 4,3 artacağı öngörülüyor. Bu, elbette Türkiye gibi ihracatçı ülkeler için özellikle iyi bir haber." dedi. Emtia fiyatları üzerindeki arz kaynaklı yukarı yönlü baskıya bakıldığında, özellikle savaşın etkisiyle, enerji fiyatlarında olduğu kadar enerji dışı emtialarda da çok önemli bir artış görüldüğüne dikkati çeken Yılmaz, bununla birlikte bir yavaşlama ve gerilemenin de bulunduğunu ancak fiyatların geçmişteki seviyelerinden çok daha yüksek olduğunu kaydetti. "TÜRK LİRASINA DUYULAN GÜVEN ARTTI" Verilere bakıldığında, Türkiye'deki toplam yatırımın toplam tüketimden daha hızlı büyüdüğünün görüldüğünü belirten Yılmaz, şunları ifade etti: "Bu, Türkiye'deki büyümenin kalitesi açısından özellikle önemlidir. Bu verilere göre büyüme daha dengeli, daha verimli ve daha sürdürülebilir bir nitelik taşıyor. Bu da makul bir büyüme seviyesiyle enflasyonla mücadele etmemize yardımcı oluyor. Yani, bazı gözlemciler ve basın mensupları bu konuyu soruyorlar. Yani, büyüme ile enflasyonla mücadele programı arasındaki tutarlılık nedir? Bu anlamda doğru yönde ilerlediğimiz ve büyüdüğümüz açık. Ancak bu büyüme, enflasyonla mücadele programımıza aykırı değildir. Daha dengelidir ve hem üretim kapasitemizi hem de verimliliğimizi artırmaktadır. Bu da çeşitli sektörlerdeki enflasyonist sorunların üstesinden gelmemize ve aynı zamanda enflasyon düşürme programımızı uygulamamıza yardımcı olmaktadır. Türk lirasına duyulan güvenin arttığı da bu grafikten çok net bir şekilde anlaşılmaktadır." Yılmaz, üç yıl öncesinde döviz mevduatlarının çok yüksek olduğunu, Türk lirası mevduatlarının ise oldukça düşük seviyede bulunduğunu hatırlatarak, ancak bugün Türk lirası mevduatların neredeyse iki katına çıktığını, döviz mevduatlarının ise yüzde 40'ın altına düştüğünü gördüklerini aktardı. Yılmaz, "Türk ekonomisi için çok önemli bir koşullu yükümlülük olan döviz korumalı mevduatlar ise artık sıfır seviyesinde. Yani tamamen ortadan kaldırıldı ve bunu, finansal piyasalara veya finansal istikrara zarar vermeden, aslında sorunsuz bir süreçle başardık." dedi. Yılmaz, bu üç yıllık dönemde elde edilen en önemli başarılardan birinin, bu koşullu yükümlülüğün ortadan kaldırılması ve Türk lirasının konumunun güçlendirilmesi olduğuna vurgulayarak, "Bu güçlü artışa baktığımızda, aslında rezervlerimizde bir başka çok önemli gelişme görüyoruz. 2023 yılının Mayıs ayında, toplam rezervler, yani brüt rezervler 98,5 milyar ABD dolarıydı. Bugün, 28 Ağustos 2026 itibarıyla, rezervlerimiz 188,2 milyar dolara yükseldi, yani rezervlerimizde neredeyse 90 milyar dolarlık bir artış oldu." ifadelerini kullandı. Yılmaz, bunun oldukça önemli bir gelişme olduğuna ve son aylarda altın fiyatlarındaki bu düşüşe rağmen gerçekleştiğine dikkati çekti. "ŞİRKET BORÇLARININ GSYİH'YE ORANI OLDUKÇA MAKUL" Rezervlerde oldukça önemli bir artış olduğunu vurgulayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Risk göstergesi olarak CDS'ye baktığımızda, Mayıs 2023'te 700 puanın üzerindeyken şu anda 220'nin altında. Yani risk primlerimizde büyük bir düşüş söz konusu ve bu durum hem kamu sektörü hem de özel sektör için, özellikle de döviz cinsinden krediler söz konusu olduğunda, borçlanma maliyetleri açısından da çok önemli. Yani, kamu borcumuzun Gayri Safi Yurt İçi Hasılaya (GSYİH) oranı yaklaşık yüzde 20 civarında. Kesin rakam yüzde 23,9, GSYİH'mizin yüzde 24'üne yakın, oysa bu oran gelişmekte olan ekonomilerde neredeyse yüzde 80, gelişmiş ekonomilerde ise yüzde 100'ün üzerindedir. Türkiye'de bu oran yaklaşık yüzde 10, gelişmekte olan piyasalarda yaklaşık yüzde 46 ve gelişmiş ekonomilerde ise neredeyse yüzde 68'dir. Türkiye'de şirket borçlarının GSYİH'ye oranı da oldukça makul seviyededir. Türkiye'de bu oran yüzde 38,9, gelişmekte olan piyasalarda yüzde 52,4 ve gelişmiş ekonomilerde ise neredeyse yüzde 90'dır. Bu çok önemli bir konu, zira salgınların ardından birçok ülke borç biriktirmiş durumda ve bu durum, belirli politikaları uygulamaları açısından çok önemli bir kısıtlama oluşturuyor. Türkiye, borç göstergelerimiz göz önüne alındığında, bu küresel koşullarda önemli bir avantaja sahip olacak. Bunlar 2025 yılına ait rakamlardır." İlginizi Çekebilir Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, 2027-2029 dönemine ilişkin "Orta Vadeli Program Uluslararası Medya Buluşması" kapsamında yabancı basın mensuplarıyla bir araya geldi. Programda, gazetecilere Orta Vadeli Program'a (OVP) ilişkin bilgi veren Yılmaz, 2024 ve 2025 yılları göz önüne alındığında, cari işlemler açığının yüzde 2'nin altında olduğunu belirtti. Cari işlemler dengesi ile Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'nın (GSYİH) oranı açısından tarihsel ortalamaların altında olunduğuna işaret eden Yılmaz, "Son verilere göre, bu yıl cari açığımızda geçici bir artış gözlemleniyor. Bu rakam yüzde 2,3'lük bir eksi değer. Ancak bu artışın büyük bir kısmı, bölgemizdeki savaşın etkisinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla bu, cari işlemler açığındaki geçici bir artış olup, yapısal bir bozulma değildir. Cari işlemler açığımız tarihsel ortalamalarımızın oldukça altında ve bunun böyle devam edeceğine inanıyoruz." diye konuştu. Genel enflasyona bakıldığında, programın temel önceliği olan enflasyonla mücadelede önemli ilerleme kaydettiklerini dile getiren Yılmaz, Mayıs 2024'te yüzde 75,5'e yükselen enflasyonun uygulanan politikalar sonucunda belirgin bir düşüş eğilimine girdiğini söyledi. Arz tarafındaki baskılar nedeniyle bu güçlü düşüş eğiliminin geçici olarak durduğunu, Ağustos 2026 itibarıyla yüzde 31,5 seviyesinde seyrettiğini aktaran Yılmaz, "Enflasyonun 2026 yılının son çeyreğinde yeniden düşüş eğilimine girmesini ve yıl sonunda yüzde 28,4 seviyesinde kalmasını bekliyoruz." dedi. "DÜŞÜŞ EĞİLİMİNİN YENİDEN BELİRGİNLEŞMESİNİ BEKLİYORUZ" Gıda, yakıt, doğal gaz ve ulaşım hizmetlerinden oluşturulan endeksin, dünya genelindeki gelişmelerin etkisiyle belirgin bir artış gösterdiğini gözlemlediklerini ifade eden Yılmaz, bu kalemlerin Tüketici Fiyat Endeksi sepetinin toplamının yüzde 34,5'ini oluşturduğunu, enerji ve emtia fiyatlarındaki artışın, nakliye maliyetleri ve gıda fiyatları üzerindeki baskılarla birleşerek bu gruptaki fiyat hareketlerini hızlandırdığını dile getirdi. Savaştan doğrudan etkilenen bu kalemler hariç tutulduğunda, enflasyonun temel eğilimindeki düşüşün devam ettiğini aktaran Yılmaz, "Dolayısıyla mevcut veriler, genel enflasyondaki düşüşün son dönemde gözlenen yavaşlamasının, programın temel dinamiklerinden değil, savaştan doğrudan etkilenen ve TÜFE sepetinde önemli bir ağırlığa sahip kalemlerden kaynaklanan ek fiyat baskılarından kaynaklandığını göstermektedir." ifadelerini kullandı. Arz şoklarının etkisi azaldıkça, sıkı ve koordineli bir politika çerçevesinin desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin yeniden belirginleşmesini beklediklerini dile getiren Yılmaz, bütçe açıklarına bakıldığında, deprem ve depremle ilgili geçici harcamalara rağmen, bütçe açığının GSYH'ye oranının oldukça makul seviyelerde kaldığını söyledi. "MİLLİ GELİRİMİZİN 1,8 TRİLYON DOLARI AŞACAĞINI ÖNGÖRÜYORUZ" Depremle ilgili harcamaların bütçe açıklarında önemli bir rol oynadığını, ancak zaman içinde bütçedeki deprem harcamalarının payının azaldığını anlatan Yılmaz, azalma eğilimi olsa da bu ilave harcamaların mali yükünün bir süre daha gündemlerinde kalmaya devam edeceğini kaydetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın vizyonu ve güçlü siyasi liderliği doğrultusunda, programı kararlılıkla ve bütüncül bir yaklaşımla yürüttüklerinin altını çizen Yılmaz, şöyle konuştu: "Bu süreçte, istikrarı koruyup dengeli bir büyüme sağlarken, enflasyonda belirgin bir düşüş elde etme, dış dengeyi güçlendirme, rezervleri artırma ve finansal dayanıklılığı pekiştirme konularında önemli ilerlemeler kaydettik. Nitekim, 2026 yılı sonunda milli gelirimizin 1,8 trilyon doları aşacağını ve kişi başına düşen milli gelirin ilk kez 20 bin ABD doları seviyesine yaklaşacağını öngörüyoruz. Önümüzdeki iki yıl boyunca da bu eşiğin üzerinde kalınması beklenmektedir. SON DAKİKA | Cumhurbaşkanı Erdoğan Mansur Yavaş'ı kabul etti Temel hedefimiz, enflasyonu tek haneli seviyelere indirerek fiyat istikrarını kalıcı hale getirmek ve mali disiplinimizi tavizsiz bir şekilde sürdürmektir. Mali disiplini halihazırda sağladığımıza inanıyoruz. Ancak bu konudaki çalışmaları sürdürmeli ve disiplini daha da güçlendirmeliyiz. Büyümenin toplumun tüm kesimlerine daha güçlü bir şekilde yansımasını sağlamak amacıyla, üzerimizdeki yükleri hafifletecek ve iş gücü üzerindeki baskıları azaltacak politikaları hayata geçireceğiz. Özellikle küresel koşulları göz önünde bulundurarak, kritik girdilerin arz güvenliğini güçlendirmeye yönelik politikalarımızı sürdüreceğiz." Yılmaz, her şeyden önce, üretim birimlerinin dayanıklılığı artırılarak yapısal reformların etkisinin güçlendirilmesi, böylece verimliliğin ve rekabet gücünün yükseltilmesi gerektiğini vurguladı. "EKONOMİMİZLE İLGİLİ RİSK ALGISINDA ÇOK NET BİR DÜŞÜŞ VAR" Ülke riski primindeki belirgin düşüşe de değinen Yılmaz, "Ekonomimizle ilgili risk algısında çok net bir düşüş var. Brüt uluslararası rezervler artmıştır. Genel enflasyon düşmüştür, ancak kaydedilen ilerlemeyi göz önünde bulundurduğunuzda, önemli bir ilerleme olduğu görülmektedir. Yine de, tek haneli rakamlara ulaşmak için önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadele etmemiz gerekmektedir." değerlendirmesinde bulundu. Risk algısının azaldığını, dış tamponların geçmişe kıyasla daha güçlü olduğunu vurgulayan Yılmaz, enflasyonun üç yıl öncesine göre çok daha düşük seviyede olduğunu, koşullu yükümlülüklerin azaltılmasıyla finansal istikrarın güçlendirildiğini ifade etti. "OVP'Yİ GEÇMİŞTEKİ KAZANIMLARIMIZ ÜZERİNE İNŞA ETTİK" Yılmaz, yeni OVP'ye ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Şimdi ise bu programla ana hedefimiz, bu makroekonomik istikrarı temel alarak, bu istikrarı sürdürülebilir büyüme ve verimliliğe dönüştürmektir. Ana çerçevemiz budur. Büyüme rakamlarına baktığınızda, 2026-2029 Orta Vadeli Programımızı geçmişteki kazanımlarımız üzerine inşa ettiğimizi vurgulamak isterim. 2026'da yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesini beklediğimiz büyümenin kademeli olarak güçlenerek 2027'de yüzde 4,2'ye, 2028'de yüzde 4,6'ya ve nihayet programın sonunda yüzde 5'e ulaşacağını öngörüyoruz. Yeni program döneminde, makroekonomik istikrarla uyumlu, üretim kapasitesini ve verimliliği artıran ve enflasyonun bastırılmasına yol açmayan bir sürdürülebilir büyüme anlayışını benimsiyoruz. Büyümenin niteliğini dönüştürmek için, tarımda teknoloji ve verimlilikte artış, sanayide üretim kapasitesi ve teknolojik yoğunlukta yükseliş ve hizmet sektöründe bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin daha fazla ön plana çıkmasını sağlayarak toplam faktör verimliliğini kalıcı bir şekilde artıracağız." Son üç yıl boyunca toplam faktör verimliliğinin katkısının arttığına da dikkati çeken Yılmaz, 2026 yılı için, toplam faktör verimliliğinin büyüme oranına yaklaşık 1,2 puan katkı sağlayacağını öngördüklerini bildirdi. Büyümenin üçte birinden fazlasının verimlilikten kaynaklandığını belirten Yılmaz, bu durumun program dönemi boyunca da devam edeceğini, her yıl toplam faktör verimliliğinden 1,1 puanlık bir katkı beklediklerini dile getirdi. "2,1 MİLYON İLAVE İSTİHDAM SAĞLANMASINI BEKLİYORUZ" Önemli olanın, makul bir seviyede büyümeye devam etmek olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Bu seviye aslında tarihsel ortalamalarımızın altındadır. Büyüme oranları açısından tarihsel ortalamamız yüzde 4,8'dir. Dolayısıyla, enflasyonun düşürülmesi meselemizle, büyümeyle ve ek politika önlemleriyle çelişmeyen bir büyüme kaydetmeye devam edeceğiz." diye konuştu. Öte yandan Yılmaz, ek tedbirlerle işsizlik oranının yüzde 8'in altına düşmesini beklediklerini, halihazırda tek haneli seviyelerde olunduğunu aktardı. Bunun Türk ekonomisi için alışılagelmiş bir durum olmadığına dikkati çeken Yılmaz, şunları kaydetti: "Geçmişte oran yüzde 10 civarındaydı. Oysa şimdi, tarihsel ortalamalarımız da dikkate alındığında oldukça makul bir seviyedeyiz ve oranın yüzde 8'in altına inmesini öngörüyoruz. Bu program kapsamında 2,1 milyon ilave istihdam sağlanmasını bekliyoruz. Bu, yıllık yaklaşık 700 bin ilave istihdam anlamına geliyor ki bu da tarihsel ortalamalarımızla uyumlu bir rakam. Tarihsel verilere baktığımızda Türk ekonomisinin yılda yaklaşık 700 bin kişilik istihdam yarattığını görüyoruz. Bu istihdam elbette büyüme yoluyla sağlanacak ancak sadece büyüme ile sınırlı kalmayıp, aynı zamanda iş gücü piyasası reformlarını ve aktif iş gücü piyasası politikalarını da hayata geçiriyoruz." Genç nüfusun istihdama katılımı için elverişli bir ortam hazırladıklarını anlatan Yılmaz, iş gücüne katılımı ve istihdamı desteklediklerini mesleki eğitime ve beceri kazandırmaya daha fazla ağırlık verdiklerini söyledi. "ENFLASYONUN TEK HANELİ SEVİYELERE İNMESİNİ ÖNGÖRÜYORUZ" Bu sürecin büyüme ve istihdam politikalarının bir bileşimi niteliğinde olduğunu, eğitim sisteminin de daha iyi işlediğini ifade eden Yılmaz, "Yakın zamanda açıklanan PISA sonuçlarında, Türkiye'nin performansının birçok açıdan yükseldiğini görmekten memnuniyet duyuyoruz." dedi. Yılmaz, iş gücü kalitesindeki bu iyileşmenin, iş gücü piyasası politikalarına da katkı sağlayacağını dile getirdi. Programın merkezinde fiyat istikrarına yönelik güçlü bir kararlılık yer aldığını belirten Yılmaz, şunları kaydetti: "Enflasyonun bu yıl yüzde 28 civarında gerçekleşmesini, ancak gelecek yıl yüzde 21'e, onu takip eden yılda ise yüzde 13,5'e düşmesini bekliyoruz. Programın sonunda enflasyonun yeniden tek haneli seviyelere inmesini öngörüyoruz, zira enflasyonu düşürmenin sürdürülebilir büyüme ve sosyal politikalarımız açısından yararlı olduğuna inanıyoruz. Daha düşük enflasyon ve daha güçlü bir fiyat istikrarı, yüksek ve sürdürülebilir büyüme hedefimizi güçlendireceği gibi, sosyal adalet ve gelir dağılımı hedeflerimize de katkı sağlayacaktır. Şunu da tekrar vurgulamalıyım ki, tüm bu bakış açısı, başardıklarımız ve hedeflediklerimiz, özellikle güçlü liderliği ve vizyonuyla Cumhurbaşkanımızdan gelen kuvvetli bir siyasi desteğe sahiptir." Programın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Yılmaz, Türkiye'nin bu yıl COP31'e ev sahipliği yapacağını, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının, Türkiye için büyük önem taşıyan bu zirveyi hazırladığını belirtti. Türkiye'nin uzun vadeli karbonsuz ekonomi hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü aktaran Yılmaz, fosil yakıt ithalatçısı bir ülke olarak iklim gündeminin makroekonomik politikalarla da uyumlu olduğuna inandıklarını ifade etti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yeşil ekonomide ilerleme kaydedersek bu sadece iklim hedeflerimize katkıda bulunmakla kalmayacak aynı zamanda cari açığı azaltarak ve iç kapasitemizi artırarak makroekonomik istikrarımızı da güçlendirecektir. Dolayısıyla Türkiye'nin, iklim hedeflerini kalkınma hedefleriyle birleştirerek ilerletebilen şanslı ülkelerden biri olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle gelişmekte olan ülke olarak iklim hedeflerine büyük önem veriyoruz ve bu yeşil gündemin kalkınma hedeflerimize aykırı bir şey olmadığını, aksine bizim için bir güçlendirici faktör olduğuna inanıyoruz. Kalkınma Stratejimizin ve 12. Kalkınma Programımızın omurgasına baktığımızda, bu programın temelini yeşil ve dijital dönüşüm oluşturmaktadır. Türkiye'nin kalkınma stratejisi, iklim hedefleriyle açıkça uyumludur." Uluslararası kuruluşların gerçeklere göre hedeflerini ve amaçlarını revize ettiklerini anlatan Yılmaz, dünyadaki dönüşümlere bakıldığında ticaret ve gümrük vergisi savaşları, sahadaki çatışmalar ile Avrupa, ABD ve diğer bölgelerde görülen yeni korumacı gündemin programın kontrolü dışındaki faktörler olduğunu söyledi. Uzun vadede önemli olanın dış faktörlerden ziyade programın kendisi olduğunu belirten Yılmaz, dış faktörlerin zaman çizelgesi ve tahminler üzerinde belirli etkiler yaratabileceğini ancak programın ana yönünü değiştirmeyeceğini dile getirdi. Makroekonomik tahminlerini revize eden tek ülkenin Türkiye olmadığını vurgulayan Yılmaz, "Sahadaki gerçeklere göre kendini uyarlayan gerçekçi bir program yerine durağan bir program izleseydik eleştirilmemiz gerekirdi ancak hedeflerimiz, temel yönelimimiz ve ana çerçevemiz değişmiyor. Bunlar, fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve sosyal refahtır, bu doğrultuda çabalarımızı sürdüreceğiz." diye konuştu. "YENİ EKONOMİNİN GERÇEKLERİNİN DE FARKINDAYIZ" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Asya'nın küresel ekonomide yükselişte olduğunun farkında olduklarını, bir süredir Asya ile ticareti artırdıklarını ve buna devam edeceklerini söyledi. Türkiye'nin ticari ilişkilerini çeşitlendirmesi gerektiğine inandıklarını dile getiren Yılmaz, "Bunu enerji piyasaları ve daha pek çok alanda yaptık, bu durum ekonomimize yönelik riskleri de azaltıyor. Pazar çeşitlendirmesi, ticaret politikamızdaki stratejilerden biridir. Özellikle Japonya çok dostane bir ülkedir ve kendileriyle çok iyi ilişkiler geliştiriyoruz." dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae arasında son derece verimli ve yapıcı görüşmeler ve temasların gerçekleştiğini aktaran Yılmaz, pek çok alanda Japonya ile işbirliğini sürdüreceklerini belirtti. Asya ve Çin'in, dünya ekonomisinde giderek daha fazla yükseldiğine dikkati çeken Yılmaz, şunları kaydetti: "Bu gerçeklerin farkındayız ve kendimizi bu gerçeklere göre uyarlıyoruz. Öte yandan, kurallara dayalı bir uluslararası ticaret sistemine de bağlıyız ve bunun tüm dünya için yararlı olduğuna inanıyoruz, bu sistemi destekliyoruz. Ancak aynı zamanda yeni ekonominin gerçeklerinin de farkındayız. Farklı ihtiyaçları beraberinde getiren yükselen bir korumacılık eğilimi söz konusu ve Türkiye elbette politikalarını bu yeni gerçeklikler çerçevesinde şekillendirecektir. Uluslararası kurallara dayalı sisteme bağlılığımız sürmekle birlikte hiçbir ortağımızın iç piyasalarımızı istikrarsızlaştırmak amacıyla başka yöntemlere başvurmasına da izin vermeyeceğiz. Ortaklarımızla karşılıklı faydaya dayalı ilişkiler yürüteceğiz, temel politikamız aslında budur. Karşılıklı fayda esasına dayalı ilişkiler sürdürülebilir nitelikte olacaktır. Aksi takdirde yalnızca tek bir tarafın kazançlı çıktığı bir ilişki, uzun vadede sürdürülebilir olamaz. Bu nedenle, karşılıklı faydayı artırmaya her zaman kararlıyız ve bu bağlamda mesele sadece mal ticaretiyle sınırlı değil, hizmetler sektörünü de göz önünde bulundurmalıyız. Yani sadece mallara değil, hizmetlere de dayalı dengeli bir ilişki hedeflemeliyiz. Finansal ilişkiler de önem taşıyor. Büyük ticaret açığı verdiğimiz bazı ülkeler Türkiye'ye milyonlarca turist gönderiyor ya da Türkiye'de finansal yatırımları veya doğrudan yabancı yatırımları bulunuyor. Dolayısıyla, ülkeler arasındaki bu dengeli veya karşılıklı faydaya dayalı ilişkileri değerlendirirken genel ekonomik ilişkilere bakmalıyız, sürdürülebilir bir ilişkinin yolunun buradan geçtiğine inanıyoruz."
Cevdet Yılmaz: Döviz korumalı mevduatlar artık sıfır seviyesindeRussia unveiled a monument showing a Soviet soldier smashing Japan’s chrysanthemum emblem. Japan’s prime minister wants it removed.
Japanese Prime Minister Sanae Takaichi has demanded the removal of a monument unveiled in Khabarovsk on September 4 that commemorates “the Soviet Union’s victory over militarist Japan” and the end of World War II.
Kyodo News Digest: Sept. 5, 2026
The following is the latest list of selected news summaries by Kyodo News.----------Japan PM Takaichi urges removal of Russia war Read full story here