15. Ermenistan başbakanı
İşkence merkezlerinde 43 yıl! Suriyeli pilot yaşadıklarını anlattı: Oğlumu ilk kez gördüğümde 16 yaşındaydı
Eski Suriye Hava Kuvvetleri pilotu Raghid Ahmed Tatari, 1981 yılında dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'in Hama'daki sivillere yönelik bombardıman emrini yerine getirmeyi reddettiği gerekçesiyle tutuklandı ve yaklaşık 43 yıl boyunca Suriye rejiminin farklı cezaevlerinde kaldı. İŞKENCE MERKEZLERİNDE 43 YIL Tedmur (Palmira), Saydnaya, Adra, Süveyda ve Tartus cezaevlerinde geçen 43 yılın ardından rejimin devrilmesiyle özgürlüğüne kavuşan 71 yaşındaki Tatari, tutuklanma sürecini, cezaevlerinde maruz kaldığı ağır koşulları, Saydnaya ve Tedmur hapishanelerindeki uygulamaları, ailesinden yıllarca ayrı kalmanın acısını ve Suriye'de yaşananlara ilişkin değerlendirmelerini anlattı. Özgürlüğüne kavuştuğu gün en büyük mutluluğunun cezaevinden çıkması değil, Esad rejiminin yıkıldığını görmek olduğunu belirten Tatari, hakkında yöneltilen resmi suçlamanın gerçeği yansıtmadığını ifade etti. Tutuklanmadan önce Şam'ın Ebu Rummane semtindeki Ravda Mahallesi'nde yaşadığını belirten Raghid Ahmed Tatari, "Asıl tutuklanma gerekçem, 'askeri emirlere uymamaya teşvik' suçlamasıydı. Tabii mahkemelerde bunu bu şekilde yazmıyorlardı. Çünkü bunu açıkça yazmaları, kendileri açısından bir suçlama olurdu. Zira 'teşvik' varsa, bunun bir nedeni de vardır. Bizim teşvikimizin nedeni ise ordunun halka yönelik uygulamalarını reddetmemizdi." dedi. Mahkeme süreçlerinin tamamen göstermelik olduğunu dile getiren eski Suriye Hava Kuvvetleri pilotu, karar açıklanırken bambaşka hükümlerin verildiğini, ortada gerçek anlamda bir yargılama bulunmadığını söyledi. OĞLUMU İLK KEZ GÖRDÜĞÜMDE 16 YAŞINDAYDI Yargılama sürecine dair detaylar veren Tatari, "Bizi yargılayan kişinin adı Süleyman el Hatib'di. Ne hakimdi ne de hukuk eğitimi almıştı. Avukat bile değildi. Kendisi sadece orduda görevli bir subaydı. Bizi o yargıladı." diye konuştu. Tatari, ailesinden yıllarca ayrı kaldığını ve ailesinin kendisiyle görüşmek için büyük bedeller ödediğini anlatarak, "Ailemi göremiyordum. İlk kez 1997 yılında görebildim. 1981'de tutuklanmıştım. Oğlumu ilk kez gördüğümde 16 yaşındaydı. Bu görüşme için ailem 20 bin dolar ödemek zorunda kaldı." dedi. ‘GERÇEK ACIMIZ SAYDNAYA DEĞİL, TEDMUR'DU’ Cezaevinde geçirdiği yılları kronolojik olarak anlatan Tatari, ilk yıllarını istihbarat merkezinde geçirdiğini, ardından farklı cezaevlerine sevk edildiğini söyledi. Tatari, Suriye'de adı kötü anılan birçok cezaevinde kaldığını belirterek, daha sonra bir buçuk yıl Mezze Askeri Cezaevi'nde kaldığını, ardından 15 yıl Tedmur (Palmira) Hapishanesi'nde, 10 yıl Saydnaya Cezaevi'nde, 5 yıl Adra Cezaevi'nde, 6 yıl Süveyda Cezaevi'nde ve son olarak 3 yıl Tartus Cezaevi'nde tutulduğunu ifade etti. Raghid Ahmed Tatari, yaklaşık 43 yıl süren tutukluluğunun ardından son olarak Tartus Cezaevi'nden serbest bırakıldığını kaydetti. Cezaevleri arasında en ağır şartların Tedmur Hapishanesi'nde yaşandığını belirten Tatari, kamuoyunda Saydnaya Cezaevi'nin öne çıkmasına rağmen kendileri açısından asıl büyük acının Tedmur olduğunu ifade etti. ‘İNSAN HER AN ÖLDÜRÜLEBİLİR’ Tatari, cezaevlerinde belirli hakların bulunduğunu ancak Tedmur'da hiçbir hakkın olmadığını vurgulayarak, "Aslında bizim asıl acımız Saydnaya Cezaevi değildi. Bizim gerçek acımız Tedmur Hapishanesi'ydi. Orası bir cezaevi değil, bir gözaltı merkeziydi. Cezaevinde en azından bazı haklarınız olur. Ama gözaltı merkezinde hiçbir hakkınız yoktur. İnsan her an öldürülebilir” ifadelerini kullandı. Tatari, Tedmur'dan Saydnaya Cezaevi'ne sevk edildiklerinde şartların önceki döneme göre daha normal olduğunu belirterek, "Biz Tedmur'dan sonra Saydnaya'ya gönderildiğimizde, oradaki muamele normal sayılabilecek düzeydeydi. Çünkü orası gerçekten bir cezaeviydi, gözaltı merkezi değildi." dedi. Ancak 2011 yılında başlayan devrim hareketinin ardından Saydnaya'daki uygulamaların da tamamen değiştiğini ifade eden Tatari, cezaevinin kısa sürede Tedmur'daki sisteme dönüştürüldüğünü söyledi. 2011 sonrasında tutuklananların maruz kaldığı ağır işkenceleri kendilerinin yaşamadığını belirten Tatari, "Biz eski mahkumları 2011 yılında sivil cezaevlerine naklettiler. Çünkü Saydnaya'ya artık subaylar ve askeri birlikler tarafından getirilen yeni tutuklular yerleştiriliyordu. Yaklaşık 20 gün sonra bizi Saydnaya'dan çıkardılar ve burayı tamamen askeri bir hapishaneye çevirdiler." dedi. Saydnaya Cezaevi'nin üç katlı olduğunu ve her katta altı koğuş bulunduğunu belirten Tatari, toplam 18 koğuştan oluşan bu cezaevinin 2011 sonrasında tamamen farklı bir yapıya büründüğünü söyledi. ‘HER GÜN İŞKENCE’ Tedmur'da geçirdiği 15 yılın büyük acılar içinde geçtiğini ve en ağır yükün sürekli işkenceye tanık olmak olduğunu dile getiren Tatari, "Bunun üç buçuk yılı tamamen tek kişilik hücrelerde geçti. Tedmur'da yaşadığımız en büyük acı her gün gördüğümüz işkenceydi. Tavanlarda açılmış gözetleme delikleri vardı. Bizi 24 saat boyunca izliyorlardı." diye konuştu. Tatari, 2011 yılında başlayan gösterilerin ilk aşamada tamamen barışçıl olduğunu vurgulayarak, halkın silahlı mücadeleden özellikle kaçındığını söyledi. Suriye'de yaşanan halk hareketlerinin 2011'de başlamadığını dile getiren Tatari, şöyle devam etti: "Aslında devrim 1976'da başlamıştı. Ancak 1982 yılında büyük bir vahşetle bastırıldı. Halk susturuldu ama hiçbir zaman rejimi kabul etmedi. 2011'de halk ikinci kez fırsat bulunca devrim yeniden canlandı. Rejimin aşırı güç kullanması halkı silahlı çatışmaya sürükledi. İnsanlar buna mecbur bırakıldı. Başlangıçta hiç kimsenin silah taşımak gibi bir isteği yoktu. Çünkü Suriye halkı silahlı mücadelenin sonuçlarını biliyordu ve bundan korkuyordu. Herkes barışçıl bir devrim istiyordu." ‘BEN DE BİR GÜN ÇIKACAĞIMI HİSSEDİYORDUM’ Yıllar süren tutukluluk boyunca zaman zaman umudunu kaybettiğini anlatan Tatari, buna rağmen içinde her zaman özgürlüğe kavuşacağına dair güçlü bir his taşıdığını söyledi. Tatari, bir gün mutlaka hapisten çıkacağına olan inancını koruduğunu anlatarak, şöyle konuştu: "Allah insanın içine bazen farkında olmadan bir his yerleştiriyor. İnsan olacak şeyi tam olarak bilmez ama içinde bir sezgi oluşur. Ben de bir gün çıkacağımı hissediyordum. Nasıl olacağını bilmiyordum fakat son aylarda, özellikle son yıl içinde artık rejimin yıkılacağı çok net anlaşılmıştı. Ben en son Tartus Cezaevi'ndeydim. 43 yılın ardından çıktığımda insanlar benim çok sevindiğimi düşünüyor. Evet, çok mutluydum. Ama beni en çok sevindiren şey cezaevinden çıkmam değildi. Rejimin yıkılmasıydı. Cezaevinden çıktığımda bütün insanların benimle birlikte bayram yaptığını hissettim. Sanki herkes aynı anda özgürlüğüne kavuşmuş gibiydi." Tartus'ta sokaklarda insanların devrim bayraklarıyla kutlamalar yaptığını anlatan Tatari, yıllarca cezaevinde kalmasına rağmen dışarıdaki insanların da büyük bir baskı altında yaşadığını düşündüğünü dile getirdi. ‘SABIRLI OLALIM’ Suriye halkına da mesaj veren Tatari, ülkede yaşanan geçiş sürecinde sabırlı olunması gerektiğini söyledi. Uzun yıllar süren baskının toplum üzerinde derin izler bıraktığını belirten Tatari, "Sabırlı olalım. Bugün birçok hata yapılıyor evet, uygulamalarda çok sayıda yanlış var. Ama bunların nedeni 60 yıl boyunca bu ülkede yaşanan baskı ve yolsuzluk düzenidir. İnsanların ruhu yoruldu. Toplumun içinde bozulmuş insanlar var. Belki bugün yönetimde de bu insanlardan bazıları bulunuyor. Bu geçiş döneminin doğal bir parçasıdır." diye konuştu. Toplumun tüm kesimlerinin yeni dönemin parçası olduğunu vurgulayan Tatari, toplumun düzeltilmesinin biraz uzun süreceğinin ve düzelmeyenlerin ise zamanla kendiliğinden toplumdan dışlanacağının altını çizdi. Kimsenin tamamen gözden çıkarılmaması gerektiğini söyleyen Tatari, "Biz insanlardan vazgeçemeyiz. İster bozulmuş olsunlar ister olmasınlar, görevimiz onları ıslah etmeye çalışmaktır." diye konuştu. Ermenistan Başbakanı Paşinyan'dan Rusya açıklaması! 'Erivan'ın çıkarlarının üstünde olamaz' 443 metrede evlenme teklifi! Rus çift gözaltına alındı, taşıdıkları pankart dikkat çekti
Ermenistan Başbakanı Paşinyan'dan Rusya açıklaması! 'Erivan'ın çıkarlarının üstünde olamaz'
Ermenistan Başbakanı Paşinyan, ülkesinde temaslarda bulunan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile görüşmesinin ardından yaptığı basın açıklamasında, AB tarafından sağlanan 52 milyon avroluk bütçe desteği için teşekkür ederek, ticaretin çeşitlendirilmesi ile ihracatın teşvik edilmesi yönünde AB'nin desteğinin uzun vadeli olacağını umduğunu belirtti. Avrupa Komisyonuna, Ermenistan mallarına yönelik otonom ticaret tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin projeyi AB üyesi ülkelere sunduğu için teşekkür eden Paşinyan, bu kararın tamamen yürürlüğe girmesiyle Ermenistan'ın, AB'nin kendisiyle serbest ticaret anlaşması bulunmayan ülkeler arasında bu aracı uygulayacağı ilk ülke olacağını kaydetti. 'İHTİMAL DIŞI BIRAKIYORUM' Paşinyan, "2013 yılındaki durumun, yani Ermenistan'ın bir ya da iki gece içinde AB ile Ortaklık Anlaşması imzalamaya yönelik üzerinde mutabakata varılmış süreci reddedip Avrasya Ekonomik Birliği ya da Gümrük Birliği yönünde ilerleme kararı aldığı durumun tekrar yaşanmasını ihtimal dışı bırakıyorum. Ermenistan halkı devletin izlediği dengeli dış politikaya açık biçimde desteğini ifade etmişken bu mümkün değildir" ifadelerini kullandı. 'ERMENİSTAN İLE RUSYA ARASINDAKİ İLİŞKİLERDE KRİZ YARATMAYI HİÇBİR ZAMAN HEDEFLEMEDİK' Rusya ile ilişkilerine de değinen Paşinyan, "Ermenistan ile Rusya arasındaki ilişkilerde kriz yaratmayı hiçbir zaman hedeflemedik, şu anda da böyle bir hedefimiz yok ve gelecekte de olmayacaktır. Biz ülkemizin çıkarları doğrultusunda hareket ediyoruz ve elbette uluslararası ortaklarımızın hiçbirinin çıkarlarını göz ardı etmiyoruz. Ancak öte yandan, başka herhangi bir ortağın çıkarları Ermenistan'ın çıkarlarının üzerinde tutulamaz." değerlendirmesinde bulundu. 'STRATEJİMİZİ AÇIKÇA ORTAYA KOYDUK' Paşinyan, gelecek adımlarına ilişkin, "Stratejimizi açıkça ortaya koyduk. Çözmemiz gereken bir numaralı görev, AB standartlarına tam, samimi ve eksiksiz şekilde uyum sağlamaktır. Önümüzde çözmemiz gereken ilk stratejik görev budur. AB'ye tam üyelik konusu bundan sonra gündeme gelebilir." dedi. AB standartlarına tam ve samimi şekilde uyum sağlamalarının kendilerine Birliğin tam üyesi olma imkanı vereceğini vurgulayan Paşinyan, şunları kaydetti: "Ancak bu aynı zamanda birçok farklı etkene bağlı siyasi bir meseledir. Eğer AB'ye üye olmayı başarırsak, bu çok büyük bir başarı olacaktır. Eğer AB herhangi bir nedenle artık genişlememe kararı alırsa, bu durumda da yine büyük kazanç sağlamış olacağız çünkü AB kriterlerine tam olarak uyan bir ülke olacağız. Bunu AB için değil Ermenistan vatandaşları için yapıyoruz." Baltık ülkesinde nükleer tartışması! 'Anayasa değiştirmeli' 443 metrede evlenme teklifi! Rus çift gözaltına alındı, taşıdıkları pankart dikkat çekti
Paşinyan: Rusya'nın çıkarları Erivan'ınkinden üstün olamazStatement by President von der Leyen with Armenian Prime Minister Pashinyan
European Commission Statement Brussels, 02 Jul 2026 Dear Prime Minister Pashinyan, dear Nikol, It is great to be back in Yerevan so soon. First of all, I want to congratulate you on your electoral victory. These ...
EU and Armenia strengthen their partnership, boosting resilience, trade and connectivity
European Commission Press release Yerevan, 02 Jul 2026 Today in Yerevan, European Commission President Ursula von der Leyen, together with Commissioner for Enlargement Marta Kos, met with Prime Minister of Armenia Nikol Pashinyan. The visit follows the recent general elections that showed the strength of Armenia's democracy and its commitment to continuing the path of reform and closer partnership with the EU.
Karapetyan hints at 'secret plan' to unseat Armenian PM Pashinyan after election defeat
Russian-Armenian billionaire and Strong Armenia Alliance leader Samvel Karapetyan has said he cannot complete the process of renouncing his Russian and Cypriot citizenships until he is released from house arrest, as the procedure requires him to personally submit the necessary documents, AzerNEWS reports via Armenian media.
Karapetyan'dan Paşinyan sonrası için 'gizli plan' iması ve vatandaşlık engeliRussia’s Security and Trade Blocs Show Signs of Fracturing
The signs are multiplying that Vladimir Putin’s powers of coercion are rapidly fading, and his chief instruments of regional leverage are dissolving. Not only have Ukrainian drones put Russian forces on their heels in the two countries’ long-running conflict, but they are also threatening to tear apart the Collective Security Treaty Organization (CSTO), Moscow’s version of NATO. Meanwhile, the Kremlin’s failure to prevent the reelection of Putin’s nemesis in Armenia, Prime Minister Nikol Pashinyan, is helping to expose…
Azerbaycan İsrail'in ‘Ermeni Meselesi’ hamlesini nasıl okuyor? Bakü'nün kırmızı çizgileri netleşti
Türkiye Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Aygün Attar, İsrail Dışişleri Bakanı'nın sözde "Ermeni soykırımının" tanınması teklifini Azerbaycan'ın nasıl değerlendirdiğini ve bunun Güney Kafkasya'daki barış sürecine olası etkilerini, AA Analiz için kaleme aldı. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar'ın sözde "Ermeni soykırımının tanınması" için sunduğu teklifin kabine toplantısında oybirliği ile kabul edilmesinin ardından Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı 29 Haziran 2026 tarihinde bir açıklama yayımlamıştır. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının açıklamasında, 1915 olaylarına ilişkin karmaşık tarihi süreçlerin hukuki ve bilimsel zeminden koparılarak siyasi karar konusu haline getirilmesinin kabul edilemez bir yaklaşım olacağı ifade edilmiştir. Zira açıklamada da vurgulandığı üzere, tarihi olayların lobilerin baskısı, diplomatik hesaplar ve güncel siyasi konjonktür üzerinden değerlendirilmesi, adalet arayışına hizmet etmez; aksine yeni güvensizlikler üretir. Geçmişin trajik sayfaları arşivler, belgeler, tarihçiler, uluslararası hukukçular ve bağımsız bilimsel komisyonlar aracılığıyla incelenmelidir. Bu anlamıyla Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının açıklaması, İsrail Hükümetinin sözde “Ermeni soykırımı” ile ilgili kararına verilen ilkeli, ölçülü ve devlet aklına dayalı bir tepki olmakla birlikte; tarihi gerçeklerin korunması, uluslararası hukuka saygı ve Güney Kafkasya’da kalıcı barış gündeminin savunulması bakımından özel önem taşımaktadır. İSRAİL’İN BARIŞA KARŞI TUTUMU İsrail Hükümetinin bu girişimi, Güney Kafkasya’nın barışa en fazla ihtiyaç duyduğu bir döneme rastlamaktadır. Otuz yıla yakın işgal, savaş, yıkım ve zorunlu göçün ardından bölge yeni bir siyasi gerçekliğe girmiştir. Azerbaycan, Karabağ ve Doğu Zengezur’un kurtuluşundan sonra intikam çizgisini seçmek yerine imar, geri dönüş, bölgesel bağlantıların açılması ve güvenlik mimarisinin güçlendirilmesi yolunu tercih etmiştir. Bu hassas dönemde tarihi tartışmaları alevlendiren her adım, barış sürecine ağır bir yük bindirir ve eski ihtilafların yeniden canlanmasına zemin hazırlar. Bu bakımdan Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının İsrail Hükümetini söz konusu kararı yeniden gözden geçirmeye çağırması tamamen yerinde ve sorumlu bir tutumdur. Bakü’nün yaklaşımı dar siyasi tepki çerçevesinin ötesindedir. Bu tutum, tarihi hakikatin siyasi manipülasyon malzemesine çevrilmesine karşı açık bir devlet iradesidir. Türkiye, Azerbaycan için kardeş devlet ve vazgeçilmez stratejik müttefiktir. Bu kardeşlik, tarihi, manevi ve siyasi temeller üzerinde yükselmektedir. Azerbaycan'ın eski Cumhurbaşkanı ve ülke tarihinde "Umummilli Lider" unvanıyla anılan Haydar Aliyev’in “Bir millet, iki devlet” felsefesi, bugün Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’le birlikte çağdaş müttefiklik, ortak güvenlik, karşılıklı destek ve müşterek tarihi sorumluluk anlayışıyla daha güçlü bir aşamaya ulaşmıştır. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 2014 yılında Prag’da düzenlenen Doğu Ortaklığı Zirvesi’nde sergilediği tarihi tutum bugün de özel önem taşımaktadır. Dönemin Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Türkiye’nin katılmadığı uluslararası platformu Türkiye’ye yönelik ithamlar için kullanmaya çalıştığında, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev “Türkiye burada bulunmuyor ve siz bundan yararlanmaya çalışıyorsunuz. Ancak ben buradayım ve size ben cevap vereceğim” açıklamasıyla Azerbaycan’ın duruşunu net bir biçimde göstermiştir. Bu sözler Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin, diplomatik metinlerin ötesinde, en zor siyasi platformlarda savunulan canlı ve sarsılmaz bir gerçeklik olduğunu göstermiştir. Türkiye, Azerbaycan için ilkesel bir duruştur. Bugün de aynı ilke geçerlidir: Türkiye’ye haksız tarihi suçlamalar yöneltildiğinde Azerbaycan suskun kalmaz/kalamaz. Tarih Ermeni propagandasının çıkarlarına göre yeniden yazılmaya çalışıldığında Bakü gerçeklerin, onurun ve devlet aklının dilini tercih etmektedir. Bakü, dost ülkelerle ilişkilerinde her zaman yapıcı köprülerin korunmasına, karşılıklı güvenin güçlenmesine ve bölgede gereksiz gerilimlerin önlenmesine önem vermiştir. Bu nedenle İsrail Hükümetinin mevcut kararı sorunlu bir adım niteliği taşımaktadır. Tarihi hafızası Holokost trajedisiyle ayrılmaz biçimde bağlı olan İsrail Devleti, tarihi meselelerin siyasi araç haline getirilmesinin doğuracağı tehlikeleri herkesten iyi anlamalıdır. Bu tarihi hafızanın siyasi konjonktür, çifte standart ve lobicilik hesaplarıyla aynı düzleme çekilmesi son derece sakıncalıdır. Hafıza adaletin zemini olmalı, siyasi baskı aracına çevrilmemelidir. Yahudi halkı yüzyıllar boyunca Türk devlet geleneğinin cemaatleri koruyan, inanç özgürlüğüne önem veren ve bir arada yaşama kültürünü destekleyen coğrafyalarında yaşamış, kimliğini muhafaza etmiş ve gelişmiştir. Sözde "Ermeni meselesinin" Türkiye’ye karşı siyasi baskı aracına dönüştürülmesi tarihi hafızaya, siyasi basirete ve ahlaki sorumluluğa ters düşmektedir. ERMENİSTAN AKLISELİM DAVRANIYOR Dikkat çekicidir ki Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın son açıklaması da bu yaklaşımın ne kadar tehlikeli olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Paşinyan, İsrail Hükümetinin sözde “Ermeni soykırımı”nı tanımasına ilişkin gazetecilerin sorusunu yanıtlarken, Ermenistan’ın bu karara tepki verme ihtiyacı görmediğini belirtmiş ve bu meselenin siyasi hesaplar için bir silaha dönüştürülmesinin Ermenistan’ın çıkarlarına hizmet etmediğini ifade etmiştir. Bu Ermenistan’ın duruşunu göstermesi açısından son derece önemlidir. Çünkü Ermenistan Başbakanı dahi 1915 konusunun üçüncü aktörler tarafından jeopolitik baskı ve siyasi hesap aracı haline getirilmesinin Ermenistan’a fayda sağlamayacağını kabul etmektedir. Bu durumda İsrail Hükümetinin söz konusu kararı, Ermenistan yönetiminin bile mesafeli durmaya çalıştığı tehlikeli bir gündemi yeniden canlandırma riski taşımaktadır. Paşinyan’ın açıklaması, bu meselenin bugün Ermenistan’ın gerçek kalkınma, barış, sınırların açılması ve bölgesel entegrasyon gündemine katkı sağlayan bir başlık olmaktan çıkarak, farklı güçlerin Türkiye’ye karşı kullandığı siyasi baskı aracına çevrilmeye çalışıldığını açıkça göstermiştir. İSRAİL NEYİ AMAÇLIYOR? Sözde “Ermeni soykırımı”nın bugün siyasi düzeyde tanınması, tarihi hakikate hizmet etmekten çok, Ermeni lobisinin ve Güney Kafkasya’daki yeni gerçekliği kabul etmek istemeyen rövanşist çevrelerin çıkarlarına alan açmaktadır. Bu çevrelerin amacı barış sürecini sabote etmek, Türkiye-Ermenistan normalleşmesini zorlaştırmak, bölgesel ulaşım hatlarının açılmasını engellemek ve Güney Kafkasya’yı yeniden bölge dışı güçlerin rekabet sahasına çevirmektir. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının açıklamasındaki temel mesaj açıktır: Bu tür adımlar barışa ve karşılıklı anlayışa katkı sağlamayacağı gibi, mevcut karşıtlıkları derinleştirir. Bölgenin bugün ihtiyaç duyduğu temel gereklilik, geçmişin siyasi silaha dönüştürülmesi yerine egemenliğe, toprak bütünlüğüne, uluslararası hukuka ve karşılıklı saygıya dayalı yeni bir barış düzenidir. İsrail Hükümeti bu kararı yeniden gözden geçirmeli ve devlet politikasının Ermeni lobisinin, rövanşist çevrelerin ve bölgede yeni gerilim dalgası üretmek isteyen güçlerin etkisi altına girmesine izin vermemelidir. Bu adım İsrail’e stratejik kazanç sağlamayacaktır. Azerbaycan ve Türkiye her zaman adaletten, barıştan ve bölgesel işbirliğinden yana olmuştur. Güney Kafkasya’nın geleceği tarihi mitlerin siyasi mücadele aracı yapılmasıyla kurulamaz. Bu gelecek gerçeklerin kabulü, ulaşım hatlarının açılması, ekonomik işbirliğinin sağlanması, güvenin yeniden tesisi ve devletlerin egemenliğine saygı temelinde şekillenecektir.
İsrail'in Ermeni Soykırımı Teklifi Bakü'nün Kırmızı Çizgilerini Gündeme GetirdiPashinyan says Armenia will not engage in 'weaponisation' of Armenian genocide issue
Armenian Prime Minister Nikol Pashinyan has declined to comment on Israel's recent move to recognize the Armenian Genocide after the Israeli government approved a bill on June 28 that will now be submitted to the Knesset for parliamentary consideration, AzerNEWS reports.
Armenia opposes ‘weaponization’ of 1915 events after Israeli move
Armenian Prime Minister Nikol Pashinyan has said Armenia sees no need to respond to Israel’s recognition of the 1915 events as genocide, arguing that avoiding the “weaponization” of the issue is in the interest of Yerevan.
Pakistan’da dershane faciası! Çatı çöktü, 14 çocuk hayatını kaybetti
Pakistan’ın Lahor kentinde bir dershanenin çatısının çökmesi sonucu 14 çocuk hayatını kaybetti. Pakistan'ın Pencap eyaletine bağlı Lahor kentinde bir dershanenin çatısı çöktü. Olayda ilk belirlemelere göre 14 çocuğun hayatını kaybetti. Olay yerine çok sayıda arama-kurtarma ekibi ve ambulans sevk edildi. Yetkililer, 5'i ağır toplam 19 çocuğun yaralandığını ifade ederek, çocukların hastanede tedavi altında olduğunu açıkladı. SORUMLULARIN ACİLEN TESPİT EDİLMESİ ÇAĞRISI Pencap Eyalet Başbakanı Meryem Navaz, emniyet ve yerel yönetim yetkililerine talimat vererek, çatının çökmesinde ve çocukların ölümünde ihmali veya sorumluluğu bulunan kişilerin acilen tespit edilmesini ve haklarında derhal cezai işlem başlatılmasını istedi. İspanya Başbakanı Sanchez'in eşinden Ankara başvurusu! 'NATO Zirvesi için mahkemeden özel izin istedi' İsrail'in sözde 'Ermeni soykırımı' kararına sert tepkiler! Paşinyan'dan sonra bu kez dünyaca ünlü grubun solisti konuştu
Lahor’da Dershane Çatısı Çöktü: 14 Çocuk Öldüİsrail'in sözde 'Ermeni soykırımı' kararına sert tepkiler! Paşinyan'dan sonra bu kez dünyaca ünlü grubun solisti konuştu
Dünyaca ünlü müzik grubu System of a Down'ın solisti Serj Tankian, İsrail'in sözde ‘Ermeni Soykırımı'nı tanıma kararına sert tepki gösterdi. Tankian, kararı ‘ikiyüzlülük’ olarak nitelendirdi. 'CANINIZ CEHENNEME' Ermeni asıllı Amerikalı sanatçı, Başbakan Netanyahu hükümetini hedef alarak ağır ifadeler kullandı.Video mesajında Tankian, ‘Bizi kendi siyasi çıkarları için kullanıyorlar. Canınız cehenneme’ ifadelerini kullandı. Ayrıca Ermenistan'ın resmi haber ajansı Armenpress'in haberine göre Ermenistan Başbakanı Paşinyan, lideri olduğu Sivil Sözleşme Partisi'nin toplantısının ardından, İsrail hükümetinin aldığı karara ilişkin bir soruyu yanıtladı. ABD'li kuruluş NATO zirvesi öncesi Ankara'nın rotasını yazdı! 'Türkiye gibi bir ülke daha yok' ‘SİYASİ BİR SİLAH’ Söz konusu karara ilişkin Paşinyan, "Bir yanıt verme ihtiyacı görmüyoruz. Çünkü bu meselenin bir silah olarak kullanılması sürecine dahil olmamanın, Ermenistan'ın çıkarlarına olduğuna inanıyoruz." ifadelerini kullandı. İsrail hükümeti, dün Ermenilerin 1915 olaylarına ilişkin iddialarını oybirliğiyle "soykırım" olarak tanıma kararı almıştı. Ülkenin karanlık para ağı çökertildi! Milletvekilinin gizli kasası patlatıldı: '15.5 milyon dolar nakit ve altın'
Serj Tankian’dan İsrail’e Sert Tepki: ‘Karar İkiyüzlülük’İsrail'in sözde 'Ermeni soykırımı' kararı sonrası Paşinyan'dan ilk açıklama! 'Siyasi bir silah'
Ermenistan, İsrail’in 1915 olaylarını sözde "Ermeni soykırımı" olarak tanıma kararına ilişkin yorum yapmaktan kaçındı. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, lideri olduğu Sivil Sözleşme Partisi'nin yönetim kurulu toplantısının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Ermenistan'ın İsrail’in adımı karşısında sessiz kalmayı tercih edeceğini belirtti. Paşinyan, "Herhangi bir yanıt vermeye gerek görmüyoruz. Çünkü bu meselenin siyasi bir silah olarak kullanılması sürecine dahil olmaktan kaçınmanın Ermenistan’ın çıkarına olduğuna inanıyoruz" ifadelerini kullandı. NE OLMUŞTU? İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın sözde "Ermeni soykırımının tanınması" için sunduğu teklifin kabine toplantısında oybirliği ile kabul edildiği açıklandı. İsrail Dışişleri'nden yapılan açıklamada karar 'tarih' olarak nitelendirdi. DIŞİŞLERİ'NİN AÇIKLAMASI Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında İsrail'in bu adımının "kötü niyetli bir girişim" olduğu ifade edilerek, "Uluslararası Ceza Mahkemesinde Filistinlilere karşı işlenen suçlarla bağlantılı olarak yürütülen soruşturma kapsamında haklarında tutuklama emri bulunan Netanyahu ve suç ortaklarının içinde bulunduğu sıkışmışlığı gözler önüne sermektedir" denildi. Yunanistan’ı korkutan ‘ihanet’ iddiası! ‘Türkiye’den operasyon sinyali, Çelik Kubbe’ye yeni güç’ Deprem felaketiyle sarsılan Venezuela'dan Türkiye'ye teşekkür! 'Mühim olan kardeşlik'
Paşinyan, İsrail'in 1915 olayları tanıma kararına sessiz kalmayı tercih ettiRusya’dan Ermenistan’a açık uyarı! 'Bedeli ağır olur'
Ermenistan Başbakan Paşinyan'ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisinin haziran başında düzenlenen parlamento seçimlerinden galibiyetle çıktığı Ermenistan, hem AB ile yakınlaşma hem de AEB'deki üyeliğini koruma yönünde siyaset izliyor. Paşinyan, muhalefetin açık ara önünde tamamladığı seçimlerde, oyların yüzde 49,74'ünü alarak mecliste tek başına hükümet kuracak çoğunluğa ulaştı. Özellikle ABD ve Avrupa kamuoyunda, Rusya'dan Batı'ya yönelmede Ermenistan'ın yol ayrımından geçtiği yönündeki yorumlar artarken, gelişmeler Moskova'daki çevrelerde dikkatle takip ediliyor. Rus uzmanlar Moskova'nın perspektifinden gelişmelerin nasıl göründüğünü açıkladı. "ERİVAN, SON ZAMANLARDA İKİLİ İLİŞKİLERİ BOZUYOR" Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (MGIMO) Öğretim Üyesi Nikolay Silayev, Ermenistan'daki seçim sürecinde muhalif siyasi güçlere baskı kurulduğunu savundu. "Seçim sonuçlarının güvenilir olmadığını" ifade eden Silayev, "İktidardaki parti, yüzde 50'den az oy aldı ancak hükümeti kuracak. Aslında yapılan seçim, Ermenistan'ın karşı karşıya olduğu temel sorulara cevap vermedi: AEB ve AB arasında tercih, Azerbaycan'la barış anlaşması..." dedi. Rusya ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin yönüne ilişkin öngörüde bulunan Silayev, Rusya'nın Ermenistan ile müttefik, dostane, iyi komşuluk ve ortaklık ilişkilerini sürdürmekten yana olduğunu ancak Erivan'ın bu ilişkileri bozmaya çalıştığını söyledi. Silayev, "Erivan, son zamanlarda ikili ilişkileri bozuyor. Bunun onarılması mümkün ancak Erivan'ın rotasını gözden geçireceğine dair bir işaret yok. Bu durumda Rusya karşılıklılık ilkesine göre hareket edecek." ifadelerini kullandı. Erivan'ın AB ile yakınlaşmayı tercih ettiğine dikkati çeken Silayev, bu nedenle Ermenistan'ın AEB'den ayrılmasının gerçekçi bir senaryo olduğunu vurguladı. 'BEDELİ AĞIR OLACAK' Silayev, "Bunun bedeli Ermenistan için ağır olacak. Tahminlere göre Ermenistan, gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15 ila 23'ünü kaybedebilir" değerlendirmesinde bulundu. AEB ülkelerinin Ermenistan'ın örgütten ayrılmasını istemediğini belirten Silayev, "Ermenistan AEB'den ayrılırsa, bu örgütün itibarını zedeleyecek. Bu, Rusya-Ermenistan arasındaki ilişkileri de bozacak. Ekonomik entegrasyon güven gerektiriyor. Lakin ortaklardan biri daha avantajlı bir teklif alana kadar örgütte kalacağını bildiriyorsa, burada güven söz konusu olamaz." dedi. Uzman Silayev, bu durumda Güney Kafkasya'nın geleceğiyle ilgili soru işaretleri oluştuğunu savundu. "ERMENİSTAN'IN HEM AB İLE YAKINLAŞMASI HEM DE AEB'DE KALMASI MÜMKÜN DEĞİL" Rus siyasi uzman Vitaliy Arkov ise Ermenistan'ın hem AB ile yakınlaşmaya hem de AEB'de kalmaya çalıştığını ancak bunun mümkün olmadığını belirterek, "Erivan, her tarafa oynamayı tercih ediyor. Ancak Ermenistan'ın bu durumda AB ve AEB arasında tercih yapması gerekiyor." diye konuştu. AB ile kıyasla AEB'nin Ermenistan için daha yararlı olduğunu savunan Arkov, "AEB pazarı çok geniş. AEB'de Rusya, Kazakistan var. Bu, Ermeni ürünler için uygun bir pazar. Ayrıca Ermenistan, Rus gazını uygun fiyata satın alıyor." değerlendirmesinde bulundu. Arkov, Ermenistan'ın AB'ye üye olması ihtimalinin düşük olduğuna işaret etti. AB'den yapılan açıklamalarda yalnızca Moldova ve Ukrayna'nın üyeliğinden bahsedildiğini söyleyen Arkov, "Ermenistan'ın üyeliği hakkında tek kelam edilmiyor" ifadesini kullandı. Dünyanın en çok balistik füzeye sahip 10 ülkesi belli oldu! Türkiye kaçıncı sırada? "ERMENİSTAN'DA ÇOK SORUN VAR' Arkov, Türkiye ile Gürcistan'ın AB'ye kabul edilmemesine karşın ekonomik ve jeopolitik açıdan AB için daha ilgi çekici olduğunu belirterek, "Ermenistan'da çok sorun var. Ermenistan'ın AB ile doğrudan sınırı bile yok." dedi. Rusya'nın son dönemde Ermenistan'dan çok sayıda tarım ürünü ithalatına kısıtlamalar uygulamaya başladığına dikkati çeken Arkov, bunun bir uyarı olduğu görüşünü paylaştı. Uzman Arkov, Ermenistan'ın komşu ülkeleri İran, Türkiye, Rusya, Azerbaycan ve Gürcistan ile ilişkileri geliştirmesinin önemini vurgulayarak, "ABD ve Avrupa, Ermenistan'dan uzak. Düşman ülkelerin çıkarlarına hizmet eden bir araç haline gelinmesi yerine komşu ülkelerle dostça ilişkiler kurmak ve diyalog halinde olmak lazım." şeklinde konuştu. İki fay hattı aynı anda kırılabilir! ABD'yi bekleyen korkunç deprem senaryosu
Bakan Fidan: NATO'da kutup olma niteliği taşıyan ülke Türkiye
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da düzenlenecek NATO zirvesinin küresel açıdan kritik bir dönemde gerçekleştirileceğini söyledi. Bakan Fidan, Türkiye'nin NATO içinde tek başına görüş oluşturabilen bir kutup niteliği taşıdığını da belirtti. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan; Rusya'yı ziyaretinde, Türk basınına gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu. NATO VE ANKARA ZİRVESİ Ankara'da 7-8 Temmuz'da düzenlenmesi planlanan NATO zirvesine ilişkin konuşan Bakan Fidan, hazırlıkların yoğun şekilde devam ettiğini belirtti. “TÜRKİYE OLMASA TRUMP GELMEYECEKTİ” Dışişleri Bakanı Fidan, şunları kaydetti: "En önemli konu; ABD ile Avrupalıların NATO'ya bakışındaki nüanslar ne şekilde tezahür edecek? Çok önemli konular var ve bunların ABD Başkanı'nın bulunmadığı bir toplantıda karara bağlanması mümkün değil. Pek çok Avrupa ülkesi, toplantının Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde Türkiye'de yapılacak olmasının Başkan Trump'ın zirveye katılmasını mümkün kılan en önemli faktör olduğunu söylüyor. Cumhurbaşkanımız olmasa, Türkiye olmasa, Trump gelmeyecekti ve zaten buraya önem vermediğini fiili olarak deklare etmiş olacaktı." "NATO'DA KUTUP OLMA NİTELİĞİ TAŞIYAN ÜLKE TÜRKİYE" Türkiye'nin NATO içerisindeki konumuna dikkati çeken Bakan Fidan, “NATO'nun içerisinde kabaca üç grup var. ABD başlı başına bir kutup. Avrupa Birliği bir kutup, bir de bunun dışında kalan ülkeler. Bunun dışında kalan ülkelerden tek başına görüş oluşturma, adeta bir kutup olma niteliği taşıyan ülke Türkiye.” dedi. Ankara'da düzenlenecek zirvenin Türkiye'nin uluslararası rolü ve NATO'daki konumunu pekiştirmesini daha da güçlendireceğini ifade eden Fidan, "2024 yılında bu zirveyi düzenlemeye talip olduğumuzda bu kritik dönemi esasen öngörmüştük." değerlendirmesinde bulundu. TÜRKİYE-RUSYA İLİŞKİLERİ Rusya'daki temaslarının, ikili ilişkilerde ve bölgesel konularda beraber çalışma konusunda herhangi bir sıkıntının ve büyük şikayetlere neden olan meselelerin olmadığını gösterdiğini aktaran Fidan, her iki ülkenin de mümkün olan her alanda işbirliği yapmayı istediğini söyledi. Fidan, Rusya'nın da izleniminin aynı olduğunu belirterek, iki ülke arasındaki karşılıklı ziyaretlerin devam ettiğini ve ilişkilerde bir değişiklik olmadığını dile getirdi. Görüşmelerin içeriğine bakıldığında, son derece zor ve derin konuların ele alınabildiğini ifade eden Fidan, her iki tarafın da görüşlerini aktardığını belirtti. Fidan, "Ruslarla çok özel bir ilişki geliştirdik, çok ciddi sıkıntılı alanlarımız olduğunda bile işbirliği yapmasını, güven oluşturmasını bildik. Her iki liderin de vizyonu ortada; belli ilkeler çerçevesinde ülkelerinin iyiliğini savunuyorlar. Yapıcı bir tutum takınmaya hazırlar." ifadesini kullandı. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI VE MÜZAKERELERDEKİ TUTUM Bakan Fidan, "Rusya'da gerçekleştirdiğim temaslarda, Rus yetkililerin, Ukrayna konusundaki görüşlerinin değişmediğini müşahede ettim. 'Donetsk konusu hallolmadan olma şansı yok.' diyorlar." ifadelerini aktardı GÜNEY KAFKASYA VE ORTA ASYA Ziyareti sırasında, Güney Kafkasya'da 3+3 Mekanizması'nın işletilmesi konusunda mutabık kalındığının ve bunun Türkiye, Rusya, Azerbaycan, İran, Ermenistan ve Gürcistan arasındaki işbirliğinin derinleştirilebilmesi bakımından çok önemli bir mekanizma olduğunun altını çizen Fidan, şöyle devam etti: "Biz bölge ülkeleri olarak şunu görebilmeliyiz; rekabet ve tahakküm arayışları yerine işbirliğini ön plana çıkarmamız lazım. Bu anlayışın Orta Doğu'daki son gelişmeler bağlamında belli bir noktaya gelmekte olduğunu görüyoruz. Aynı bakış açısıyla Güney Kafkasya ve Orta Asya'da ekonomilerimizi güçlendirebilir, istikrarı artırabiliriz. Tahakküm kurma arayışlarına son verilmesi lazım. Barış, huzur ve istikrar hepimizin lehine olacaktır. Anlayışımızı değiştirmemiz lazım." Fidan, 3+3 formülünün, Kafkaslarda önemli işbirliğinin hayata geçirilmesine hizmet edeceğini vurgulayarak, engellerin olduğunu, bazı ülkelerin karşılıklı güvensizliğinin ciddi boyutlara ulaştığını anlattı. Ortak bir arayış söz konusu olduğuna işaret eden Fidan, yakın zamanda düzenlenen Azerbaycan-Türkiye-Gürcistan toplantısına değindi. Bakan Fidan, "Özellikle bağlantısallık konusunda orada bir şeyler yapılabiliyor. Orta Koridor'un gelip Türkiye'ye bağlanması, bu konular görüşüldü. Önemli adımlar atılabileceğine inanmaktayız." diye konuştu. ERMENİSTAN İLE NORMALLEŞME SÜRECİ Ermenistan ile normalleşme sürecine de değinen Fidan, (Ermenistan Başbakanı Nikol) Paşinyan hükümetinin çok önemli adımlar attığını söyleyerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iradesiyle doğrudan ticaret ve uçuşlar dahil olmak üzere birçok önemli adım atıldığını anlattı. Fidan, yeni dönemde yapılması gerekenlerin ortada olduğunu söyleyerek, "Biz o koşullar ortaya çıktığında normalleşmeye hazırız." dedi. ABD-İRAN MUTABAKATI Fidan, ABD-İran mutabakatı hakkında gelinen noktada teknik ekiplerin karşılıklı olarak çalışması gereken hususlar olduğu yönünde değerlendirmede bulundu. Nükleer dosyada 2 önemli husus olduğunu, prensipte anlaşıldığını ancak detayların ele alınması gerektiğini belirten Fidan, şunları kaydetti: "Birincisi, zenginleştirilmiş uranyuma ne olacak? İkincisi, bundan sonraki zenginleştirme moratoryumu nasıl işletilecek? Örneğin, 400 kiloluk zenginleştirilmiş uranyumun İran'da seyreltilmesi konusunda bir prensip anlayışı var. Ama bunun seyreltilmesini kim yapacak, kim kontrol edecek, nasıl 'doğrulanacak', bunların görüşülmesi gerekiyor. Bunlar görüşülecek." Fidan, savaş koşullarındaki güvenlik tedbirleri ve ABD'ye yönelik güven eksikliğinden ötürü İran'ın yanıtlarının veya önerilerinin, ABD tarafına ulaşmasının bazen zaman aldığını aktararak, "ABD tarafının, bir saatte yanıt verdiği bir konuya, İranlılar bazen bir haftada ancak cevap verebiliyorlardı. Tabii bu arada zaman zaman karşılıklı saldırılar yaşandı. Ayrıca İsrail'in Lübnan'ı işgali, süreci geciktirdi. İki tarafı da doğrudan görüşmeye teşvik etmeye gayret gösterdim." diye konuştu. “İSRAİL, BÖLGEDE YIKIM OLSUN İSTİYOR” İsrail'in saldırgan tavrının bütün dünyanın sorunu haline geldiğine dikkati çeken Fidan, bunun tek başına Türkiye'nin sorunu olmadığının altını çizdi. Fidan, "İsrail, bölgede yıkım olsun istiyor. Bazı ülkeleri işgal etmek, terör uygulamak istiyor. Bunun küresel düzeyde güvenlik bakımından, ayrıca ekonomik alanda yansımaları var. İsrail'in giderek daha fazla diplomatik tepkiyle karşılaştığını görmekteyiz. Bu diplomatik tepkinin sonuç vermesini ve bölgemizdeki tüm ülkelerin barış, istikrar ve refah içinde yaşamasını ümit ediyoruz." ifadelerini kullandı. İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan savaşın, Gazze konusunun geri planda kalmasına neden olduğuna işaret eden Fidan, bu mesele çözüldüğünde, bölge ülkelerinin Gazze konusuna daha fazla odaklanmasının mümkün olacağını vurguladı. Fidan, İsrail'in Gazzelileri hedef almaya devam ettiğini dile getirerek, ikinci aşamaya geçilebilmesi için çalışmaların devam ettiğini, bir çerçeve metin üzerinde anlaşılması için çabaların sürdüğünü, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) da bu sürecin içinde yer aldığını aktardı.
Fidan: Türkiye'nin Ev Sahipliği Trump'ın NATO Katılımını SağladıDışişleri Bakanı Hakan Fidan'dan NATO açıklaması: Türkiye olmasa Trump gelmeyecekti
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rusya'yı ziyaretinde, Türk basınına gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu. Rusya'daki temaslarının, ikili ilişkilerde ve bölgesel konularda beraber çalışma konusunda herhangi bir sıkıntının ve büyük şikayetlere neden olan meselelerin olmadığını gösterdiğini aktaran Bakan Fidan, her iki ülkenin de mümkün olan her alanda işbirliği yapmayı istediğini söyledi. 'ZOR VE DERİN KONULAR ELE ALINDI' Bakan Fidan, Rusya'nın da izleniminin aynı olduğunu belirterek, iki ülke arasındaki karşılıklı ziyaretlerin devam ettiğini ve ilişkilerde bir değişiklik olmadığını dile getirdi. Görüşmelerin içeriğine bakıldığında, son derece zor ve derin konuların ele alınabildiğini ifade eden Bakan Fidan, her iki tarafın da görüşlerini aktardığını belirtti. Bakan Fidan, "Ruslarla çok özel bir ilişki geliştirdik, çok ciddi sıkıntılı alanlarımız olduğunda bile işbirliği yapmasını, güven oluşturmasını bildik. Her iki liderin de vizyonu ortada; belli ilkeler çerçevesinde ülkelerinin iyiliğini savunuyorlar. Yapıcı bir tutum takınmaya hazırlar" ifadesini kullandı. 'DONETSK HALLOLMADAN OLMA ŞANSI YOK' Bakan Fidan, "Rusya'da gerçekleştirdiğim temaslarda, Rus yetkililerin, Ukrayna konusundaki görüşlerinin değişmediğini müşahede ettim. 'Donetsk konusu hallolmadan olma şansı yok' diyorlar" ifadelerini aktardı. 'ANLAYIŞIMIZI DEĞİŞTİRMEMİZ LAZIM' Ziyareti sırasında, Güney Kafkasya'da 3+3 Mekanizması'nın işletilmesi konusunda mutabık kalındığının ve bunun Türkiye, Rusya, Azerbaycan, İran, Ermenistan ve Gürcistan arasındaki işbirliğinin derinleştirilebilmesi bakımından çok önemli bir mekanizma olduğunun altını çizen Bakan Fidan, şöyle devam etti: "Biz bölge ülkeleri olarak şunu görebilmeliyiz; rekabet ve tahakküm arayışları yerine işbirliğini ön plana çıkarmamız lazım. Bu anlayışın Orta Doğu'daki son gelişmeler bağlamında belli bir noktaya gelmekte olduğunu görüyoruz. Aynı bakış açısıyla Güney Kafkasya ve Orta Asya'da ekonomilerimizi güçlendirebilir, istikrarı artırabiliriz. Tahakküm kurma arayışlarına son verilmesi lazım. Barış, huzur ve istikrar hepimizin lehine olacaktır. Anlayışımızı değiştirmemiz lazım." 'ÖNEMLİ ADIMLAR ATILABİLECEĞİNE İNANMAKTAYIZ' Bakan Fidan, 3+3 formülünün, Kafkaslarda önemli işbirliğinin hayata geçirilmesine hizmet edeceğini vurgulayarak, engellerin olduğunu, bazı ülkelerin karşılıklı güvensizliğinin ciddi boyutlara ulaştığını anlattı. Ortak bir arayış söz konusu olduğuna işaret eden Fidan, yakın zamanda düzenlenen Azerbaycan-Türkiye-Gürcistan toplantısına değindi. Bakan Fidan, "Özellikle bağlantısallık konusunda orada bir şeyler yapılabiliyor. Orta Koridor'un gelip Türkiye'ye bağlanması, bu konular görüşüldü. Önemli adımlar atılabileceğine inanmaktayız" diye konuştu. ERMENİSTAN İLE NORMALLEŞME SÜRECİ Ermenistan ile normalleşme sürecine de değinen Bakan Fidan, (Ermenistan Başbakanı Nikol) Paşinyan hükümetinin çok önemli adımlar attığını söyleyerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iradesiyle doğrudan ticaret ve uçuşlar dahil olmak üzere birçok önemli adım atıldığını anlattı. Bakan Fidan, yeni dönemde yapılması gerekenlerin ortada olduğunu söyleyerek, "Biz o koşullar ortaya çıktığında normalleşmeye hazırız" dedi. 'NÜKLEER DOSYADA 2 ÖNEMLİ HUSUS VAR' Bakan Fidan, ABD-İran mutabakatı hakkında gelinen noktada teknik ekiplerin karşılıklı olarak çalışması gereken hususlar olduğu yönünde değerlendirmede bulundu. Nükleer dosyada 2 önemli husus olduğunu, prensipte anlaşıldığını ancak detayların ele alınması gerektiğini belirten Bakan Fidan, şunları kaydetti: "Birincisi, zenginleştirilmiş uranyuma ne olacak? İkincisi, bundan sonraki zenginleştirme moratoryumu nasıl işletilecek? Örneğin, 400 kiloluk zenginleştirilmiş uranyumun İran'da seyreltilmesi konusunda bir prensip anlayışı var. Ama bunun seyreltilmesini kim yapacak, kim kontrol edecek, nasıl 'doğrulanacak', bunların görüşülmesi gerekiyor. Bunlar görüşülecek." Bakan Fidan, savaş koşullarındaki güvenlik tedbirleri ve ABD'ye yönelik güven eksikliğinden ötürü İran'ın yanıtlarının veya önerilerinin, ABD tarafına ulaşmasının bazen zaman aldığını aktararak, "ABD tarafının, bir saatte yanıt verdiği bir konuya, İranlılar bazen bir haftada ancak cevap verebiliyorlardı. Tabii bu arada zaman zaman karşılıklı saldırılar yaşandı. Ayrıca İsrail'in Lübnan'ı işgali, süreci geciktirdi. İki tarafı da doğrudan görüşmeye teşvik etmeye gayret gösterdim" diye konuştu. 'İSRAİL BÖLGEDE YIKIM OLSUN İSTİYOR' İsrail'in saldırgan tavrının bütün dünyanın sorunu haline geldiğine dikkati çeken Bakan Fidan, bunun tek başına Türkiye'nin sorunu olmadığının altını çizdi. Bakan Fidan, "İsrail, bölgede yıkım olsun istiyor. Bazı ülkeleri işgal etmek, terör uygulamak istiyor. Bunun küresel düzeyde güvenlik bakımından, ayrıca ekonomik alanda yansımaları var. İsrail'in giderek daha fazla diplomatik tepkiyle karşılaştığını görmekteyiz. Bu diplomatik tepkinin sonuç vermesini ve bölgemizdeki tüm ülkelerin barış, istikrar ve refah içinde yaşamasını ümit ediyoruz" ifadelerini kullandı. İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan savaşın, Gazze konusunun geri planda kalmasına neden olduğuna işaret eden Bakan Fidan, bu mesele çözüldüğünde, bölge ülkelerinin Gazze konusuna daha fazla odaklanmasının mümkün olacağını vurguladı. Fidan, İsrail'in Gazzelileri hedef almaya devam ettiğini dile getirerek, ikinci aşamaya geçilebilmesi için çalışmaların devam ettiğini, bir çerçeve metin üzerinde anlaşılması için çabaların sürdüğünü, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) da bu sürecin içinde yer aldığını aktardı. 'TÜRKİYE OLMASA TRUMP GELMEYECEKTİ' Ankara'da 7-8 Temmuz'da düzenlenmesi planlanan NATO Zirvesi'ne ilişkin konuşan Fidan, hazırlıkların yoğun şekilde devam ettiğini belirtti. Dışişleri Bakanı Fidan, şunları kaydetti: "En önemli konu; ABD ile Avrupalıların NATO'ya bakışındaki nüanslar ne şekilde tezahür edecek? Çok önemli konular var ve bunların ABD Başkanı'nın bulunmadığı bir toplantıda karara bağlanması mümkün değil. Pek çok Avrupa ülkesi, toplantının Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde Türkiye'de yapılacak olmasının Başkan Trump'ın zirveye katılmasını mümkün kılan en önemli faktör olduğunu söylüyor. Cumhurbaşkanımız olmasa, Türkiye olmasa, Trump gelmeyecekti ve zaten buraya önem vermediğini fiili olarak deklare etmiş olacaktı."
Fidan: Türkiye'nin Ev Sahipliği Trump'ın NATO Katılımını SağladıBahçeli'nin "Turan Koridoru" dediği projeyle ilgili neler biliniyor?
Zengezur Koridoru, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Adını doğru koyalım. Bu hat, Turan Koridoru'dur." ifadesiyle bir kez daha gündeme geldi. Proje, Azerbaycan'ı Nahçıvan bölgesine ve devamında Türkiye'ye bağlamayı hedefliyor. Zengezur Koridoru projesinde Türkiye kısmı niteliğinde olan Kars - Dilucu Demiryolu'nun temeli 22 Ağustos 2025'te atıldı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, o dönem hattın 224 kilometre uzunluğunda olacağını ve 5.5 milyon yolcu ve 15 milyon ton yük taşıma kapasitesine sahip olacağını açıkladı. Proje 2020 senesinden beri gündemde. En büyük ilerleme ise 8 Ağustos 2025'te kaydedildi. ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ı Beyaz Saray'da ağırladı ve iki lider burada bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, Zengezur Koridoru'nu da kapsıyordu. Projenin ismi, uluslararası arenada "Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası" olarak biliniyor. Bu bölgenin doğusunda Azerbaycan, güneyinde İran, batısında ise Azerbaycan'a bağlı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti yer alıyor. Yani daha geniş anlamda Azerbaycan'ı doğrudan Türkiye'ye bağlamayı amaçlıyor. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN: SON DERECE ÖNEMLİ BİR KONU Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu konuyla ilgili en son 21 Temmuz 2025'te açıklama yapmıştı. "Zengezur Koridoru sadece Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye'ye değil bölgedeki diğer ülkelere de fayda sağlayacak." diyen Erdoğan, ardından şunları söylemişti: - "Biz bu hattı aynı zamanda jeoekonomik boyutu itibarıyla son derece önemli bir konu olarak görüyoruz. Nitekim, bu hat bölgemizin ötesindeki coğrafyaları da birbirine bağlayacak ve ticareti canlandıracaktır. Bu hattın bir anlaşmazlık kaynağı değil, bir mutabakat simgesi haline gelmesi temel beklentimizdir. Bu sayede bölge iş birliğinin galebe çaldığı bir refah alanı olacaktır." Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de 16 Kasım 2025'te Zengezur Koridoru'nun Azerbaycan topraklarındaki kısmının inşasının tamamlanmak üzere olduğunu bildirmişti. Azeri siyasetçiler, sürecin bu kadar uzamasında Ermenistan'da yakın zamanda sona eren seçim takviminin etkili olduğunu savunuyor. BAHÇELİ: TÜRKİYE'Yİ KARDEŞ ÜLKE AZERBAYCAN ÜZERİNDEN HAZAR'A ULAŞTIRACAK MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında projenin önemine değindi, Ermenistan kanadına da çağrılarda bulundu: - "Hatırlayalım. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Karabağ'da başlayan işgal süreci, 30 yıla yakın bir dönem boyunca Güney Kafkasya'yı kilitlemiştir. Azerbaycan toprakları işgal altında kalmış, yüz binlerce insan yurdundan koparılmış, bölgenin ulaşım ve ticaret damarları tıkanmış, harı bülbül çiçekleri hasretle Türk'ün zafer sabahını beklemiştir. - Türk dünyasının kanayan yarası olan Karabağ, soydaşlarımızın sabırla büyüttüğü bir istiklal duası olarak dillerde yer etmişti. Hocalı'nın dinmeyen acısı, Şuşa'nın, Ağdere'nin ve Laçın'ın yakılıp yıkılmış toprakları, Türk milletinin yüreğine kazınmış birer hicran yarası olmuştu. Fakat hamdolsun, 2020 sonbaharında hakikat yerini bulmuş, Türk'ün çelikten bileği Karabağ'da tarih yazmıştır. - Karabağ'da çiğnenen hukuk, Türk'ün demir yumruğuyla doğrultulmuştur. Allah'a şükürler olsun ki Karabağ'ın esaret zincirlerinin kırıldığı günlere eriştik. Allah'a şükürler olsun ki Şuşa'nın dağlarında ay yıldızlı bayrağın yeniden yükseldiği sabahlara şahitlik ettik. - Allah'a şükürler olsun ki harı bülbül, şehitlerimizin kanıyla sulanan Karabağ topraklarında artık mahzun bir bekleyişin değil, zaferin nişanesi olarak yeniden açmıştır. Bu noktada Türk dünyasının batıyla doğu arasındaki stratejik irtibatı olan Zengezur Hattı üzerinde ayrıca ve dikkatle durmak gerekir. Nahçıvan'ın ana vatan Azerbaycan'la bağını güçlendirecek, Türkiye'yi kardeş ülke Azerbaycan üzerinden Hazar'a, Hazar'ın ötesinde Türkistan'a ulaştıracak tarihî bir geçittir. “ZENGEZUR DEDİK AMA ADINI DOĞRU KOYALIM, BU HAT TURAN KORİDORUDUR” - Zengezur, Nahçıvan'ın Azerbaycan'la vuslatı olacaktır. Bu, iki devlet tek millet şuurunun Türk dünyasının tamamına yayılan stratejik bir iklime kavuşmasıdır. ‘Zengezur’ dedik ama artık adını doğru koyalım. Bu hat, Turan Koridoru'dur - Turan Koridoru, Kars'tan Türkistan bozkırlarına uzanan tarihî ve kültürel istikbal kapısıdır. Bu kapı açıldığında asırlar boyunca gönüllerde saklanan kavuşma ülküsü ete kemiğe bürünecek, Anadolu ile Türkistan arasına örülmek istenen setler dağılacak, Turan ufku daha berrak, daha yakın ve daha kudretli hale gelecektir. "TÜRKİYE İÇİN STRATEJİK BİR FIRSATTIR" - Küresel ticaret yollarının yeniden şekillendiği, Kuzey Hattı'nın savaş ve yaptırımlarla hassaslaştığı, Güney Deniz Yolları'nın Hürmüz'den Kızıldeniz'e kadar krizlerin tutsaklığı altına girdiği bir dönemde Turan Koridoru'nun açılması bölgemiz ve Türkiye için stratejik bir fırsattır. - Güncel badireler dikkate alındığında bu hat, Türkiye'nin ve bölgemizin ihracat güzergâhlarını şekillendirecek, ülkemizin lojistik kabiliyetini artıracaktır. Böylesine çetin bir dönemde, bölge devletlerinin ekonomik kıskanç içinde sıkıştığı şartlarda Turan Koridoru'nun açılması, Ankara'dan Türkistan'a uzanan iktisadi ve jeopolitik bir sıçrama olacaktır. - Kars'tan Iğdır'a, Nahçıvan'dan Bakü'ye dek Türk yurtlarına ekonomik canlılık kazandıracak, yeni yüzyılın ana ulaşım ve ticaret güzergâhlarından birini teşkil edecektir. “ERMENİSTAN İŞ BİRLİĞİ ZEMİNİNE DÜRÜSTÇE KATILMALI” - Erivan aklını başına alır ve bölgesel iş birliği zeminine dürüstçe katılırsa Turan Koridoru yalnızca Azerbaycan'ın ve Türkiye'nin değil, Ermenistan'ın da ekonomik yalnızlıktan çıkış kapısı olabilir. Aksi halde Ermenistan, dünden yitip gitmiş hayallere tutunarak yarının fırsatlarını da heba edecektir."
Bahçeli Zengezur Koridoru’na 'Turan Koridoru' Adını Verdi, Temel AtıldıBahçeli "Adını doğru koyalım" dedi. Zengezur Koridoru'yla ilgili neler biliniyor?
Zengezur Koridoru, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Adını doğru koyalım. Bu hat, Turan Koridoru'dur." ifadesiyle bir kez daha gündeme geldi. Proje, Azerbaycan'ı Nahçıvan bölgesine ve devamında Türkiye'ye bağlamayı hedefliyor. Zengezur Koridoru projesinde Türkiye kısmı niteliğinde olan Kars - Dilucu Demiryolu'nun temeli 22 Ağustos 2025'te atıldı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, o dönem hattın 224 kilometre uzunluğunda olacağını ve 5.5 milyon yolcu ve 15 milyon ton yük taşıma kapasitesine sahip olacağını açıkladı. Proje 2020 senesinden beri gündemde. En büyük ilerleme ise 8 Ağustos 2025'te kaydedildi. ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ı Beyaz Saray'da ağırladı ve iki lider burada bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, Zengezur Koridoru'nu da kapsıyordu. Projenin ismi, uluslararası arenada "Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası" olarak biliniyor. Bu bölgenin doğusunda Azerbaycan, güneyinde İran, batısında ise Azerbaycan'a bağlı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti yer alıyor. Yani daha geniş anlamda Azerbaycan'ı doğrudan Türkiye'ye bağlamayı amaçlıyor. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN: SON DERECE ÖNEMLİ BİR KONU Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu konuyla ilgili açıklamasını en son 21 Temmuz 2025'te yapmıştı. Erdoğan, "Zengezur Koridoru sadece Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye'ye değil bölgedeki diğer ülkelere de fayda sağlayacak." demiş ve eklemişti: - "Biz bu hattı aynı zamanda jeoekonomik boyutu itibarıyla son derece önemli bir konu olarak görüyoruz. Nitekim, bu hat bölgemizin ötesindeki coğrafyaları da birbirine bağlayacak ve ticareti canlandıracaktır. Bu hattın bir anlaşmazlık kaynağı değil, bir mutabakat simgesi haline gelmesi temel beklentimizdir. Bu sayede bölge iş birliğinin galebe çaldığı bir refah alanı olacaktır." Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 16 Kasım 2025'te Zengezur Koridoru'nun Azerbaycan topraklarındaki kısmının inşasının tamamlanmak üzere olduğunu bildirmişti. Azeri siyasetçiler, sürecin bu kadar uzamasında Ermenistan'da yakın zamanda sona eren seçim takviminin etkili olduğunu savunuyor. BAHÇELİ: TÜRKİYE'Yİ KARDEŞ ÜLKE AZERBAYCAN ÜZERİNDEN HAZAR'A ULAŞTIRACAK MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında projenin önemine değindi, Ermenistan kanadına da çağrılarda bulundu: - "Hatırlayalım. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Karabağ'da başlayan işgal süreci, 30 yıla yakın bir dönem boyunca Güney Kafkasya'yı kilitlemiştir. Azerbaycan toprakları işgal altında kalmış, yüz binlerce insan yurdundan koparılmış, bölgenin ulaşım ve ticaret damarları tıkanmış, harı bülbül çiçekleri hasretle Türk'ün zafer sabahını beklemiştir. - Türk dünyasının kanayan yarası olan Karabağ, soydaşlarımızın sabırla büyüttüğü bir istiklal duası olarak dillerde yer etmişti. Hocalı'nın dinmeyen acısı, Şuşa'nın, Ağdere'nin ve Laçın'ın yakılıp yıkılmış toprakları, Türk milletinin yüreğine kazınmış birer hicran yarası olmuştu. Fakat hamdolsun, 2020 sonbaharında hakikat yerini bulmuş, Türk'ün çelikten bileği Karabağ'da tarih yazmıştır. - Karabağ'da çiğnenen hukuk, Türk'ün demir yumruğuyla doğrultulmuştur. Allah'a şükürler olsun ki Karabağ'ın esaret zincirlerinin kırıldığı günlere eriştik. Allah'a şükürler olsun ki Şuşa'nın dağlarında ay yıldızlı bayrağın yeniden yükseldiği sabahlara şahitlik ettik. - Allah'a şükürler olsun ki harı bülbül, şehitlerimizin kanıyla sulanan Karabağ topraklarında artık mahzun bir bekleyişin değil, zaferin nişanesi olarak yeniden açmıştır. Bu noktada Türk dünyasının batıyla doğu arasındaki stratejik irtibatı olan Zengezur Hattı üzerinde ayrıca ve dikkatle durmak gerekir. Nahçıvan'ın ana vatan Azerbaycan'la bağını güçlendirecek, Türkiye'yi kardeş ülke Azerbaycan üzerinden Hazar'a, Hazar'ın ötesinde Türkistan'a ulaştıracak tarihî bir geçittir. “ZENGEZUR DEDİK AMA ADINI DOĞRU KOYALIM, BU HAT TURAN KORİDORUDUR” - Zengezur, Nahçıvan'ın Azerbaycan'la vuslatı olacaktır. Bu, iki devlet tek millet şuurunun Türk dünyasının tamamına yayılan stratejik bir iklime kavuşmasıdır. ‘Zengezur’ dedik ama artık adını doğru koyalım. Bu hat, Turan Koridoru'dur - Turan Koridoru, Kars'tan Türkistan bozkırlarına uzanan tarihî ve kültürel istikbal kapısıdır. Bu kapı açıldığında asırlar boyunca gönüllerde saklanan kavuşma ülküsü ete kemiğe bürünecek, Anadolu ile Türkistan arasına örülmek istenen setler dağılacak, Turan ufku daha berrak, daha yakın ve daha kudretli hale gelecektir. "TÜRKİYE İÇİN STRATEJİK BİR FIRSATTIR" - Küresel ticaret yollarının yeniden şekillendiği, Kuzey Hattı'nın savaş ve yaptırımlarla hassaslaştığı, Güney Deniz Yolları'nın Hürmüz'den Kızıldeniz'e kadar krizlerin tutsaklığı altına girdiği bir dönemde Turan Koridoru'nun açılması bölgemiz ve Türkiye için stratejik bir fırsattır. - Güncel badireler dikkate alındığında bu hat, Türkiye'nin ve bölgemizin ihracat güzergâhlarını şekillendirecek, ülkemizin lojistik kabiliyetini artıracaktır. Böylesine çetin bir dönemde, bölge devletlerinin ekonomik kıskanç içinde sıkıştığı şartlarda Turan Koridoru'nun açılması, Ankara'dan Türkistan'a uzanan iktisadi ve jeopolitik bir sıçrama olacaktır. - Kars'tan Iğdır'a, Nahçıvan'dan Bakü'ye dek Türk yurtlarına ekonomik canlılık kazandıracak, yeni yüzyılın ana ulaşım ve ticaret güzergâhlarından birini teşkil edecektir. “ERMENİSTAN İŞ BİRLİĞİ ZEMİNİNE DÜRÜSTÇE KATILMALI” - Erivan aklını başına alır ve bölgesel iş birliği zeminine dürüstçe katılırsa Turan Koridoru yalnızca Azerbaycan'ın ve Türkiye'nin değil, Ermenistan'ın da ekonomik yalnızlıktan çıkış kapısı olabilir. Aksi halde Ermenistan, dünden yitip gitmiş hayallere tutunarak yarının fırsatlarını da heba edecektir."
Bahçeli Zengezur Koridoru’na 'Turan Koridoru' Adını Verdi, Temel AtıldıErmenistan'da Paşinyan'ın seçim galibiyeti kesinleşti
Ermenistan'da 7 Haziran'da düzenlenen parlamento seçimlerinde Başbakan Nikol Paşinyan'ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisinin galibiyeti resmen bildirildi. Ermenistan'ın resmi haber ajansı Armenpress'in haberine göre, Merkezi Seçim Komisyonu, 7 Haziran'da düzenlenen parlamento seçimlerinin resmi sonuçlarını açıkladı. Seçimlere, ülkedeki toplam seçmen sayısının yüzde 58,9'una tekabül eden 1 milyon 476 bin 769 kişi katıldı. Paşinyan'ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi, oyların yüzde 49,74'ünü alarak parlamentoda çoğunluğu ve hükümeti kurma hakkını elde etti. Parlamentoya girmeyi başaran diğer iki parti, oyların yüzde 23,27'sini alan iş insanı Samvel Karapetyan'ın Güçlü Ermenistan oluşumu ve yüzde 9,9'unu alan eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'ın Ermenistan İttifakı oldu. Toplam 2 milyon 485 bin 232 kayıtlı seçmenin bulunduğu Ermenistan'da, 5 yıl boyunca görev yapacak parlamentoyu belirlemek üzere 7 Haziran'da seçime gidilmişti. Ülke genelinde 2 bin 5 sandık kurulan seçimlerde, en az 101 sandalyeli parlamentoya girebilmek için 18 farklı aday listesi yarışmıştı.
SON DAKİKA HABERLER: Al Jazeera'da çarpıcı Bayraktar analizi! 'Türkiye'nin jeopolitik güç artışı'
MİLLİYET.COM.TR - Türkiye’nin savunma sanayisindeki hızlı yükselişi ve insansız sistemlere dayalı yeni askeri doktrinler, uluslararası güvenlik mimarisini yeniden şekillendirmeye başladı. Al Jazeera’nın analizinde son 44 yılın ardından ‘Bayraktar doktrini’ olarak adlandırılan yaklaşımın, modern savaşın kurallarını dönüştürdüğü değerlendirmeleri yapıldığı ifade edildi. Uzmanlara göre, NATO ülkeleri giderek artan biçimde Türkiye’nin savunma teknolojilerini alternatif bir stratejik kaynak olarak değerlendiriyor. Söz konusu dönüşümün, küresel güç dağılımında yapısal bir yeniden yapılanmaya işaret ettiği ifade edildi. ‘TÜRKİYE YALNIZCA ÜRETİCİ DEĞİL’ Savunma sanayisinin ihracat gelirlerindeki yükselişinin de dikkat çektiği vurgulandı. Habere göre 2000 yılında yaklaşık 250 milyon dolar seviyesinde olan ihracatın, 2025 itibarıyla 10 milyar dolara ulaştığı belirtildi. Analize göre bu artış, Türkiye’nin yalnızca parça üreticisi değil, bütünleşik savunma sistemleri tedarik eden bir aktöre dönüştüğü yorumlarına yol açıyor. İNSANSIZ SİSTEMLER VE YENİ ASKERİ PARADİGMA Analizde, 2020 İdlib operasyonunun, modern savaşta insansız hava araçlarının (İHA) etkisini dramatik biçimde ortaya koyduğu ve bu sürecin uluslararası literatürde ‘Bayraktar doktrini’ olarak adlandırıldığı ifade edildi. 44 gün süren Dağlık Karabağ çatışması, bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösterildi. İnsansız sistemlerin, sahadaki dengeleri kısa sürede değiştirebildiği ve klasik savunma yapılarını zayıflatabildiği vurgulandı. Ukrayna gibi farklı çatışma bölgelerinde de Türk yapımı sistemlerin kullanımı, bu doktrinin operasyonel etkisine ilişkin tartışmaları artırdığı ifade edildi. Özellikle insansız platformların hava-hava kabiliyetleri kazanması, ‘yeni nesil insansız önleyici sistemler’ dönemine geçiş olarak değerlendirildi. AVRUPA’NIN KAAN VE HÜRJET İLGİSİ Analizde, Türkiye’nin artık yalnızca ihracatçı değil, teknoloji geliştirici ve ortak üretim ortağı konumuna yükseldiği belirtildi. İspanya’nın jet eğitim uçağı “Hürjet” ve beşinci nesil savaş uçağı “KAAN” projelerine ilgisi, bu dönüşümün Avrupa’ya da yansıdığını gösterdiği belirtildi. YERLİ SAVUNMA EKOSİSTEMİ Türkiye’nin hava, kara ve deniz platformlarında geniş bir ürün yelpazesi geliştirdiği, insansız sistemlerden savaş uçaklarına, deniz platformlarından elektronik harp sistemlerine kadar bütünleşik bir savunma ekosistemi oluşturduğu ifade edildi. Bu yapı içerisinde KAAN savaş uçağı, Hürjet eğitim uçağı, Gökbey helikopteri, Bayraktar TB2 ve AKINCI gibi insansız platformlar ile MİLGEM sınıfı gemiler ve TCG Anadolu gibi projeler öne çıkıyor. TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK GÜÇ ARTIŞI Analizde, Türkiye’nin savunma sanayisindeki dönüşümünün yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir güç artışı anlamına geldiği vurgulandı. Ayrıca Türkiye’nin savunma sanayisindeki ilerlemesinin, ülke içinde teknolojik özgüven ve üretim kültürünü güçlendirdiği, genç nesiller arasında mühendislik ve inovasyon alanlarına ilgiyi artırdığı ifade edildi. Medine'de 1700 yıllık tarihi keşif! Kur’an ayetleri ve Hazreti Ömer’e ait yazıtlar gün yüzüne çıktı Ermenistan-Rusya geriliminde yumuşama sinyali! Paşinyan’dan Putin’e mesaj
Al Jazeera: Bayraktar Doktrini Türkiye'nin Jeopolitik Gücünü ArtırıyorErmenistan-Rusya geriliminde yumuşama sinyali! Paşinyan’dan Putin’e mesaj
Ermenistan merkezli Armenpress'in haberine göre Paşinyan, Putin'e kutlama mesajı yolladı.Armenpress'in haberine göre Paşinyan, Putin'e kutlama mesajı yolladı. Rusya Günü'nün Rus halkının devletinin gelişim yolunu bağımsız bir şekilde seçme arzusunu simgelediğini ifade eden Paşinyan, "Ermenistan ile Rusya halkları arasındaki çok yönlü bağların ve karşılıklı egemenliğe ve devlet çıkarlarına saygıya dayanan açık, yapıcı diyaloğu sürdürme yönündeki ortak iradenin, bundan sonra da işbirliğimizin güçlenmesine ve iki ülke arasındaki işbirliği potansiyelinin tam anlamıyla değerlendirilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum." ifadelerini kullandı. Başbakan Paşinyan kutlama mesajında, Putin'e başarı, Rus halkına da refah diledi. ERMENİSTAN-RUSYA GERGİNLİĞİ Rusya, son dönemde Ermenistan’dan sebze, meyve, balık ürünleri çiçek, patlıcan, patates ve kuru meyve ithalatına kısıtlamalar uygulamaya başlamıştı. Rus ve Ermeni yetkililerin karşılıklı eleştirel açıklamaları ise dikkati çekiyordu.Ayrıca Rusya, Ermenistan'dan gelen milyonlarca şişe maden suyunun satışının da durdurulduğunu duyurmuştu. Medine'de 1700 yıllık tarihi keşif! Kur’an ayetleri ve Hazreti Ömer’e ait yazıtlar gün yüzüne çıktı PUTİN'DEN ERMENİSTAN’A EKONOMİ SİNYALİ Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa Birliği ile daha yakın entegrasyon arayışının Ermenistan açısından ciddi ekonomik sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Binler sokağa döküldü, polis ve göstericiler karşı karşıya geldi! Cakarta'da 'fiyat' krizi
Armenian opposition party files petition to annul June election results
June 12 (Reuters) - A pro-Russian opposition alliance filed a request to Armenia's election commission on Friday to throw out the results of last Sunday's parliamentary election, won by Prime Minister Nikol Pashinyan's governing party. The petition was submitted by Strong Armenia, party member Aram Vardevanyan told reporters in the capital Yerevan, after opposition groups alleged there had been voting irregularities.
Ermenistan Başbakanı Paşinyan: Ermenistan-Türkiye demir yolunun hızla açılmasını umuyoruz
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Ermenistan-Türkiye demir yolunun "hızlı bir şekilde" açılmasını umduğunu belirtti. Öte yandan Paşinyan, Azerbaycan'ın ana karasını Nahçıvan'a bağlayacak Uluslararası...Devamı için tıklayınız
- Güvenlik11 Haz
Pashinyan’s renewed mandate and bunch of unanswered questions
Pashinyan's victory is not merely a domestic mandate. It is the starting gun for a regional economic competition that will reward whichever country moves fastest. and punish the one who hesitates.
Armenia's most critical elections since independence
For a small, land-locked nation between the Black and Caspian Seas and surrounded by Iran, Russia, and Turkey, Armenia has had a bright spotlight shone on it the last couple of months. The reason? The country’s most consequential election since regaining independence 35 years ago. Prime Minister Nikol Pashinyan’s Civil Contract party held onto its parliamentary majority, but remained shy of the two-thirds control needed to push through controversial constitutional reforms. The Strong Armenia and Armenia Alliance blocs will enter the National Assembly as the opposition after failing to unseat the ruling party. Similarly to recent elections in Georgia in 2024 and Moldova in 2025, Armenia’s parliamentary vote attracted significant international attention from both the West and Russia. Much of this outside attention has simplistically characterized the election as a binary choice between pro-Russian opposition parties and the pro-Western Civil Contract. This binary approach, however, risks threatening Armenia’s future security and prosperity. The reality is that Armenia’s interests would be far better served with the country acting as a bridge rather than a battleground. From international reporters preparing dispatches on the ground and explicit endorsements by world leaders to Russian economic pressure and European efforts to counter foreign information manipulation and interference, Armenia’s parliamentary vote bore all the hallmarks of an election in the former Soviet Union amid the war in Ukraine. As that war rages on and tensions between Europe and Russia intensify, both sides are seeking to notch wins for themselves and deliver setbacks to the other. For the countries in between, however, this demands a delicate balancing act, especially when sensitivities are heightened. One parade attendance here or one remark from a summit-goer there can shift the spotlight and add increased scrutiny and even tangible repercussions. Following successive military defeats between 2020-23, principally over the formerly disputed Nagorno-Karabakh region of Azerbaijan, Armenia, under Pashinyan, began to pursue an overtly pro-Western pivot. Armenians have a long history as part of the Russian Empire and then the Soviet Union, and more recently as a close ally of Moscow. While this arrangement undoubtedly came with its share of drawbacks, Armenia and Armenians did gain some benefits too, most notably in the economic realm. Nevertheless, that historical connection began to fray following what Pashinyan and many Armenians perceived as Moscow’s abandonment during the 2020 Nagorno-Karabakh war, Azerbaijani incursions into Armenia proper, and Azerbaijan’s subsequent takeover of the entire region a few years later. Recent polling shows less Armenian affinity toward Russia and even growing fears of its northern neighbor. Armenia’s geography, however, is inescapable. Russia remains its largest import and export market, offers important seasonal labor opportunities, and plays a key role as the country’s largest energy supplier, while providing other important stimulants for Armenia’s economy. Another part of Pashinyan’s pivot has been pursuing peace negotiations with Azerbaijan and the normalization of relations with Turkey. While many in Armenia are concerned that success here requires concessions that are destructive to the soul of the Armenian nation, Pashinyan has sought to challenge this through his narrative of “Real Armenia.” At once a political maneuver to explain away poor political and military decision-making by Yerevan and an attempt to reconfigure the Armenian national psyche, the project remains a polarizing topic for many Armenians in the country, and especially in the diaspora. If successful, however, it would allow Armenia to open two of its shut borders and officially close a war-torn chapter in the young republic’s history, thus increasing trade and investment opportunities that may lead to greater future prosperity. Over the last few years, Azerbaijan and Turkey have successfully increased their positions in the South Caucasus at the expense of Russia and, to a lesser extent, Iran. The U.S. and European Union now seek to capitalize on these successful inroads and push developments further. In Washington, D.C., last August, U.S. President Donald Trump convened Pashinyan and Azerbaijani President Ilham Aliyev for an historic summit. Yerevan and Baku made symbolic progress on their peace agreement while, most significantly, agreeing to the Trump Route for International Peace and Prosperity (TRIPP). The American-sponsored project will build transit infrastructure for goods, natural resources, and people through a strip of southern Armenia connecting Azerbaijan with its Nakhchevan exclave. The route — which first made headlines in the Russian-brokered ceasefire statement that ended the 2020 war — is expected to become a key transit route connecting the energy and mineral riches of Central Asia and the Caspian basin to Turkey, Europe, and other international markets. TRIPP has had a significant effect on future perceptions of the South Caucasus and the region’s geopolitical orientation. The Trump administration, to its credit, has largely avoided framing the project along the Iranian border and in Russia’s so-called near-abroad as a strategic move targeted against either Tehran or Moscow. An important component of TRIPP, and the future prosperity and security of Armenia and the other former Soviet states between Russia and NATO, will be shrewd diplomacy by Washington. It will require the U.S. to advance its interests without stoking negative reactions from regional actors, chief among them Russia. As leading Russia hand Thomas Graham has described, the U.S. ought to challenge Russia’s position without appearing to do so. There are numerous ways the U.S. (and even its European allies) can pursue such a policy. When it comes to TRIPP, Washington would be wise to engage the Russians diplomatically and keep them informed of their objectives while assuaging Moscow’s greatest insecurities. A more challenging approach, but one worth pursuing, would involve exploring opportunities for limited Russian involvement in elements of TRIPP where Russia could be helpful without becoming domineering. While negotiations over Ukraine inch forward, the last thing the U.S. should want is to provoke Moscow’s fervor elsewhere, lest Washington’s regional policy triangulate the interests of Russia, Iran, and China in undermining or sabotaging TRIPP. While Pashinyan and his ruling party speak of an EU future, the truth is that membership is a far way off. In the here and now, pursuing practical economic relations in all directions is in Armenia’s best interest. Russia’s reactions to Armenia’s steps — both symbolic and practical — toward the EU have been extreme and counterproductive. Managing this tightrope act is no easy task for Yerevan. It’s especially challenging as the country faces domestic and international pressure and the ever-looming threat of renewed regional instability. The next five years will prove far-reaching in terms of Armenia’s future trajectory. The continuing influence of exogenous factors, alongside domestic dynamics, makes this trajectory all but impossible to predict. Nevertheless, the broad outlines of a successful international policy can be surmised: peace and normalization with Azerbaijan and Turkey; the opening of regional borders and greater interconnectivity; continuing diversification of diplomatic, defense, economic, and cultural ties; strengthening democratic institutions; deepening links with the EU without subscribing to self-sabotaging foreign and security policies; maintaining political and economic engagement with Russia while standing firmly for a multi-directional international strategy; and continuing to advance mutually beneficial projects with the U.S. In an era of increasing competition across Eurasia, there are no guarantees of freedom or fortune. Pursuing a policy that makes Armenia a bridge rather than a battleground, however, would be a pretty wise bet — and not only for Yerevan. With elections over and Pashinyan’s mandate secured, the time is now ripe for all international stakeholders to pursue a more balanced approach to ensuring stability and prosperity across the South Caucasus.
Ermenistan'da Bağımsızlığın En Kritik Seçimi: İktidar Çoğunluğu Korudu Ama Gücü SınırlıMeeting with heads of international news agencies
Vladimir Putin’s meeting with heads of the world’s leading news agencies took place in the Constantine Palace. Director General of TASS News Agency, moderator of the meeting Andrei Kondrashov: Mr President, guests, Allow me to begin by expressing my deepest gratitude for upholding the steadfast tradition whereby the leaders of the world’s news agencies gather here, in the Northern capital, during the St Petersburg International Economic Forum, for an open dialogue with you. TASS has the honour of inviting our colleagues to this meeting. I would note that some of our guests have forewarned us that they have come prepared with some rather incisive questions. In turn, we have cautioned them that you too may have a few questions for certain journalists from various countries. President of Russia Vladimir Putin: No, I will not be asking questions. I am not a journalist. It is you who will be asking questions; I will be providing the answers. Andrei Kondrashov: In any event, let us strive to make our meeting today open, candid, and dynamic. The purpose of such gatherings is, as in previous years, that the discussions here will be rapidly disseminated in hundreds of news flashes across the globe for those present here today and the agencies they represent are responsible for generating more than three-quarters of the global information flow. Therefore, today, we will not follow any alphabetical order, but we will maintain one tradition. Let us begin our discussion with a representative of the fairer half of journalism – Ms Raushan Kazhibayeva, Director General of the Television and Radio Complex of the President of Kazakhstan. Please, Ms Kazhibayeva, you have the floor for the first question. Director of the Television and Radio Complex of the President of the Republic of Kazakhstan Raushan Kazhibayeva: Thank you very much. Mr President, I have two questions for you. Your recent state visit to Kazakhstan was a great success and undoubtedly one of the most significant events on our bilateral agenda this year. During the visit, you and our President, Kassym-Jomart Tokayev, adopted a joint document on the seven foundations of friendship and good-neighbourly relations between the peoples of Kazakhstan and Russia. My first question: what, in your view, is the significance of this document? My second question relates to one of the most talked-about moments of the visit – the Amur tigers that Russia gifted to Kazakhstan. President Tokayev called this gift the highlight of the visit. Could you tell us whether this is not just an environmental project, but rather a symbol – a vivid symbol of trust between our countries? Thank you. Vladimir Putin: Our relations with Kazakhstan are advancing steadily; they are on the rise. That said, I should point out straight away that our Kazakhstani friends and partners are not easy partners. We always have very heated debates on almost every issue – whether it is financial relations, industrial cooperation, investment conditions, or major joint projects. But on both sides, there is a desire to find a compromise that doesn’t just satisfy both parties but also helps us achieve shared goals. And our shared goal is clear: development and prosperity for the citizens of Kazakhstan and Russia. We fully understand – we know that we are bound by centuries of shared history, no exaggeration here, and we have certain advantages inherited from the time we were part of a single state. What are those advantages? Cooperation, and particularly unified transport links. You asked your question in Russian, and I am grateful for that. That too is an important factor – one that, to some extent, and in many cases, takes on a purely economic dimension. Everything is clear: we understand each other, and we speak the same language. There is also enormous interest in continuing the benefits of education – both the evolving education system in Kazakhstan and the developments and new trends emerging in the Russian Federation. As you may recall, the President of Kazakhstan and I attended the launch of the Sirius system, which has proven successful in developing effective methods for identifying and supporting gifted children. Of course, Kazakhstan has many gifted children – they just need to be found – and this area of our cooperation will focus on this. Energy, as you know, industrial production, space, as well as our latest major project – the construction of a nuclear power plant in Kazakhstan. I want to note that Kazakhstan is a country with abundant resources that are in high demand by the rest of the world. These resources include fuel for power plants and NPPs. We cooperate successfully with Kazakhstan in this area. I am confident that, by relying on its own resource base and developing our joint potential, Kazakhstan will achieve great success and tackle many tasks in energy, diversifying its energy resources. I believe Kazakhstan will obtain up to 20 percent of its electrical energy from the nuclear power plant. We produce uranium together, as I said, and will continue this production. But the most important thing is not the fact that NPP units will be built in Kazakhstan. Most importantly, a new industry will emerge. This new industry will provide for professional training, research and production activities. We will work on this together. It is an extremely important sector for both us and Kazakhstan. We will continue our cooperation in space, machine engineering, and many other industries. I have already talked about humanitarian links. Education plays an enormous role. A great number of Kazakhstani are enrolled to study in Russian universities, and we are very grateful to the President of Kazakhstan for launching an international body to support the Russian language. I believe it is a forward-looking initiative that will help preserve our relations and promote their development across all fields, including humanitarian cooperation. So, as concerns tigers, it is quite a natural thing. We are simply focused on the restoration of nature, the environment, flora and fauna. We also receive help – for example, Tajikistan has transferred snow leopards to us, for which we are immensely grateful to our Tajikistani friends. We have done a great deal to preserve the population of Amur tigers. By the way, they are the largest tigers in the world, second to none. Amur tigers are the largest. There were similar tigers in Kazakhstan in the past. If we can help our friends in Kazakhstan in any way, we will certainly do so. I have seen this picture, and it is impressive. By the way, we held an event called a tiger summit here. So many countries are concerned about preserving the population of these beautiful animals. I think our cooperation on this and other environmental projects is very important. This has to do with a very pragmatic matter of trans-border river resource utilisation. There is much to discuss in this area. Our work here is quite extensive. I am certain all the goals will be achieved. Thank you. Andrei Kondrashov: Mr President, to your left is Mr Fu Hua, representing the Xinhua News Agency from China. Just two weeks ago, if you recall, he helped organise an exhibition for you and President of China Xi Jinping, together with the TASS news agency. And now, two weeks later, he is here with us to ask his question. Please, go ahead, Comrade Fu Hua. President of Xinhua News Agency (PRC) Fu Hua (retranslated): Mr President, It was a real pleasure to have you visit us in China. A remarkable visit – and a highly successful one. This year, we held a very important exhibition marking the anniversary of our news agencies. Thank you for your special attention to it. May I take this opportunity to ask you a couple of questions? In May, you made your 25th visit to China, where you discussed major issues concerning our international relations with President Xi Jinping. We have counted: over the past 14 years, you have met more than 50 times. This is truly an extraordinary, unprecedented achievement. Our relationship is good-neighbourly, friendly, and truly at its peak. I believe this visit left a real mark. This close engagement at such a senior level – how did we achieve it? How did we reach this unprecedented level? That is my first question. My second question: We have jointly issued a new, comprehensive joint statement. We, of course, remain committed to the UN Charter, upholding its principles and purposes in full, and we defend the international order. We were the victors in World War II. What should we do to protect historical truth? How do we pass it on to future generations, without allowing anyone to distort or destroy it? Those are my two questions. Thank you. Vladimir Putin: First of all, I would like to thank you for the warm welcome during my visit to Beijing, and for the exhibition you organised together with your colleague, Mr Kondrashov. It was a fascinating and substantive exhibition. Thank you very much. As for the results of our cooperation, here is what I would say. In recent years, especially since the events still unfolding in Ukraine, people have increasingly said: “Russia has pivoted towards Asia. It has changed its policy.” But Russia has not changed anything, and it has not made any pivot. The agreement that underpins our cooperation – and is the foundation for our current results, which are impressive (according to various figures, our mutual trade is somewhere around $250 billion, and diversification is progressing strongly) – that agreement was signed back in 2001. We are natural allies and partners. Indeed, we are neighbours, sharing an extensive common border. One cannot choose one’s neighbours – that is a fact of life. Such is the course of history. Over the centuries, throughout our interactions, a particular system of principles governing our relations has emerged. Not yesterday, not today, and not five years ago – but over centuries, these principles have taken shape. China is progressing rapidly and dynamically, assuming an increasingly significant role in the global economy, world politics, and international affairs as a whole. Naturally, we have been observing this closely – and not merely observing; we have been engaging in close collaboration and cooperation. Twenty five years ago, we signed the foundational Treaty, which established favourable preconditions and a robust foundation for the development of bilateral cooperation in all areas. Such is the result. In recent years, as both the Chinese and Russian economies have expanded and diversified, new opportunities have emerged for us – encompassing a vast array of fields. I will refrain from enumerating everything I deem significant and important. The most crucial aspect is that in recent years, we have increasingly focused on matters relating to the new economy, which is rooted in artificial intelligence, information technology, advancements in biology, genetics, and so forth. We have always cooperated – not just in the last five years, but consistently – in the military sphere, and our interaction continues unabated. There is nothing new in this regard; it is simply a tradition of our relations, both military and military-technical cooperation. We are jointly considering certain developments in this domain. I reiterate, this is not connected to current events that are capturing global attention, including those in Ukraine or even in the Middle East. We simply cooperate and maintain friendship with China – not directed against anyone, as I have stated, but rather in each other’s interests. That is all. Here, particularly in the pursuit of advancements in the realms of artificial intelligence and high technology, lies the future of our collaboration. This is a subject we invariably discuss during our meetings with President Xi Jinping. Incidentally, we have truly trust-based relations. He addresses me as “my old friend,” and I reciprocate. This is neither an exaggeration nor a figure of speech. We have cultivated a relationship of trust. Naturally, we are guided first and foremost by the national interests of our countries, yet these interests often align, and personal relationships provide a solid foundation for reaching ever-new horizons. That is why I believe we have established favourable preconditions for enhancing our interaction with China. I am confident that all the tasks we have set during my visit will be accomplished, and all the objectives will be achieved. President Xi Jinping and I have outlined our schedule of bilateral contacts for this year – and this applies not only to us: the governments, ministries, and agencies, along with our leading companies, are meeting and collaborating, including in the energy sector, where, I am sure, we will soon delight the global energy market with new agreements between Russia and China. Andrei Kondrashov: Colleagues, who would like to speak next? Vijay Joshi, CEO and Editor-in-Chief of the Press Trust of India. CEO and Editor-in-Chief at The Press Trust of India (India) Vijay Joshi: Mr President, first of all, thank you for this opportunity and for your hospitality. Mr President, as you are preparing to travel to India for the BRICS summit in September and the global community is watching the evolving dynamics between Moscow and New Delhi very closely. While this special and privileged strategic partnership remains the cornerstone for both nations, some observers say that India’s alignment with Washington creates structural frictions with Russia. From your perspective, how will you seek to inject fresh momentum into the bilateral relationship? What steps can be taken to ensure that Russia-India ties remain resilient against external geopolitical pressures? And how would you describe Russia-India relations in this redrawn geopolitical landscape in your words? Thank you. Vladimir Putin: You have described these relations yourself, and you characterised them accurately. As you noted, this is a special and privileged strategic partnership. Such a relationship was not built overnight, or over the course of a few years. It is the result of decades of cooperation. The Soviet Union established diplomatic relations with India in 1947 and consistently supported the development of the young state. We are happy to see that, thanks to the tireless work, talent, and determination of the Indian people, India has achieved remarkable success and made tremendous progress in its development. Everyone present here knows that India is currently demonstrating the highest economic growth rates among the world’s major economies. This doesn’t fall out of the sky; it is the result of consistent and purposeful efforts, above all by the government led by Prime Minister Narendra Modi. The country’s strong economic performance reflects the successful implementation of the policies and development strategies pursued under his leadership. We still have a lot of work to do together, but we are confident that bilateral trade will reach $100 billion in the coming years. At present, trade turnover stands at approximately $58 – $60 billion. However, all the necessary conditions are in place to intensify our joint efforts and achieve even more ambitious goals. Our cooperation extends far beyond the energy sector, including nuclear power. The Kudankulam Nuclear Power Plant is already operating and continues to expand, and we expect decisions on additional sites in the future. We will also continue to deepen cooperation in the hydrocarbon sector. Russia remains one of the largest foreign investors in the Indian economy, and we intend to further strengthen investment cooperation on a reciprocal basis. Everybody knows that we also maintain close cooperation in the pharmaceutical industry, where Russian companies are ready to offer a wide range of products and solutions. I will not go into details, but we have outlined a number of highly promising, long-term initiatives that are of mutual interest to both India and Russia. However, I find your question somewhat surprising. You suggested that India’s cooperation with the United States is creating difficulties in its relations with Russia. We do not see it that way at all. Where did you get that from? We are glad that India is developing relations with all countries. India is a major global power with a population of 1.5 billion people, a rapidly growing economy, and one of the world’s largest democracies. It is entirely natural for India to develop relations with a wide range of countries in accordance with its national interests. It is another thing that the United States is trying to pressure India on certain issues, particularly on certain issues of cooperation with Russia. But I think everyone has long since realised that pressuring Prime Minister Modi, who leads a country with a population of 1.5 billion, is futile. Moreover, it harms international relations and bilateral relations, no matter from which side this pressure comes. We do not see any negative consequences arising from the current situation. We believe that mutually acceptable solutions can be found with all parties involved. To date, we have not observed any serious adverse effects. Russia and India continue to strengthen their partnership, and we regard India as a reliable partner. Andrei Kondrashov: And here’s the United States. James Jordan is one of those who came from The Associated Press to ask tough questions. Please. Vladimir Putin: Go ahead, play hard ball. News Director for Europe & Africa at the Associated Press James Jordan: Thank you, Mr Kondrashov, for the organisation of this gathering. It is always fascinating to hear President Putin’s views on many global matters. I have been here for three years now and it is always an interesting experience, so thank you. President Putin, yesterday hundreds of drones were launched into Russia from Ukraine. Some struck a naval base nearby, some struck an oil depot nearby, causing a plume of smoke over St Petersburg, your home city. Flights were also disrupted into the airport here. More broadly, the Russian economy has dipped recently; your personal approval ratings have also dipped; and the US says the invasion has become a strategic disaster – those are the words of Marco Rubio. He also added that Russia won’t achieve its war aims by military means alone. Given this, is it still logical to pursue your war aim of controlling the hold of the Donbass region or are you ready to make a deal? Thank you. Vladimir Putin: First of all, one does not exclude the other. Controlling the entire Donbass region and making a deal are not mutually exclusive. Why do you think they are in conflict? You mentioned Mr Rubio’s statement. He is a serious partner; we are in contact with him. He recently spoke in the Senate or Congress. It is clear that the domestic political situation in the United States is complex – some support him, some attack him. What the Secretary of State says on a specific issue inside his home country is certainly of interest to us, but ultimately, we are more interested in the real situation. And if you are talking about the conflict in Ukraine right now, we are interested in the actual situation on the ground. What does that situation look like? It is as follows. First of all, and this needs to be emphasised, Russian troops are advancing along the entire line of contact. There is not a single place where Russian troops are not advancing. The biggest problem facing the Ukrainian Armed Forces today is a disastrous shortage of personnel. Recently, the Ukrainian Armed Forces have been reduced by 100,000 personnel. Monthly losses are around 40,000. As a result of forced mobilisation – people, as you know, are being snatched off the streets, like stray dogs, and forced into the army. I will tell you about the consequences now. Monthly losses are approximately 40,000. Forced mobilisation brings in around 15,000–16,000 per month, and about 14,000 return from hospitals after being wounded. So each month, there is a net loss of roughly 10,000 personnel. On top of that, around 20,000 desert each month. At the start of this year, the number of deserters was around 60,000. People are being forcibly taken – there is no motivation, no one wants to fight. The almost official figure is that 200,000 criminal cases have been opened for desertions. That is one of the problems, but the most significant one. It leads to the loss of territory and towns. Just recently – I will not give the exact number of communities now, in case I am mistaken – the Russian army has brought approximately 2,440 square kilometres under its control. The offensive, as I said, is ongoing daily. Since you mentioned Donbass, the Russian army is currently in full control of the Lugansk People’s Republic – 100 percent. Over 85 percent of the territory of the Donetsk People’s Republic is under our control. Only recently, Ukraine controlled some 25 percent of the territory, and now it’s down to less than 15 percent. We also control 80 percent of the Zaporozhye Region. This process continues on a daily basis. True, Western sponsors supply a great number of drones for Ukraine – different categories, including long-range UAVs. Unfortunately, some of them do break through. But Russia has its own air defence system. We must sure refine it. Yes, we must reinforce it, and we will by all means do it. Ukraine has no such system whatsoever. They have some of its elements but no system. They have Patriots and other types of weapons but the shortage is catastrophic. But the system as such does not exist. Similarly, Ukraine has no strike systems like those the Russian Federation has. By that I mean hypersonic missiles, cruise missiles – sea-, air- and ground-launched. We also have something vital – the Russian people’s patriotism and strong will that guarantee that we will achieve all the goals and objectives of the special military operation. While listing essential issues, I should mention one more circumstance. We have our own production, resource, research and workforce base to address all the objectives concerning the provisions of the Russian Armed Forces. This base is gaining strength with every passing month and, certainly, serves as the foundation for all the achievements and advances that I have just mentioned. To summarise, I would like to add the following: Without doubt, we are ready and willing to reach an agreement with Ukraine by peaceful means – and based on what we have discussed at the meeting with President Trump in Anchorage. At that meeting, certain questions were put before Russia so that we could agree on certain compromises. Russia agrees to the compromises discussed in Anchorage. It is necessary that Ukraine also agrees to make them. Then, the conflict will be resolved naturally and quickly. Andrei Kondrashov: Have you received answers to all your questions, Mr Jordan? Should time permit, you may pose additional queries, but for the moment, allow me, Mr President, to put my question to you. The retaliatory strikes we are carrying out today in response to the incessant terrorist assaults from Ukraine – targeting infrastructure used by the Armed Forces of Ukraine (AFU) and military-industrial complex facilities – are, before our very eyes, taking on a systemic character. Indeed, one of our recent retaliatory strikes raises the question – was the Oreshnik used in that instance? Furthermore, what, broadly speaking, does the use of such weaponry afford us? Vladimir Putin: As for our new systems, they are being developed – this includes the Oreshnik. However, they differ somewhat from what we used to do prior to the conflict in Ukraine. What do I mean by this? You see, we tested such systems at proving grounds, but the Oreshnik was not tested in this way, and this did not constitute a combat use. Across the territory of Ukraine, there has essentially been no full combat use of the Oreshnik, and as for the latest instance – it is not quite that … To be perfectly candid, I will share a major state military secret with you: we simply struck locations where it was possible to observe the results. This applies to Belaya Tserkov and, even more so, to the DPR area within the main fortified zone. Afterwards, our drones flew into the structure we hit, and we meticulously observed how the separating warheads were dispersed, calculating everything to the millimetre. This is crucial for us to make future decisions on the full-scale employment of the Oreshnik against designated targets, including urban areas. Andrei Kondrashov: Thank you. Colleagues, who is next? Martin Romanczyk, Deutsche Presse-Agentur (DPA), Germany. But, you know, I would first like to put a question to Martin myself, if I may. You represent Germany’s largest and leading news agency. As a journalist, do you get the impression that your country is preparing for war? Is this really the case, or does it merely appear so to us? And is it truly gearing up to engage in conflict with Russia? Vladimir Putin: I object. There is no need for you to respond. You are not here to be interrogated – you are here as an investigator; interrogate others. Andrei Kondrashov: Then we will speak separately after this meeting. Please, go ahead. Head of the News Service of the Deutsche Presse-Agentur (DPA) (Germany) Martin Romanczyk (retranslated): I would like to respond to your question. No, I do not think so. Mr President, thank you very much for the invitation. I would also like to address the topic of Ukraine and return to a question that has already been asked here. You spoke about peace. Germany and many European countries wish to take part in these peace negotiations currently being mediated by the United States, despite the conflict in Iran. What role can Germany play, and what role can the Federal Chancellor assume? And, if I may, I would like to add to this question. You mentioned Gerhard Schröder as a negotiator on behalf of the Europeans. Apart from Gerhard Schröder, whom else can you envisage in this role – who could undertake these mediation functions on behalf of Germany? Thank you. Vladimir Putin: You raised two points that I would like to pay attention to. First, you said that Europe would like to participate in the negotiations. Right? Second, you asked who, apart from Mr Schroeder, could serve as a mediator. One thing is to participate in the negotiations, and another thing is to be a mediator. How can the European Union or separate countries of the European Union be a mediator if they directly abet the efforts of the country which we have an armed conflict with? What kind of mediators can they be? If you want to be a mediator, you have to be neutral.That is my first point. And secondly, I was surprised by the reaction to my mention of Mr Schroeder as a possible mediator. An immediate outcry followed: “No, Schroeder cannot be involved because he is Putin’s friend.” He is not Putin’s friend. He is a German statesman, and one of the best, in my view, because he has his own position and the courage to defend it. Unfortunately, there are not many politicians in Europe today who possess those qualities. Europe is currently facing significant energy challenges. However, it was Gerhard Schroeder who championed infrastructure projects such as Nord Stream, designed to provide the German economy with reliable and affordable energy supplies from Russia. Moreover, these projects were not only about securing deliveries; they also created a framework of mutual commitments and obligations between the parties involved. What matters is not that we have a good relationship with him. What matters is that, while pursuing his country’s national interests, he has demonstrated that he is a person whose word can be trusted. That is the essence of the matter. Any individual seeking to act as a mediator must be trusted by both sides. Frankly, I find it difficult to understand how Russia could trust people who, for years, have been saying about the need to inflict a strategic defeat on Russia. That is precisely the issue, Martin, das ist das Problem. Nevertheless, we are not refusing to talk. We have never refused contacts with representatives of the European Union in any format. As for the EU acting as a mediator in negotiations with Ukraine, there are obvious difficulties, as I have already mentioned, and I think that is difficult to dispute. But we are not rejecting contacts. If they want to talk, they know how to reach us. They can pick up the phone and call. If they want to come, they are welcome to do so. It is not Russia that is refusing engagement. I was also surprised to hear claims that the evil Russia had stopped supplying energy to Europe. We did not stop. Europe chose to stop buying, hoping that this would cause our economy to collapse. Well, they have seen that nothing has collapsed, that it’s time to stop, to realize that it was a wrong approach and perhaps make some adjustments. But instead we continue to hear the same rhetoric. They have made so many public statements and political commitments that it is difficult to change their position now. I’m not going to comment. I just want to say that we never rejected a dialogue. I want to reaffirm it. If anybody considers it reasonable to resume dialogue with Russia – go ahead. Who will be the negotiator from Europe? I don’t know. We are not imposing anything. I’ve heard this hubbub about Russia wanting to impose something, suggest some negotiators. We are not imposing anything or anyone. Naturally, we want to know who this could be. Let me repeat: It must be some people we could trust. It is just a working matter that could be discussed quietly and calmly, say, at the level of foreign ministers or intelligence services. The contacts between our intelligence agencies continue, by the way. Martin Romanczyk (retranslated): Mr President, you spoke about Nord Stream. Members of the Alternative for Germany party are present at this economic forum. They are supporting the resumption of Russia’s gas supplies via Nord Stream. What do you think of this party? We are holding regional and federal elections soon. What are your expectations of this party? What is your general attitude towards the Alternative for Germany party? Thank you. Vladimir Putin: I believe it would be improper for me to give assessments of the political forces of the Federal Republic. We know – and I know – that, if this corresponds to reality, or as far as I was informed, Alternative for Germany is currently ranked at the top among the political parties of the Federal Republic. It is ahead of CDU/CSU – in fact, quite significantly. It is also ahead of the Social Democratic Party of Germany by miles. I don’t want to comment, but I will say one thing. In my opinion, it is happening because this party’s leaders can formulate the interests of the German people and the German economy clearly and precisely. They are not afraid to declare them and they are willing to fight for them. Hence their rating and results. I don’t know and I don’t want to speculate about further developments on the political stage of the Federal Republic. As for opinions, we welcome any German political forces that are willing to restore and develop relations with Russia, be it Alternative for Germany or any other party. We will work with everybody who wants to work with us. Andrei Kondrashov: If there is a country that definitely wants to work with us, it is Belarus. I would like to give the floor to BelTA, the Belarusian news agency. Andrei Mokhor, go ahead, please. Director General of the Belarusian Telegraph Agency (BetTA) Andrei Mokhor: Good evening, Mr President. First, thank you for the opportunity to have this genuinely open discussion on topics that have been a matter of concern far beyond the circle of people sitting around this table. It has already been said on multiple occasions that the relations between Belarus and Russia can be regarded as a benchmark of sorts in terms of interstate relations and striking a balance between integration and the unconditional commitment to preserving sovereignty. Even the EAEU has yet to achieve this level of interaction. I would like to ask your opinion about ways of overcoming the emerging crisis of trust between long-standing partners, our partners, whose actions sometimes de facto amount to severing ties. Vladimir Putin: A crisis of trust with our partners? Andrei Mokhor: Yes. A crisis of trust with our partners within the post-Soviet space. In particular, I am referring to the developments concerning Armenia. Vladimir Putin: You know, there is nothing extraordinary about this. The political forces behind the current Prime Minister have been talking about this for quite some time now. They have no qualms and are open about it. In fact, there is nothing wrong with striving to follow Western standards, the European standards. I believe that any sovereign country, and Armenia is of course one of them – every sovereign country has the right to set what it views as priority standards which can benefit the country and reinforce its independence, sovereignty and, most importantly, its economy, as well as to choose its partners accordingly. What has raised our concerns? It was the fact that Armenia has adopted a law on launching the process to join the European Union – this is how it is titled, by the way, and it was Mr Lukashenko who drew our attention to this fact, while I even forgot about this, but he pointed out the actual title of the law. Business as usual, nothing extraordinary about this, if not for the fact that Armenia, as I have already said, and we discussed this in Kazakhstan too when we had a meeting with our colleagues – Armenia operates within the framework of the Eurasian Economic Union. There are different standards, technical regulations in agriculture, transport, and logistics – there are so many divergences. I would very much like to see, at some point in the historical perspective, technical standards, logistics and all the other numerous factors involved – many of which may seem a mere formality at first glance but are in fact crucial to economic development – become aligned between the European Union and the EAEU. This would make us a truly vast economic space “from Lisbon to the Urals,” as De Gaulle said, though it would be even better if it extended all the way to Vladivostok. However, this is currently impossible for technological reasons, as the EAEU and EU free trade zones are incompatible. Of course, this is a concern for us. If a relevant law is adopted, this goes beyond mere talk – it is the law, and we would like to ask our Armenian colleagues to decide on their development path as soon as possible. The market organisation and the legal framework within the EAEU depend on this, because we debate every issue just as it is done in the EU. Without wishing to overstate this, our colleagues sometimes become quite animated in these discussions. Every comma is sometimes important. But it is also important for us to know how this interaction will be structured. This not only concerns energy, although this is important because the common energy market is one of the few issues that has not been coordinated in terms of our policy as a whole. As you can see, even our colleagues in Germany are concerned about Nord Stream. This [energy] is a crucial element today, and it is especially important in the post-Soviet space, that is, within the EAEU. Moreover, Prime Minister Pashinyan has said just recently that he considers it important to hold a referendum on this issue. Our only request is that this is clarified as quickly as possible. Nothing more. We have no objections. We will maintain good relations with Armenia no matter what development path it chooses to follow. As for other countries, as I said, we manage to come to terms, we always do, despite all the challenges of negotiations. I am confident that we will be able to do this in the future as well. As for Armenia, Russia advocated, at Armenia’s request, for its accession to the EAEU. I mean that, in terms of a number of economic indicators, Armenia did not fully fit the overall framework at the time. However, it has now decided that it should explore a different direction. We have no objection to that – it is entirely their choice. Our only request is that a decision be made as quickly as possible and that we proceed openly and transparently. That’s all. So I do not see any major political problem here. There are, of course, economic and technical issues to address, but I hope we will be able to resolve those as well. By the way, regarding Nord Stream. As you know, the Nord Stream pipelines were blown up, correct? But one string of Nord Stream 2 remains intact and undamaged. Through it, Russian gas could be pumped to the Federal Republic of Germany starting as early as tomorrow. You just need — and I am not joking — simply to press a button, and the gas will start flowing. But that requires a decision by the Government of the Federal Republic. We have an existing contract between Gazprom and its partner in the Federal Republic, and contacts with Gazprom are ongoing; they remain in communication. Gazprom has never refused supplies and is ready to deliver tomorrow. Its partners also want this. All that is needed is a decision by the Government of the Federal Republic. And here we come to the key issue – a political question, a question of sovereignty. Because this system was not only blown up – I consider it an act of state terrorism, and I think you would agree – but even though one line remains intact and operational, it is still subject to US sanctions. If the German government reaches agreement with its partners, the sanctions will be lifted, we will press the button, and gas will start flowing – tomorrow, if necessary. This is a matter of sovereignty: whether they agree or do not agree, or whether, without agreeing with anyone, they simply say no, or explain to their partners in Washington that they need this because they are going through a very difficult period. High energy prices are undermining the competitiveness of the German economy and harming the European Union as a whole, because Germany remains the locomotive of the European economy. This system needs to be put back into operation. They could reach an agreement peacefully, explaining the seriousness of the situation. That is all. With increased capacity, up to 25, and potentially 28 billion cubic metres per year could be supplied – starting tomorrow. But what Gazprom needs from its German partners is a clear answer: will they take the gas or not? Otherwise, we will redirect it to other markets and sell it to other partners. The contract remains in force. And it is not Gazprom that is failing to meet its obligations – Gazprom is ready. The German partner is not taking the gas, because there are instructions from Brussels and Berlin not to take it. That is all. Let’s continue. Andrei Kondrashov: Middle East News Agency MENA, Egypt. Shohrat Aref, please go ahead. Managing Editor for European and Middle Eastern countries at the Middle East News Agency (MENA) (Egypt) Shohrat Aref (retranslated): Thank you, Mr President, for inviting me to take part in this dialogue. I have the following question: What are your thoughts about President el-Sisi’s role in promoting stability in the Middle East? What role could Egypt and Russia play in reducing tension in the Middle East? Vladimir Putin: President el-Sisi is a good friend, and I have a very good relationship with him. I also hope this helps us expand our bilateral ties. Trade between our two countries has been stable and is enjoying positive momentum, and there are good prospects for undertaking major projects. For many years now, we have been discussing the project to create a Russian technology valley in Egypt’s Nile Valley. Today, we are working hard on the project to build a nuclear power plant in Egypt. I hope its first block becomes operational in 2028. There is significant, effective momentum in our relations. We have engaged quite a few local specialists to perform construction work, which means that this is a very impactful project. We are also working in other sectors. We have developed a relationship of trust in our political cooperation on the international stage. Russia appreciates President el-Sisi’s efforts to bring about a settlement in the Middle East. The Palestine tragedy has been somewhat relegated to the background considering the developments in and around Iran and the Strait of Hormuz, but the Palestine issue has not disappeared. It remains acute. In this regard, the President of Egypt has made and continues to make a meaningful contribution to achieving a settlement, which means arriving at a fair resolution regarding all Palestine-related matters. Of course, I would like to stress again that in the opinion of the Russian Federation, the creation of a viable Palestinian state is the only fundamental approach to resolving this issue. I know that the President of Egypt has been working hard on the agenda dealing with settling the Iranian crisis. He has been in touch with all parties to this process at all times, and we have also maintained contact. We seek each other’s advice, listen to each other, hear each other, and take our respective positions into account. I would like to thank President el-Sisi for attaching so much importance to strengthening Russia-Egypt ties. This is instrumental. Egypt is one of our priority partners in the region. Andrei Kondrashov: Spain has been a country that has protested conflicts in the Middle East. We have José Manuel Sanz Mingote, Editor-in-Chief of Agencia EFE, with us. You have the floor. Editor-in-Chief and Director of International Information at the Spanish news agency EFE José Manuel Sanz Mingote (retranslated): Thank you. I would like to thank our friends at the TASS News Agency for their hospitality. Mr President, my question concerns Ukraine. What is preventing the achievement of a durable peace in Ukraine, one that would allow all of Russia’s legitimate concerns related to the conflict to be discussed? We can see that some progress has been made, and you have told us about this. But it is taking too long to achieve these goals, especially in Donbass. We have seen numerous exchanges of strikes between the sides. Is now the right time for a ceasefire, for sitting down at the negotiation table to discuss all issues? Even if the EU and European countries cannot mediate the process, they could help look for a solution. Thank you very much. Vladimir Putin: I believe that the EU could indeed help look for a solution. In my opinion, a solution should be reached within the framework of the arrangements made in Anchorage, and the Ukrainian side is fully aware of this. I would like to reiterate that the question raised before the meeting in Anchorage was whether Russia was ready to make certain compromises. I said during my visit to Anchorage and my meeting with the US President that we were ready, and I specified the agreements and compromises we would be prepared to make. The issue is for the Ukrainian side to accept these compromises. However, judging by all indications, primarily the internal political situation, Kiev is not ready for this. The reason is that if peace is achieved, internal political strife and the struggle for power in Kiev will intensify dramatically, and the economic situation will further deteriorate against this backdrop. It seems to me that the ruling authorities [in Kiev] are not interested in stopping the hostilities because in this situation they are unlikely to have any good prospects – let’s put this tactfully – for retaining power. Furthermore, they will have to address economic matters. European experts know how much it will cost to rebuild the Ukrainian economy – hundreds of billions of euros – and how long this will take. I am aware of the German Chancellor’s proposals for making Ukraine an associated member, and so on. That is none of our business. We are not against this – go ahead. But we are against turning the EU into a military bloc. This is a matter of concern to us. But we are not against economic integration. Go right ahead. European experts know how much this will cost, and European farmers know what will happen if European markets open to Ukraine’s agricultural products. I could speak about this for a long time, but this is how I will reply to your question: Yes, the EU could potentially play a positive role, though not by supplying weapons but by trying to convince Kiev to accept the compromises we discussed in Anchorage. That is all. Andrei Kondrashov: Please, Chairman of the Board of AZERTAC news agency Vugar Aliyev, Azerbaijan. Please, go ahead. Chairman of the Board of the Azerbaijan State News Agency (AZERTAC) Vugar Aliyev: Good evening, Mr President. Thank you very much for taking the time to meet with us journalists. My question relates to relations between our countries. May I ask how you assess the prospects for developing relations between Azerbaijan and Russia? Vladimir Putin: I would rate them as highly favourable. Our relations with Azerbaijan have always been, and continue to be, very positive. This extends to both the economic and political spheres. We signed a Declaration on Allied Interaction a couple of years ago, and relations are developing accordingly. President Aliyev is making significant efforts to infuse this treaty with tangible substance. This is evident in the specific areas of our cooperation. I believe that accumulated Russian investment in the Azerbaijani economy exceeds 10 billion rubles. Numerous enterprises operate with Russian capital. We also have close cooperation on cultural and educational matters. A substantial number of Azerbaijanis, as is well known, work in the Russian Federation. They send money to support their families. We are striving to organise this in a proper, civilised manner. We have numerous areas of mutual interest in logistics, in particular, the North-South corridor providing access to Iran. At present, of course, this has been somewhat hampered due to the events surrounding Iran, yet it remains an area of significant mutual interest. We are deeply grateful to President Aliyev for assisting us in the delivery of humanitarian aid to Iran. It should be noted that the Azerbaijani side has been diligent and effective in this regard, responding promptly to our requests. This is crucial for alleviating the situation in that region as well. Trade turnover is on the rise, and it should be noted that additional opportunities for the mutual supply of goods are emerging. We are engaged in negotiations on a wide range of specific areas. At this stage, I deem it premature to elaborate on this, but it pertains primarily to the energy sector. We will meet with President Aliyev and will certainly discuss all matters in due course. On the whole, I believe that relations between the two countries are evolving – and evolving very positively. Andrei Kondrashov: Colleagues, the next question, please. Who is next? The Kyrgyz agency Kabar. Director Mederbek Shermetaliyev, please. Director of the Kyrgyz National News Agency Kabar Mederbek Shermetaliyev: Thank you, Mr Kondrashov. Good afternoon, Mr President. Thank you for this opportunity to take part in today’s meeting with you alongside the heads of news agencies. Allow me to ask two questions. Mr President, President Sadyr Japarov has repeatedly underscored that Central Asia should become a region of peace, neighbourliness, and shared development. Against this backdrop, Kyrgyzstan’s election to the UN Security Council was an important event not only for our country but also for the entire region. What role, in your opinion, can Central Asia play in strengthening international security in the coming years? That is my first question. My second question concerns the fact that this year, Bishkek is hosting the SCO summit. Against the backdrop of growing global challenges and instability, what joint initiatives within the SCO does Russia consider a priority for strengthening regional security, and what key proposals does the Russian side plan to put forward for discussion during the summit? Thank you. Vladimir Putin: As for what we intend to put forward at the summit, we will, first and foremost, be guided by the proposals of the Kyrgyz side as the host country of this event. We know that both the President of Kyrgyzstan and all our colleagues are giving this their close attention and working on it. Our respective government bodies are in constant contact, both through the foreign ministries and through the relevant economic agencies, coordinating their efforts. I am confident that this will lead to the necessary compromises being reached where required. More broadly, it will result not merely in formulations but in the definition of objectives for the further development of the association as a whole. What I would like to draw attention to is the following. It was initially established as a mechanism for resolving border issues between the People’s Republic of China and those republics of the former Soviet Union that share a border with China. Today, how many member states are there – 27 countries? It is, indeed, a major organisation. Few outside observers take note, but substantive work on economic integration is underway, and this is becoming a prominent factor in regional affairs, at the very least. And given that there are, after all, 27 countries involved, this is a significant undertaking. What is important is that Central Asia – with the resources of the Central Asian countries, its vast territory, and its growing population – is attracting ever-greater attention from the entire international community, primarily, of course, on the basis of the region’s economic potential. Everything that is being done within the framework of the organisation itself will undoubtedly be of interest both to Russia and to all our partners. Therefore, we certainly wish our Kyrgyz friends every success and will do everything we can to ensure that this significant event, in my view, proves a success. Andrei Kondrashov: We have not had questions from France or Great Britain yet. Let’s start with France. A major agency, Agence France-Presse – Pierre Ausseill, Regional Director for Africa and Europe, please. AFP Regional Director for Africa and Europe Pierre Ausseill (retranslated): Good evening, Mr President. I have a short question on Ukraine, covering the economy and Mr Zelensky. Russian military spending has risen considerably due to the special military operation, and the economy is showing signs of strain. Can the Russian economy withstand this? My second question concerns Mr Zelensky. If you were to sit down at the negotiating table with him to sign a peace treaty, what would you say to him? And do you consider him the legitimate representative of Ukraine? Vladimir Putin: On the question of his legitimacy, that is a matter for lawyers, for legal analysis. Of course, if we reach the point of signing any documents – and that is not a whim on our part; any country in our position would want to sign documents of this kind, which would be truly historic for both Russia and Ukraine – then we would want to sign them with someone who is legitimate under the other country’s constitution, the fundamental law of Ukraine. This requires careful legal analysis. I will not go into the details now – I have spoken on this before, and anyone can look up what I have said. Here is the core issue. Two years ago, in May 2024, President Zelensky’s term expired. At the end of last year and the start of this year, there was much talk of elections in Ukraine. Where is that talk now? Will there be elections or not? I suggest that you ask them these questions as well. That matters. Yet no one is asking these questions now. If elections are held, when? And of course, the outcome would be crucial. Under the Ukrainian Constitution, a president is limited to serving two five-year consecutive terms. If we accept the view of those who say that President Zelensky has legally extended his powers, two years [of his second term] are completed. Will he run for another five-year term? This is contrary to the Constitution, which only stipulates two five-year consecutive terms, 10 years altogether. What about the two years he has been in power now? There are many questions, but if we ever reach the stage of signing documents, I believe that if there is a desire to end this military conflict peacefully – and Russia would like to do this, we will find those who should sign the relevant document. When there is a will, there is a way. This is extremely important, but we must remember that it is a legal issue. As for what we could tell each other if we reach the end of the conflict, at the very least, we could and should say, Thank God it’s all over. However, the legal side of the matter should be analysed at the level of good experts. I believe this is obvious. I would like to reiterate that we can only sign such documents with those who are fully legitimate to do so. There are many options, such as the Chairman of the Verkhovna Rada, and possibly even Zelensky himself. We need to analyse the documents and what legal consequences their signing would have. Once again, there must be the will to do it. As for the procedure, there are ways to coordinate it. Pierre Ausseill: I also asked about the economy, if you recall. Vladimir Putin: Regarding the [Russian] economy, as Mark Twain said – I think it was he who said it, “The reports of my death are greatly exaggerated.” That is how he joked about it once. The same here. There were forecasts of our defeat on the battlefield, and it was even said – I think it was the former US President who said it, that the Russian economy was in tatters. Don’t engage in wishful thinking. Make your assessments based on real figures, real trends and the real situation, in this case the real situation in our economy. How much has the EU’s economy grown over the past three years? Don’t wrack your brains – it has grown by about 3 percent. And how has the Russian economy grown? It has grown by 10 percent, three times more than the EU’s economy. Germany, the leading economy of the eurozone, has grown by less than 1 percent, while the Russian economy has grown by 1 percent last year, even if this is a modest figure, and it continues to grow. It is true that there are issues in terms of the overall macroeconomic landscape, primarily the rising inflation. It is for this reason that the Central Bank and the financial bloc have taken several decisions – and these decisions were quite harsh – to suppress inflation and improve macroeconomic indicators. The decision to raise the key interest rate was one of them. However, these measures have been effective and yielded results. As of April, the economy has not fully recovered to where it was a year before that, but we are making steady progress towards reaching the planned, or to be more exact target indicator of 5.4 percent. This is a positive development in itself. At the same time, industrial output has continued to grow, and so did real household incomes. In fact, real household incomes increased by over 28 percent which is largely due to higher salaries, and I am talking about real, not nominal, wages. There was an increase of over 25 percent. We have been fulfilling all the social commitments we have to the people of Russia, including by adjusting for inflation pensions, benefits, minimum wages, and entitlements to support families with children, and so on and so forth. We had a plan to reduce the number of people living below the poverty line to seven percent by 2030. In 2025, we achieved this objective ahead of schedule and went even further by reaching a level of 6.7 percent. I want to go back to Mark Twain’s quote. Let me reiterate that our economic and financial agencies have been effective in their actions and delivering results. It goes without saying that we intentionally went down this road, of course, when the Central Bank decided to significantly increase the key interest rate. It has already cut the interest rate several times and brought it down to 14.5 percent. Many believe that this is too little, and that we need more cuts. I will not make any comments in this regard right now, since this can turn into a lengthy debate. I have been following these discussions between the Government’s economic bloc and the Central Bank, etc. But the results are there. We did this on purpose while understanding that this would lead to a decrease in capital investment. How could it be otherwise? Of course, investment was expected to shrink with the Central Bank’s key interest rate at this level. Our decision to cool down the economy was intentional. Some may argue that there was too much cooling, or that more needs to be done in this regard. Still, we did this on purpose. We do not want hyperinflation of up to 30, 60, or 70 percent, as it happened in some countries. We are fighting for the overall health of the Russian economy. I would like to draw your attention to another important indicator. Our public debt is equal to 15.6 percent. How big is it in France? It exceeds 100 percent, probably. I think it is 112 percent, approximately. But we have 15.6 percent. All this gives us reasons to believe that we are headed in the right direction and can feel confident. Andrei Kondrashov: Reuters, UK, Mark Bendeich, please. Global Managing Editor, World News, at Reuters news agency (Great Britain) Mark Bendeich: Thank you, Mr President. I’ve got two questions. The first is on Ukraine. How do you rate President Trump’s performance in trying to end the conflict in Ukraine? Whether he has become distracted by the Iran war and indeed whether he miscalculated there, perhaps at the cost of pushing forward talks over Ukraine? My second question is about your own political future, Mr President. You have been running the country now, been in power for 26 years, and whether you plan to stay in office until 2036, I think under the Constitution. And if you don’t mind me saying so, you look quite fit, whether you feel you have the stamina and the health to go the distance to 2036? Thank you. Vladimir Putin: Only God knows whether any of us – you, me, everyone in this room – stay healthy enough to survive until tomorrow or the day after, let alone to solve the problems we face and reach the goals we have set. That is for starters. As for my own plans: yes, the Constitution allows me to run for re-election in 2030. But frankly, it is far too early to talk about that. I am not even thinking about it right now – I tell you completely honestly. The country faces many large, far-reaching, and urgent issues. The way to address them is not to think about that, it is to think about Russia’s future. That’s the first point. Now, on Ukraine and what the US President has done to try to resolve the conflict. I have said this before, and I do not mind repeating it. I believe President Trump is genuinely committed to resolving the Ukraine crisis. He has already said publicly that he did not expect it to be so difficult. And yes – from the outside, some things may look straightforward, but once you dig in, you realise there are many unknown factors, and they matter. Now, settling another crisis, the one concerning Iran is indeed urgent. We see that the US administration is distracted and forced to focus primarily on that issue. But here is the difference: the Ukraine crisis is primarily local, though I regret that European countries are trying to give it a global dimension. The crisis around Iran, by contrast, is clearly global. Just look at the impact the closure of the Strait of Hormuz has on the world economy. So of course, the administration is giving it serious attention. That said, President Trump’s proposals, as I have already mentioned, could very well form the basis of a peace agreement. So to answer your question of whether the administration was on the right track – yes. Those proposals require compromise – for both countries. For Russia, too. And we have broadly agreed to those compromises. We just need to convince the Ukrainian side. That’s all. Overall, I believe these proposals could serve as the foundation for an agreement between Russia and Ukraine, and could end the conflict. Global Managing Editor, World News, at Reuters news agency (Great Britain) Mark Bendeich: Sorry, just one follow-up question on Iran. Do you think Russia could play a role in terms of settling that dispute in particular in relation to the highly enriched uranium? Vladimir Putin: I believe so. We harbour no desire to impose our assistance; however, our proposal is well known to the US administration, as well as to our Iranian friends and partners. In 2015, Russia played an entirely positive role by facilitating the removal of enriched uranium from Iran to the Russian Federation, thereby establishing the foundation for the JCPOA– effectively resolving the crisis. This endeavour was supported by the American administration of the time, implemented successfully, and led to a de-escalation of the situation. What is the current state of affairs? The uranium is present on Iranian territory, a fact currently undisputed by any party. The question that therefore arises is: what follows? The uranium would immediately come under the control of the IAEA, and consequently, the entire international community – including the United States and Israel – would become engaged in the process of eliminating highly enriched uranium. This is because everything would be under their purview – effectively, under IAEA control – while all parties contribute to the IAEA’s efforts, and there is universal trust in the IAEA. Immediately, the uranium is accounted for in terms of volume and quantity, control is established, and the process of de-enrichment and dilution commences. We possess the capability to undertake this now as well – if you will. However, I reiterate, this decision rests with all parties seeking a resolution to the crisis. We have successfully implemented this before and stand ready to do so again. Our relations with Iran are good and based on trust; Iran is a friendly country. It is no secret that we are implementing a project there to construct the Bushehr nuclear power plant. We have completed one unit, which is now operational, and are continuing with further construction. I believe that the Iranian leadership and the Iranian people repose complete trust in us. Incidentally, this uranium could, in the future, be diluted and utilised for peaceful nuclear programmes within Iran under the oversight of the international community and the IAEA. I think that this constitutes a viable option. In this regard, I believe that Iran would find such a resolution acceptable, and all other parties involved – who may harbour certain suspicions – should also find it satisfactory. The uranium would be declared, removed, and placed under control. Wherein lies the problem? I see none. I may be mistaken in some respects, yet I struggle to see what could be objectionable to anyone in this scenario. Furthermore, initially – since we have broached the topic, I will elaborate – initially, and admittedly not this year – there was unanimous agreement. Subsequently, positions hardened on all sides. We said: “Very well. If not, then not. Please, resolve this among yourselves.” The proposals remain on the table – please, we are prepared to proceed as we did in 2015. If that is not the case, we hope that the parties involved in this conflict will find an alternative solution. Should another solution emerge, we would be most pleased. And if our assistance is required, we would gladly support any solution of this nature that leads to a de-escalation of the situation. Andrei Kondrashov: Mr President, we have already been speaking for an hour and a half. Would you allow us another 20 minutes? Vladimir Putin: We can do a couple of questions. The President of Uzbekistan is due to arrive shortly, and we have an event scheduled – the launch of a nuclear power plant construction project in Uzbekistan. Andrei Kondrashov: I have already caught the eye of three colleagues – Martin Romanczyk, Vijay Joshi, and Jose Manuel Sanz Mingote. Vladimir Putin: Well, by all means. Andrei Kondrashov: Three more questions, colleagues, and then we’ll conclude. Vladimir Putin: Please. Andrei Kondrashov: Martin, go ahead please. Martin Romanczyk (retranslated): Mr President, two years ago, when asked whether Russia was planning to attack NATO, you said that such claims were nonsense. At least, that is how your remarks were reported. Yet today, amid US plans not to deploy intermediate-range missiles in Germany and new details concerning the redeployment of American troops from Europe to Asia, there is still speculation that Russia could attack NATO territory in the foreseeable future. How do you assess such claims? Vladimir Putin: You know, anyone who seriously considers such claims should ask themselves a simple question: What for? Why would Russia need that? It’s clear – the conflict in Ukraine. At the heart of the conflict are the coup d’état and the subsequent suppression of everything associated with Russia as well as of a significant portion of the country’s population who refused to accept the outcome of that coup. Ukraine is, after all, a largely Russian-speaking country. Even those so-called nationalists speak Russian at home. But that is not really the point. The point is that the coup was followed by a series of developments inside Ukraine itself. In the end – and I will not go into all the details of how this unfolded, including the Minsk agreements and everything that followed – we found ourselves in a situation where it was necessary to support those people living in the territories that did not recognise the outcome of the coup. At the same time, there were ongoing efforts to bring Ukraine into NATO. Just think about it. We were simply deceived – openly deceived. You know that perfectly well. Since 1991, we were repeatedly told that NATO would not move one inch to the east. This was stated at the time by NATO Secretary General, a citizen of the Federal Republic of Germany – I must admit I cannot recall his surname at the moment. That was the assurance we were given. But what does Europe have to do with this? Why would Russia attack Europe or go to war with NATO? What would be the purpose? As I have said before, these claims are not merely nonsense. In my view, they are a deliberate provocation designed to create the impression of a threat that does not actually exist. The objective is to persuade their populations to increase defence spending and, as a first step, to pay for the regime that seized power in Kiev. That, I believe, is the real explanation. It is not simply nonsense; it is a provocation. What surprises me, however, is that some people in European countries appear to believe it. I find that astonishing. The whole notion is simply absurd. It would be amusing if it were not so sad. We have consistently stated that one of the objectives of our special military operation is the denazification of Ukraine. Yet, from various quarters, we have been asked: “What do you mean by denazification? What is this “denazification” you refer to? You are speaking irrationally. (And they say we are speaking irrationally.) Why denazify Ukraine?” Colleagues, let me be clear. This has been plain to see for all, yet scarcely anyone addresses it – the reburial of Nazis and nationalists who, during the Second World War, exterminated Jews, Poles, and Russians in Ukraine. How many, you ask? In my view, a million Jews were exterminated in Ukraine. A million innocent souls. And now, in Ukraine, their [Nazis’ and nationalists’] remains have been reburied with military honours and a gun salute, hailed as heroes of Ukraine. Only Poland reacted, albeit feebly; Israel – even more feebly. Everyone seeks not to notice, shamefully ignoring the truth. And who is responsible for this? The current head of the Kiev regime, ethnically Jewish. His grandfather, who fought against Nazism, must be turning in his grave. There exists an organisation of Ukrainian nationalists known as the UPA [Ukrainian Insurgent Army] – an entirely pro-Nazi entity. Its name is currently being bestowed upon active units within the Armed Forces of Ukraine. Observe: to the best of my knowledge, it has been enshrined in legislation, or is on the brink of being enshrined, that Nazi propaganda is forbidden. However, the Ukrainian authorities should be reminded that enshrining it into law is insufficient – the law must be implemented effectively. Listen, I understand that the so-called collective West does not want Russia to grow stronger. The collective West wants to use Ukraine so that Russia does not defend its national interests so vigorously, that it should know its place, and so forth. But you must understand what a threat the revival of Nazism poses to everyone. Not only is weaponry spreading from the territory of Ukraine across the world – that is already a matter of record. Not only is corruption flourishing there, it has taken over everything, it has sunk such deep roots. But Nazism is being revived. What then is to be done about that? Colleagues say that Ukraine should be part of the European Union, or an associated member, or in some other capacity. Very well, so be it. But one ought at least to reflect upon this. These are facts; this happened just recently. A few days ago, one of the Nazis was reburied. It was by his hands that Jews, Poles, Russians, and Roma people were exterminated – a million people. Yet he was reburied with military honours, with a gun salute, and – silence. I understand that some countries want to use everything in their fight against Russia. But this is a threat to everyone. One ought to think about this. Therefore, as regards the notion of Russia attacking Europe – this is, of course, nonsense, but not only that. It is also a provocation and misinformation aimed at deceiving their own populations in order to secure funding for the fight against Russia and for the militarisation of their own economies. CEO and Editor-in-Chief at The Press Trust of India (India) Vijay Joshi: Mr President, earlier in this interaction you spoke about Russia’s relations with China. You said it was not born yesterday; it has grown over and been fostered over centuries. India has a similar relationship with China, but probably of a different nature. It is a difficult relationship. At the same time, India has a difficult relationship on its western border with Pakistan. I think you see where I am going with this. Pakistan today is helped by China in military terms. About 80 percent of Pakistan’s military hardware is of Chinese origin. China is also supplying technology, advanced technology to Pakistan, intelligence, and military hardware. So, this is causing some concern in India. You have very good relations with both China and Pakistan. Is there anything you would like to do at all in ensuring that India’s security interests are not compromised? And a related question to that is that I just heard today that the S-400’s latest battalion has been delivered to India. A fifth one remains. What is the advanced technology that the fifth battalion will include? And if you can give maybe a definitive timeline on the joint development of the Su-57 stealth fighter and the delivery of the Akula-class nuclear submarine? Thank you. Vladimir Putin: Of course, we are well aware of all the potential issues and challenges, even if not all of them, but the main challenges dealing with the situation along the border and in terms of Pakistan – India relations – we know them. You said that China has Pakistan under its total control, but I do not think so. First, Pakistan is quite a big country, and Pakistan has multifaceted ties. Of course, matters dealing with Pakistan’s cooperation with the People’s Republic of China have a lot of importance for the country. But everyone seeks to expand relations with China. This is one of the world’s largest economies and it is second to none around the world in terms of purchasing power parity. It is the number one economy by this indicator. India is third, and Russia is fourth in terms of purchasing power parity. By the way, this also answers the question from your French colleague about the state of the Russian economy. China, the United States, India and Russia are the world’s top four countries in terms of purchasing power parity. By the way, we have surpassed all European countries, as well as Japan. What an ingrate thing it would be to interfere in these sensitive and multifaceted relations between two countries, India and China. That said, we maintain contacts with our friends in both India and China. What I would like to point out in this context without going into much detail, since it would be inappropriate for me, is that I can assure you that both Prime Minister Modi and President of the PRC Xi Jinping are both committed to addressing all matters of mutual interest, including in terms of border relations. I have no doubt about this whatsoever. Russia has special relations with both China and India, as you have said. This is not a problem for anyone, trust me. It took decades to forge these ties, decade after decade of work. It all came together quite naturally. Relations between Russia and India do not cause any trouble to China, and the same goes for Russia’s relations with China not causing any trouble to India, while everyone stands to benefit from the three countries working together. We are talking about BRICS. Do you know where BRICS was born? It was here, in St Petersburg. It was here that I suggested having a meeting between the Chinese leader, the head of the Indian Government and yours truly. And all three of us had a meeting here. This is how the RIC – Russia, India, China – format was born. It goes without saying that we found topics on which we could agree, and agree we did. Brazil joined us later by asking to become part of this trilateral format. This is how we got the BRIC group. After that South Africa followed, and we got BRICS. And the group continued expanding. This goes to say that when we come together and talk to each other, we are able to reach agreements. Let me reiterate that no one questions Russia’s cooperation with China or Russia’s cooperation with India. Everyone knows the multi-pronged ties we have in terms of military technical cooperation. It is true that we are working with India, including on developing the latest weapons systems. Everyone knows the BrahMos intermediate-range missiles. They now exist in sea-based and ground-based declinations. And the list goes on, and we are expanding it. As for the Su-57, there was a time when we offered our friends from India to work together on developing this plane. This is a fifth-generation plane, and I think that it is currently the best in the world. Our Indian friends told us to go ahead and do it on our own, while they would wait and see. This plane could have been our joint manufacturing venture, but we developed it on our own. Of course, we are ready to work with India by supplying these planes and developing them. The sky is the limit in this regard, and we are free from any restrictions. The same goes for air defence systems. Having specific hardware may be important, but creating an air defence system has even greater importance. What does this mean? This means being able to engage various types of targets at various altitudes, including low-altitude, slow-flying and high-altitude targets. It is instrumental that all these elements are part of a single information system working in real time. This is a formidable, tech-intensive task. Russia is now working on perfecting this system. There are still pending questions, but this is a unique experience. No one else has any experience of this kind. We have it, and we are ready to share it with both our Chinese and Indian friends. And share we do. There is work in progress on all these fronts, and we will continue working with India too. Andrei Kondrashov: Colleagues, one final question, please. Keep it brief. José Manuel Sanz Mingote of EFE news agency. José Manuel Sanz Mingote (retranslated): Thank you very much. I would like to ask a brief question to clarify whether I understood your answer correctly. Are you ruling out a suspension of military action for starting negotiations? My second question concerns Latin America. Over the past few months, have you had any contacts with the United States regarding Cuban issue? And regarding what happened in Venezuela. Have you mentioned the capture of President Nicolás Maduro? What will Russia’s response be? Vladimir Putin: As regards contacts on the Cuban issue, I will answer your question directly. You asked whether we have had contacts with the US administration regarding the Cuban issue. Yes, we had, but I do not wish to comment further. As you know, we recently delivered a tanker carrying oil products to Cuba. Cuba is our friendly nation; we have maintained longstanding relations with it for decades. The US administration is aware of this, and our contacts with Cuba continue. As for the suspension of hostilities in order to begin negotiations, such a suspension is not necessary for starting negotiations. Negotiations can take place while military actions continue. We have already had such a situation: negotiations took place while the military operations continued. So where is the issue? Speaking candidly, I have already outlined the key factors that shape the course of the conflict when answering the question posed by an American colleague. There are many factors at play. Russian forces are advancing every day, and anyone following developments closely can see that new settlements are coming under the control of the Russian Armed Forces on a daily basis. Recently, I repeat, nearly 2,500 square kilometres – specifically, 2,440 square kilometres – have come under Russian control. Under these circumstances, it is understandable that the Ukrainian side would prefer Russian troops to halt their advance. Our forces continue to make advances daily in the Zaporozhye Region by kilometres – say, by 1,200, 1,300 or 800 metres along the front and in depth. Obviously, there is a desire to stop this advance. However, rather than merely halting military actions, it would be better to end the war altogether by reaching the compromises that were discussed in Anchorage. Please go ahead. News Director for Europe & Africa at The Associated Press (USA) James Jordan: Thank you, Mr President. One more question about Russia’s relationships with its European neighbours. Associated Press reporting has tracked 191 incidents of malign or illegal activity across Europe since 2022. Western officials attribute these to Russia and its proxies, and they include…. Vladimir Putin: Do you mean Russia’s activity on the territory of European countries? James Jordan: Correct, Russia and its proxies. These actions include sabotage, attempted assassination, cyberattacks and influence operations. Western officials say this is just the tip of the iceberg, and these are the ones that have been tracked or proven. Does this mean that Russia is already waging a war against the West and does it not risk escalation? Vladimir Putin: This means only one thing: an attempt by certain political figures in Western European countries to push ahead with their aggressive plans against the Russian Federation. You mentioned cyberattacks and other attempts, and you pointed out that you are only talking about proven, verified facts. What does this prove? Name even one proven fact. How did one prime minister put it? She said: “highly likely.” Andrei Kondrashov: “Highly likely.” Vladimir Putin: “Highly likely.” Everything you have described is highly likely. Where is even one fact? There is not a single one. That means there is no desire to engage with Russia as an equal partner. But that will have to happen – we are in no hurry. As the saying goes, even if you put nine pregnant women together, the baby still will not be born in a month. The situation needs time to mature. I believe that is where we are heading. And it seems to me that it is gradually maturing. We, I repeat, are ready. We need to stop these mutual accusations. And if the Europeans want to work with us, then they should drop their colonial attitude, talk to Russia as an equal partner, and look for solutions together. Even with highly complex issues – issues that need to be resolved in the interests of both Russia and our European partners – we are ready for that. Please. Andrei Kondrashov: Thank you very much, Mr President. Vladimir Putin: You should’t treat women like that or end this meeting like that. Proceed, please. Shohrat Aref (retranslated): Thank you. I would like to hear your views on the energy crisis caused by the crisis around Iran and its outlook. Vladimir Putin: If you addressed this question to members of the US administration, they would probably not answer it because I have a feeling that they have not found the solution yet. However, it is obvious that the Iranian people have demonstrated that their interests must be also taken into consideration in the resolution of such crises. The Iranian people have demonstrated cohesion and determination to fight. This factor must certainly be taken into consideration in the final resolution of these problems. Of course, the situation is not simple for us from the political perspective, in part because we have developed very good and friendly relations with Arab countries, including Persian Gulf states, over the past decades. We always emphasise this in our contacts with our Iranian friends. I can tell you frankly that since the start of the conflict, especially since it began during the month of Ramadan, we have been urging our Iranian friends to refrain from military actions against other Islamic countries, especially in the holy month of Ramadan. But the logic and dynamics of events took a different turn. We hope that the efforts of the US administration and President Trump, and the consistent stance of Iran’s spiritual leader to protect the interests of his country and look for a compromise – we see that both sides are doing this – we hope that these efforts will succeed and an end will be put to the conflict. If anything depends on Russia, we are always ready to lend a hand. If not, we will celebrate together with everyone else when this crisis ends. It is nothing more than an unsubstantiated allegation that Russia is well-nigh the sole beneficiary of this conflict because of growing energy prices. It is true that prices are growing, which we can see, and we understand that our companies will benefit from this, to a certain extent. But such benefits are temporary and short-lived, whereas we would like to develop long-term relations with all our partners on the solid basis of mutual interest. In this case, we are interested in the conflict to end as soon as possible. It is gratifying that the ceasefire regime is being maintained, even if despite certain problems. We are doing everything we can to help this bring out an overall settlement. We maintain contacts with all our friends and, as I have said, we will do everything we can if our assistance is needed to end the conflict. This will be all. Thank you very much. Andrei Kondrashov: Mr President, thank you very much for this frank conversation. All the best.
Putin, St. Petersburg'da uluslararası haber ajansı liderleriyle görüştüTrump lauds Armenia PM's 'decisive' election win in face of Russian pressure
June 11 (Reuters) - U.S. President Donald Trump congratulated Armenian Prime Minister Nikol Pashinyan on Wednesday for his Civil Contract party's 'decisive victory' in weekend elections. Pashinyan's party won 49.8% of votes from Sunday's ballot, enough to secure a parliamentary majority under Armenia's electoral system, despite what international election observers called blatant interference by Russia.
Paşinyan: Tek başına iktidarız!
Seçim sonuçlarını duyuran Paşinyan, “Hükümeti koalisyonsuz, tek başımıza kuracağız” derken, bunu “tarihi zafer” olarak nitelendirdi. Paşinyan, partisinin 2021 seçimlerine oranla daha fazla oy aldığını ve bunun büyük bir sorumluluk olduğunu vurguladı. İş insanı Samvel Karapetyan liderliğindeki Güçlü Ermenistan Bloğu yüzde 23,29 ile ikinci, eski cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın Ermenistan İttifakı ise yüzde 9,94 ile 3. sırada görünüyor. Müreffeh Ermenistan Partisi’nin ise yüzde 4 oy alarak parlamentoya giren son parti oldu. Türkiye mesajı Seçim zaferinin ardından dış politika mesajları da veren Paşinyan, Türkiye ile ilişkilerde olumlu bir süreç yürütüldüğünü belirtti, iki ülke arasındaki sınırın tamamen açılması ve diplomatik ilişkilerin tesis edilmesi gerektiğini söyledi. “Türkiye ile çok iyi bir dinamik yakaladık” diyen Paşinyan, nihai atılımın gerçekleştirilebilmesi için bu ivmenin korunması gerektiğine dikkat çekti. Paşinyan, Azerbaycan ile yürütülen normalleşme sürecine de değinerek, daha önce parafe edilen barış anlaşmasının bir an önce imzalanması gerektiğini söyledi. Bölgesel ulaşım ve ticaret bağlantılarının geliştirilmesinin Güney Kafkasya’yı bir çıkmaz sokaktan bölgesel bir kavşağa dönüştüreceğini ifade eden Paşinyan, halkın barış ve istikrar politikasına destek verdiğini kaydetti. Seçim sonuçları; Ermenistan’ın Azerbaycan ile sürdürdüğü barış müzakereleri, Türkiye ile normalleşme adımları ve Rusya ile Avrupa Birliği arasındaki dış politika dengesi açısından kritik önem taşıyor. Rusya’dan sert tepki Rusya Dışişleri Bakanlığı, Ermenistan’daki parlamento seçimlerinin muhalefete yönelik baskı altında ve Batı’nın müdahalesiyle gerçekleştirildiğini savundu. Dışişleri Sözcüsü Mariya Zaharova, seçim sürecini yakından izlediklerini belirterek, Ermeni makamlarının özgür seçimlerin yapılmasına olanak tanıyan demokratik prosedürleri kabaca ihlal ettiğini belirtti. Süreç boyunca muhalefet üzerinde yoğun bir baskı kurulduğunu kaydeden sözcü, Batılı güçlerin de seçimlere doğrudan müdahale ettiğini savundu. Ankara’dan memnuniyet açıklaması Dışişleri Bakanlığı, Ermenistan’daki parlamento seçimlerine yönelik yaptığı açıklamada, seçimlerin barış ve huzur ortamında başarıyla tamamlanmış olmasından memnuniyet duyulduğunu bildirdi. Açıklamada, “Seçim sonrası dönemde Ermenistan’ın bölgede barış ve normalleşme yönünde daha cesur adımlar atmasını temenni ediyoruz. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, bölge ülkelerinin ortak çıkarları temelinde, bölgesel istikrar ve refaha katkı sağlamaya devam edecektir” ifadeleri kullanıldı.
Armenia's Pashinyan wins election, observers allege Russian interference
Armenia's governing Civil Contract party won an election seen as a test of its handling of a peace deal with Azerbaijan and its growing turn to the West, despite what international election observers called blatant interference and pressure by Russia.
Armenia’s pro-Europe party wins election despite Russia-linked disinformation
Pashinyan's Civil Contract party won nearly 50% of Sunday's vote, defeating the pro-Russian Strong Armenia party led by Russian-Armenian billionaire Samvel Karapetyan, which received around 23% of the vote.
Ermenistan seçim öncesi Rusya'dan Batı yanlısı güçlere karşı uyarıSon dakika...Ermenistan'dan Türkiye mesajı! 'Somut ilerleme kaydedeceğiz'
Ermenistan'ın resmi ajansı Armenpress'in haberine göre Mirzoyan, 2025 yılı bütçesine ilişkin mecliste düzenlenen toplantıda Türkiye ile ilişkilere dair değerlendirmede bulundu. 'SOMUT İLERLEME KAYDEDECEĞİZ' Mirzoyan, "Türkiye ile diyaloğumuz devam etti. Gümrü-Kars demir yolunun yeniden açılmasına yönelik kurulan çalışma grubunun toplantıları ve başka görüşmeler gerçekleştirildi" ifadelerini kullandı. "Beklentim ve kanaatim, çok yakın bir gelecekte Türkiye ile ilişkilerimizin tam normalleşmesinde somut ilerleme kaydedeceğimiz yönündedir" ifadesini kullanan Mirzoyan, "Yakın gelecekte tam normalleşmenin sağlanacağına dair güvenimi ifade etmek istiyorum." diye konuştu. 'TİCARİ İLİŞKİLER SÜRÜYOR' Mirzoyan, "Şu anda Ermenistan ile Türkiye arasında gümrük açısından doğrudan ticaret var. Coğrafi olarak işlemler halen üçüncü ülkeler üzerinden gerçekleşse de ticari ilişkiler sürüyor" dedi. Ermenistan'daki parlamento seçiminde zaferini ilan eden Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da Türkiye ile çok iyi bir dinamik yakaladıklarını belirterek, "Nihai atılımı yapmak için bu dinamiği devam ettirmemiz gerekiyor" ifadesini kullanmıştı. NE OLMUŞTU? Paşinyan döneminde, Türkiye ile atılan adımlar dikkatleri çekti. 2021'de Türkiye'nin eski Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç, Ermenistan Özel Temsilcisi olarak görevlendirilirken Ermenistan Parlamentosu Başkan Yardımcısı Ruben Rubinyan da Ermenistan tarafında özel temsilci olarak atandı. Kılıç ile Rubinyan, Ocak 2022'de Moskova'da bir araya geldi, Türkiye ve Ermenistan'ın ilişkilerin tam normalleşmesini hedefleyen müzakereleri ön şart olmadan sürdürme konusunda mutabık kalındı. Bu süreç uluslararası camia tarafından olumlu karşılandı. Ermenistan ile Türkiye arasında 2020'de sona eren uçuşlar, 2 Şubat 2022'de yeniden başladı, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan kalkan uçak Erivan'daki Zvartnots Uluslararası Havalimanı'na indi. 1 Ocak 2023'ten itibaren Türkiye ile Ermenistan arasında doğrudan hava kargo ticareti mümkün hale geldi. Ermenistan'ın resmi kurumlarına ait internet siteleri hariç, Türkiye'den kullanıcıların Ermenistan'daki internet sitelerine erişiminin önündeki engel de kaldırıldı. Taraflar görüşmelere devam ederken sürece ilişkin pozitif mesajlar verilmeye devam edildi. Ermenistan, 2024'te Türkiye sınırındaki Alican Sınır Kapısı'nın Ermenistan tarafının (Margara Sınır Kapısı) tamamen yenilenerek hizmete hazır hale getirildiğini açıkladı. Tarafların 2025 sonunda aldığı kararla Türkiye ve Ermenistan'ın diplomatik, hizmet ve hususi pasaport hamilleri 1 Ocak 2026 itibarıyla ücretsiz olarak e-vize alabilir hale geldi, vize kolaylığı sağlandı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Paşinyan'ın 4 Mayıs'ta yaptığı görüşmeler sonucunda bir ayağı Türkiye, diğer ayağı Ermenistan'da olan Ani Köprüsü'nün ortak restorasyonuna ilişkin mutabakat zaptı imzalandı. Türkiye ile Ermenistan arasında doğrudan ticaretin başlatılmasına ilişkin bürokratik hazırlıkların 11 Mayıs itibarıyla tamamlandığı, iki ülke arasındaki ortak sınırın açılmasına yönelik gerekli teknik ve bürokratik çalışmaların devam ettiği belirtildi. Hayata geçirilen yeni düzenleme sayesinde Türkiye'den üçüncü bir ülkeye, oradan da Ermenistan'a giden veya aynı güzergahı kullanarak gelen malların nihai varış veya çıkış noktasının "Ermenistan/Türkiye" şeklinde yazılabilmesi mümkün hale geldi. Paşinyan, mayısta yaptığı açıklamada, "Azerbaycan demir yolu gibi Ahılkelek-Kars demir yolunun da Ermenistan'ın ihracatı ve ithalatına açıldığını" duyurdu.
Armenia’s pro-Europe party wins election and cements shift away from Russia
Result strengthens PM Nikol Pashinyan’s drive for deeper integration with Europe despite warnings from Moscow Armenia’s ruling pro-Europe party has won parliamentary elections, confirming the country’s pivot towards Europe and away from its traditional ally, Russia. Final results in the small South Caucasus country showed the prime minister Nikol Pashinyan’s Civil Contract party securing a slim majority, while the Strong Armenia alliance, led by the Russian-Armenian billionaire Samvel Karapetyan, won 25% of the seats in parliament. Continue reading...
Ermenistan’da Avrupa yanlısı iktidar seçimleri kazandı, Rusya’dan uzaklaşma sürüyorErmenistan'da kazanan Paşinyan oldu! Seçimin ardından ilk kez konuştu: 'Tarihi bir başarı'
Ermenistan’da gerçekleştirilen genel seçimlerde, Başbakan Nikol Paşinyan liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi sandıktan birinci çıktı. Seçim Komisyonu verilerine göre parti oyların yüzde 49.81’ini alarak seçimi kazandı. 'TARİHİ BİR BAŞARI' Oy sayım işlemleri sürerken zafer konuşması yapan Paşinyan, elde edilen sonucu “tarihi bir başarı” olarak değerlendirdi. Başbakanın açıklamasından kısa süre önce yayımlanan ilk resmi verilerde, sandıkların yaklaşık beşte biri açılmışken Sivil Sözleşme Partisi’nin oyların yüzde 54’ünü aldığı, Rusya yanlısı muhalefet ittifakının ise yüzde 22’de kaldığı görülmüştü. Yetkililer, seçimlere ilişkin resmi ön sonuçların ilerleyen saatlerde kamuoyuyla paylaşılacağını duyurdu. Seçim, Ermenistan açısından son yılların en kritik siyasi sınavlarından biri olarak görülüyordu. KALICI BARIŞA DESTEK Analistlere göre sonuçlar aynı zamanda Paşinyan yönetiminin dış politika çizgisi açısından da önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor. Başbakan, bir yandan Batı ile ilişkileri geliştirmeyi hedeflerken diğer yandan yıllardır süren gerilimin ardından Azerbaycan ile kalıcı bir barış anlaşmasına ulaşılması için yürütülen süreci destekliyor. 'TÜRKİYE İLE ÇOK İYİ BİR DİNAMİK YAKALADIK' Öte yandan Paşinyan, Ermenistan'da düzenlenen parlamento seçiminde zaferini ilan ettiği basın toplantısında "Türk halkına ve Azerbaycan halkına mesajınız nedir?" sorusuna yanıt vererek "Bu mesaj, barışa ve bölgesel refaha, bölgesel iş birliğine adanmıştır. Ve umuyorum ki bu, hem Türkiye'den hem Azerbaycan'dan olumlu tepkilerle karşılaşacaktır” diye konuştu. Türkiye ile Ermenistan'ın "çok iyi bir dinamik yakaladığını" belirtenPaşinyan, "Nihai atılımı yapmak için bu dinamiği devam ettirmemiz gerekiyor" ifadesini kullandı. NE OLMUŞTU? Ermenistan Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre, ülkede 2 milyon 485 bin 232 kayıtlı seçmen bulunuyor. Ülke genelinde 2 bin 5 sandık kurulan seçimlerde, en az 101 sandalyeli parlamentoya girebilmek için 18 farklı aday listesi yarışıyor.
Kritik seçimde Türkiye vurgusu
Seçim yarışında, iktidardaki Sivil Sözleşme Partisi’nin yanı sıra ‘hükümeti devirmeye yönelik komplo kurma’ suçlamasıyla bir dönem tutuklu bulunan ve daha sonra ev hapsi alıp yeğeni Narek Karapetyan üzerinden siyasi parti faaliyetlerini yürüten iş insanı Samvel Karapetyan ile eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın liderlik ettiği ittifaklar öne çıkıyor.Başbakan Paşinyan ise oy verdikten sonra açıklamalarda bulundu. Paşinyan, seçimlerin bölgesel etkilerine ilişkin Azerbaycan ile aralarında barış olduğunu, Türkiye ile de ilişkilerin normalleşmesini ve diplomatik ilişkilerin tesis edilmesini umduğunu belirtti. Paşinyan açık ara önde Ermenistan’daki parlamento seçimlerinin resmi olmayan ilk verilerine göre Başbakan Nikol Paşinyan liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi, oyların yüzde 57.14’ünü alarak seçimi önde götürüyor. Milyarder Samvel Karapetyan liderliğindeki Güçlü Ermenistan yüzde 21.4 oyla ikinci sırada yer alırken onu yüzde 8.2’yle eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın Ermenistan İttifakı partisi takip etti. Merkez Seçim Komisyonu’nun açıkladığı verilere göre seçimlere katılım oranı yüzde 59.
Ermenistan'da seçim. Paşinyan zafer ilan etti
Ermenistan’da parlamento seçimlerinde oy sayımı sürüyor. Seçime katılım oranı son yılların en yüksek seviyesine yükseldi, ilk sonuçlara göre mevcut başbakan Nikol Paşinyan'ın partisi, oyların yüzde 57'sini aldı. Ermenistan seçimlerinde 16 parti ile 2 ittifak yarıştı. Başbakan Nikol Paşinyan, zafer ilan etti. Sandıklardaki oyların sayımı devam ederken Paşinyan, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Ermenistan'da parlamento seçimlerini, liderliğini yürüttüğü Sivil Sözleşme Partisi'nin kazandığını belirten Paşinyan, "Partimizdeki tüm mesai arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunarım. Gece gündüz çalıştık ve bu tarihin bir zaferidir. Bu zafer Ermeni halkı içindir." ifadelerini kullandı. "Türkiye ile çok iyi bir dinamik yakaladık. Nihai atılımı yapmak için bu dinamiği devam ettirmemiz gerekiyor” diyen Paşinyan, Avrupa ile yakınlaşma politikasını sürdüreceklerini vurgulayarak, "Avrasya Ekonomik Birliği'nde de üyeliğimizi sürdüreceğiz. Rusya ile de ilişkilerimizi geliştirmeye devam edeceğiz." dedi. REKOR KATILIM Ermenistan Merkez Seçim Komisyonu'nun verilerine göre, 2.5 milyon seçmenin yüzde 58.97'si sandığa gitti. 2021'deki Parlamento seçimleriyle karşılaştırıldığında, Ermenistan'ın her bölgesinde seçime katılım oranı arttı. Bir önceki seçimde katılım oranı yüzde 49.4’tü. Güçlü Ermenistan ittifakının önde gelen isimlerinden milyarder iş insanı Samvel Karapetyan'ın yeğeni Narek Karapetyan, "Yüksek katılım, Paşinyan'ın kaybettiğini gösteriyor" iddiasında bulundu. Ülkede partiler için yüzde 4, ittifaklar içinse yüzde 8 seçim barajı bulunuyor. Parlamento'da bir partinin tek başına iktidar olması için 101 koltuktan 51'ini alması gerekiyor.
Ermenistan Seçimleri: Paşinyan Yüzde 57 Oy Oranıyla Zafer İlan EttiPaşinyan: '7 Haziran parlamento seçimini kazandık'
Ermenistan'daki parlamento seçimlerinde sandıkların yüzde 4,11'inin açılmasıyla birlikte Başbakan Nikol Paşinyan'ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi, oyların yüzde 55,22'sini alarak yarışı önde götürüyor. İlginizi Çekebilir Ermenistan basınındaki haberlere göre, Merkez Seçim Komisyonu, ülkede yapılan parlamento seçimlerinde 216 sandıktan gelen seçim sonuçlarını açıkladı. Yüzde 4,11'i açılan sandıklardaki sayım sonuçlarına göre, Başbakan Paşinyan'ın Sivil Sözleşme Partisi oyların 55,22'sini alarak seçimlerde ilk sıraya yerleşti. Sivil Sözleşme Partisi'ni, yüzde 22,02 ile iş insanı Samvel Karapetyan'ın Güçlü Ermenistan oluşumu ve yüzde 8,36 ile eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'ın Ermenistan İttifakı takip ediyor. Parlamento seçimlerinin resmi sonuçlarının bugün açıklanması bekleniyor. Bu arada ülkede yerel saatle 20.00 itibarıyla oy verme işlemi sona erdi, katılım oranı yüzde 58,97 olarak tespit edildi. Buna göre, 1 milyon 476 bin 597 kişi oy kullandı. ERMENİSTAN'DA SEÇİMLER Ermenistan Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre, ülkede 2 milyon 485 bin 232 kayıtlı seçmen bulunuyor. Ülke genelinde 2 bin 5 sandık kurulan seçimlerde, en az 101 sandalyeli parlamentoya girebilmek için 18 farklı aday listesi yarışıyor. Ermenistan’da gerçekleştirilen parlamento seçiminde sandıklarda oy kullanma işlemi tamamlanırken oyların sayımı sürüyor. Anketler, Başbakan Paşinyan liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisinin seçimi önde tamamlayacağını gösterirken Paşinyan'ın tek başına hükümet kurma ve Azerbaycan’la barış anlaşması için olası anayasa değişikliğini yapacak meclis çoğunluğuna ulaşıp ulaşamayacağı ise merak konusu. Savaş yeniden başladı! İran İsrail'i vuruyor! İşte ilk görüntüler
Ermenistan'da parlamento seçimleri. Resmi olmayan ilk sonuçlarına göre Paşinyan'ın partisi ilk sırada
Ermenistan'da gerçekleştirilen parlamento seçimlerinin resmi olmayan ilk sonuçlarına göre Başbakan Nikol Paşinyan liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi yüzde 57,14 oy oranıyla seçim yarışını ilk sırada sürdürüyor. Ermenistan'ın resmi haber ajansı Armenpress'in haberine göre, yaklaşık 3 milyon nüfusa sahip ülkede seçmenler, gelecek 5 yıl boyunca görev yapacak parlamentoyu belirlemek üzere oy kullandı. Ermenistan'da gerçekleştirilen parlamento seçimlerinde oy sayımı sürerken, ilk sonuçlar kamuoyuyla paylaşıldı. Ermenistan Merkezi Seçim Komisyonu'nun açıkladığı verilere göre, şu ana kadar sayımı tamamlanan 110 sandıktan çıkan sonuçlarda Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi yüzde 57,14 oy oranıyla ilk sırada yer alıyor. İlk sonuçlara göre ikinci sırada yüzde 21,43 oy ile "Güçlü Ermenistan" ittifakı bulunurken, onu yüzde 8,21 oy ile "Ermenistan İttifakı" takip ediyor. "Müreffeh Ermenistan Partisi" yüzde 5,10, Birliğin Kanatları Partisi ise yüzde 2,52 oy alırken, diğer parti ve ittifakların oy oranları yüzde 2'nin altında bulunuyor. Merkezi Seçim Komisyonu, açıklanan sonuçların geçici nitelikte olduğunu ve ülke genelindeki oy sayım işlemlerinin devam ettiğini bildirdi. Kesin sonuçların tüm sandıklardan gelecek verilerin ardından açıklanması bekleniyor.
Armenia’s election: Voters to decide on Pashinyan’s peace agenda
Armenia’s election: Voters to decide on Pashinyan’s peace agenda Expert comment jon.wallace 27 May 2026 Armenians face a febrile campaign but feel the benefits of improved security since hostilities with Azerbaijan ended. On 7 June Armenia will hold one of its most pivotal elections since regaining independence in 1991. The vote arrives as the country is poised between a painful redefinition of its identity and a still uncertain horizon of opportunity. In 2023 Armenia definitively lost the territory of Mountainous Karabakh to Azerbaijan. The struggle to control the region was a driving force of Armenia’s 1990s national independence movement, and its loss deprived Armenian nationalism of a key foundation. Yet the loss of Karabakh has also loosened Russian control over Armenian foreign policy, demonstrating Moscow’s declining power in the South Caucasus and the limits of its patronage. Under the banner of a ‘Real Armenia’ – rather than one with ambitions for wider borders – incumbent Prime Minister Nikol Pashinyan and his Civil Contract party are campaigning for a final peace accord with Azerbaijan. They hope to end four decades of conflict with a final renunciation of territorial claims and Armenia’s integration into regional connectivity. Pashinyan has also recalibrated Armenia’s foreign policy with a widely discussed ‘pivot’ to the West – a move which has led to warnings of a ‘Ukraine scenario’ from Russian President Vladimir Putin. The opposition to Pashinyan includes blocs seeking to rehabilitate ties with Russia, and smaller parties with little chance of passing the threshold to enter parliament. Polls put Civil Contract ahead of its nearest rival, the ‘Strong Armenia’ bloc led by Russian-Armenian billionaire Samvel Karapetyan, with a plurality of voters onside. Many voters remain undecided. But in a mid-May poll, 45 per cent of these said they believed Armenia is moving in the right direction. Despite well-founded fears over information manipulation from abroad, Pashinyan’s progress is unlikely to be halted. A public endorsement of peace At a White House summit in August 2025 the Armenian and Azerbaijani foreign ministers initialled – but did not sign – a peace agreement in the presence of President Donald Trump. There have been no military fatalities since February 2024, and Azerbaijan and Turkey have both taken steps towards dismantling their long-standing blockade of Armenia. This unprecedented progress remains provisional. Signing the agreement depends on Armenia’s adoption – at Azerbaijan’s insistence – of a new constitution with all references to Mountainous Karabakh removed. Adopting a new constitution will require a separate referendum after the election. Related work US intervention opens new page in Armenia–Azerbaijan peace talks but challenges remain That makes this election effectively a preliminary referendum on the terms Pashinyan has negotiated and the trajectory he plans for Armenia. Armenians certainly sense the improvement in security after a decade of near-continuous frontline violence, including defeat to Azerbaijan in 2020’s war, an Azerbaijani offensive on Armenia’s territory in September 2022, and Baku’s military incorporation of Karabakh in September 2023. The need to come to lasting terms with Baku is widely recognized. But the loss of Karabakh has left severe fractures in Armenia’s body politic. These have surfaced during the campaign in unfortunate and ominous ways. Pashinyan has had a series of vitriolic encounters on the campaign trail with citizens challenging his peace narrative. And a video of masked men threatening violence against him has circulated online. Such threats are not taken lightly in a country that has witnessed repeated political violence, including the assassination of an entire tier of leadership in 1999’s parliament shooting. Meanwhile, many in civil society are uncomfortable with what they see as an attempt by the government to enforce amnesia about the loss of Mountainous Karabakh and the mass displacement of its population. Indeed, some claim that government rhetoric spills into hate speech towards former Karabakh Armenians. Pashinyan and his supporters, however, see such claims as masking resistance to the terms of the peace with Azerbaijan. This febrile atmosphere adds to accumulating worries over Armenia’s democratic trajectory, as polarization shapes an ‘all or nothing’ attitude to political allegiance. The tone of exchanges between the prime minister and a growing number of constituencies – parts of the opposition, the Armenian Apostolic Church and Karabakh Armenians – is fuelling concerns about the direction of Armenia’s political culture. For example, in a heated exchange on the campaign trail, Pashinyan asked a Karabakh Armenian refugee why he was still alive, implying he should have stayed and died in Karabakh. The man was later arrested on a charge of hooliganism. Such demarches do not bode well for the stability of any future agreement. Even if ‘Real Armenia’ is accepted as a geopolitical reality, how it is going to deal with displaced Armenians and the legacy of Karabakh remains an open question – one that must ultimately be decided by Armenians themselves. A ‘pivot to the West’, or to the world? Armenia’s geopolitics unfortunately work against a measured discussion of its democracy. The 2018 ‘Velvet Revolution’ that swept Pashinyan to power consciously defined itself as a purely domestic affair, leaving Armenia’s alliance with Russia intact. But the final loss of Karabakh in 2023 released Pashinyan from the need to uphold this alignment. At the same time, it solidified the opposition’s belief that rapprochement with Moscow is the only way to prevent further calamity. Much has been made of Armenia’s ‘pivot’ to the West. Indeed, many recent outcomes would have been unimaginable a few years ago, when the country was often perceived as a submissive Russian client. The more that Europe sees Armenia as vulnerable to Russian pressure, the easier it will be to overlook shortcomings in Pashinyan’s democratic record. Notably, the US has become a key peace broker, through the Trump Route for International Peace and Prosperity (TRIPP) – a planned trade, communications and energy transit route running across southern Armenia between Azerbaijan and its exclave Nakhchivan. Yerevan also hosted a European Political Community summit, alongside the first ever EU-Armenia summit, a few days before the election campaign began. Warm rhetoric of Armenia’s ‘European choice’ dominated the airwaves. Yet ‘pivots to the West’ also carry risks for Armenia’s democracy. The more that Russia perceives Armenia as a liability in a poaching game with the EU, the more it will commit to the rules of that game. That is risky for Armenia, given its significant dependencies on Russia for energy and food supply, and still substantial remittances from Armenian migrant workers in Russia. Conversely, the more that Europe sees Armenia as vulnerable to Russian pressure, the easier it will be to overlook shortcomings in Pashinyan’s democratic record in hopes of upholding the ‘Western candidate.’ A choice between Russia and the West is also a reductive way of viewing of Armenia’s foreign policy options. Multipolarity is inherent to the South Caucasus, and increasingly evident in the foreign policies of its states. All three of the South Caucasus countries are converging on omni-alignment, seeking to become nodes in wider Eurasian connectivity flows. Armenia has been upgrading its relations in multiple directions, including with the Gulf states, South Asia and China. And important ties with Russia remain: Yerevan’s membership of the Russian-led Collective Security Treaty Organization (CSTO) is a dead letter and unlikely to be revived. But its membership of the Eurasian Economic Union (EAEU) still affords real benefits. And Russia remains Armenia’s single largest export market.
Ermenistan'da Kader Seçimi: Paşinyan'ın Barış Ajandası Oylanıyor‘It’s time to move forward’: Armenians vote in election closely watched by Russia and EU
Voters to choose between pro-Russian opposition and incumbent Nikol Pashinyan, who is more closely aligned with the west Armenians are going to the polls in an election that could cement the country’s shift towards Europe and away from its traditional alliance with Russia. Prime minister Nikol Pashinyan’s Civil Contract party enters the vote as the favourite, ahead of three opposition candidates who advocate for closer ties with Moscow. His main challenger, Samvel Karapetyan, a Russian-Armenian billionaire who built much of his fortune in Russia, has been forced to campaign from house arrest at his mansion outside Yerevan. Continue reading...
Ermenistan'da Batı-Rusya tercihi: Seçimler yakından izleniyorTürkiye, Fransa'nın kalesini elinden alıyor! Paris'ten itiraf
Türkiye'nin Afrika'daki askeri eğitim faaliyetlerini genişletmesi uluslararası basında dikkat çekerken, Mali ve Nijer'den gelen askerlerin Türkiye'deki özel kuvvetler eğitimlerini tamamladığı bildirildi. Fransız RFI'ye göre Ankara, 'Somali modeli' olarak tanımlanan stratejiyle kıtada savunma ve güvenlik alanındaki etkisini uzun vadeli olarak artırmayı hedefliyor. Türkiye’nin savunma sanayii ve uluslararası ortaklıklara yönelik adımları dünya basınında yakından takip ediliyor.Fransa merkezli RFI'nin haberine göre, Türkiye, Afrika kıtasındaki askeri eğitim faaliyetlerini genişletirken, Mali ve Nijer'den gelen askerler Türkiye'deki özel kuvvetler eğitim programlarını tamamladı. Ankara'nın kıtayla savunma ve güvenlik alanındaki ilişkilerini derinleştirmeyi hedeflediği belirtildi. Haberde, Mali ve Nijerli askerlerin bu ay Isparta'daki Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi'nde düzenlenen özel kuvvetler eğitimlerini tamamladığı ifade edildi. Türkiye'nin Afrika'daki en büyük yurt dışı askeri üssünün bulunduğu Somali'den esinlenerek geliştirilen ve "Somali modeli" olarak adlandırılan yaklaşımın, Ankara'nın kıta stratejisinin temel unsurlarından biri haline geldiği kaydedildi. ‘SOMALİ MODELİ’ AFRİKA'YA YAYILIYOR Haberde, Türkiye'nin daha önce 1990'lı ve 2000'li yıllarda Orta Asya ülkelerinde uyguladığı askeri eğitim iş birliği modelini şimdi Afrika'da hayata geçirdiği vurgulandı. Birçok Afrika ülkesinin Türkiye ile savunma alanında iş birliği yapmak istediği belirtilerek, bu gelişmenin Türkiye açısından olumlu olduğunu ifade edildi. Haberde, Türkiye'nin son yıllarda Afrika ülkeleriyle 20'den fazla askeri eğitim ve iş birliği anlaşması imzaladığına dikkat çekildi. SOMALİ VE LİBYA MERKEZ KONUMDA Habere göre Ankara, askeri eğitim faaliyetlerini Afrika'daki etkisini artırmanın görece düşük maliyetli bir yöntemi olarak görüyor. Uzmanlar, bu yaklaşımın doğrudan askeri müdahaleye kıyasla daha düşük risk ve operasyon maliyeti taşıdığını, aynı zamanda savunma diplomasisinin önemli bir aracı olarak kullanıldığını vurguluyor. FRANSA'NIN ETKİSİ AZALDI, TÜRKİYE DEVREDE RFI'nin haberinde, Türkiye'nin Batı Afrika ve Sahel bölgesinde Fransa'nın azalan askeri ve diplomatik etkisinin ardından ortaya çıkan boşluğu değerlendirmeye çalıştığı ifade edildi. Öte yandan bazı Afrika ülkelerinin de Türkiye'yi, Rusya ve Çin'in artan etkisine karşı alternatif bir ortak olarak gördüğü belirtildi. Yunanistan’da ‘Mavi Vatan yasası’na karşı hamle hazırlığı! ‘Türkiye’ye karşı 4 farklı senaryo’ LİBYA EĞİTİMİ AVRUPA'NIN DA ÇIKARINA OLABİLİR Atina merkezli Center for Hellenic and Mediterranean Studies Libya uzmanı Aya Burweilla, Türkiye'nin Libya'daki farklı yönetimlere bağlı güvenlik güçlerine verdiği eğitimin Avrupa açısından da önem taşıdığını söyledi. Burweilla, Libya'nın Avrupa'ya yönelik düzensiz göç güzergahlarının merkezinde bulunduğunu belirterek, sınırlarını koruyabilen ve organize bir orduya sahip bir Libya'nın Avrupa'nın da çıkarına olduğunu ifade etti. SAVUNMA SANAYİSİNE KATKI SAĞLIYOR Haberde, Türkiye'nin askeri eğitim faaliyetlerinin aynı zamanda büyüyen savunma sanayisini de desteklediği vurgulandı. Türkiye'nin savunma alanındaki ilişkilerinin, Afrikalı askeri ve siyasi liderlerin İstanbul'da düzenlenen savunma sanayi fuarlarına ilgisini de artırdığı kaydedildi. UZUN VADELİ STRATEJİ Haberde görüşlerine yer verilen uzmanlar, Somali gibi ülkelerde genç subayların eğitilmesinin Türkiye'ye uzun vadeli avantaj sağlayabileceğini ifade etti. KALICI BAĞLAR Analizde, bugün eğitim alan bazı subayların ileride general seviyesine yükselebileceğine dikkat çekerek, bu durumun Türkiye ile söz konusu ülkeler arasında kalıcı bağlar oluşturduğunu söyledi. Ermenistan'da Rusya ve Batı gölgesinde kader günü! Paşinyan 'asıl kazananı' işaret etti
Türkiye 'Somali Modeli' ile Afrika'da Savunma Etkisini ArtırıyorArmenian parliamentary vote will test prime minister's pivot from Russia
Armenia votes Sunday in parliamentary elections that will see the party of Prime Minister Nikol Pashinyan, who seeks to lessen dependence on Moscow, facing off against that of billionaire Russian-Armenian businessman Samvel Karapetyan. The Kremlin has been accused of seeking to sway the vote to undermine Armenia's EU ambitions.
Ermenistan'da halk, parlamento seçimleri için sandık başında
Ermenistan'da 5 yıl boyunca görev yapacak parlamentoyu belirlemek üzere düzenlenen seçimlerde oy verme işlemi başladı. Ermenistan'ın resmi haber ajansı Armenpress'in haberine göre, yaklaşık 3 milyon nüfusa sahip ülkede seçmenler, gelecek 5 yıl boyunca görev yapacak parlamentoyu belirlemek üzere oy kullanıyor. Yerel saatle 08.00 itibarıyla açılan sandıklarda oy verme işlemi 20.00'a kadar devam edecek. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, oyunu kullanmasının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Rusya ile ilişkilerde herhangi bir gerginlik görmediğini söyledi. Ülkedeki "bazı siyasi güçlerin" Ermenistan-Rusya ilişkilerinde gerilim yaratmaya çalıştığını dile getiren Paşinyan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile "çok yakın ilişkileri olduğu için bu girişimlerin sonuç vermediğini" ifade etti. Paşinyan'ın rakiplerinden iş insanı Güçlü Ermenistan partisi lideri Samvel Karapetyan'ın yerine ön sıralarda yarışan yeğeni Narek Karapetyan da oyunu kullandı. - 2017'den bu yana gerçekleşen ilk olağan parlamento seçimi Seçimler, 2018 ve 2021'deki erken seçimlerin ardından Ermenistan'ın 2017'den bu yana gerçekleşen ilk olağan parlamento seçimi konumunda. Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre, ülkede 2 milyon 485 bin 232 kayıtlı seçmen bulunuyor. Ülke genelinde 2 bin 5 sandık kurulan seçimlerde, en az 101 sandalyeli parlamentoya girebilmek için 18 farklı aday listesi yarışıyor. Seçimler, seçmenlerin partilerin sunduğu sabit aday listelerine oy verdiği kapalı liste nispi temsil sistemiyle gerçekleştirilecek. Yüzde 4 seçim barajının uygulandığı sistemde, siyasi parti ittifakları için baraj yüzde 10'a kadar yükseldiğinden partiler seçime tek başına girmeyi tercih ediyor. Ermenistan seçim mevzuatı, istikrarlı yönetimi teşvik etmek amacıyla seçimden birinci çıkan partinin, parlamentodaki sandalye oranı yüzde 52'nin altında kalsa dahi bu oranı yüzde 52'ye yükseltecek şekilde ek sandalye verilmesine imkan tanıyor.
Ermenistan'da 5 Yıllık Parlamento Seçimleri BaşladıAteşkes havaya uçtu, füzeler devreye girdi! ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı'nda İHA düellosu
CENTCOM'un X sosyal medya platformundaki hesabından konuya ilişkin açıklama yapıldı. Açıklamada, ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı üzerinde uluslararası deniz trafiğine tehdit oluşturan İran'a ait 2 "tek yönlü saldırı" İHA'sını düşürdüğü belirtildi. ABD ordusunun, "İran'ın saldırganlığına karşı teyakkuzda olmaya devam edeceği" kaydedildi. İRAN'DAN ABD'YE KINAMA İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ABD'nin Sirik kenti ile Keşm adasındaki gözetleme radarlarına gerçekleştirdiği saldırıların ateşkes ihlali olduğu belirtildi. Bu eylemin İran’ın egemenliğine saldırı niteliği taşıdığı ve İran’a karşı düşmanca tutumun devamı olduğu kaydedildi. Açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik saldırıları kınandı. Ermenistan'da Rusya ve Batı gölgesinde kader günü! Paşinyan 'asıl kazananı' işaret etti İran Silahlı Kuvvetleri’nin, saldırıdan doğan meşru müdafaa hakkını kullandığının vurgulandığı açıklamada, “hukuk dışı eylemlerden” kaynaklanan sonuçlardan ABD’nin sorumlu olacağı dile getirildi. Bakanlık, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile BM Güvenlik Konseyi’ni ABD’nin ateşkesi ihlal eden saldırılarına tepki göstermeye davet etti. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Hürmüz Boğazı ve Körfez ülkelerine yönelik saldırıların ardından İran'ın Sirik bölgesi ile Keşm Adası'ndaki kıyı gözetleme radar noktalarını vurduğunu açıklamıştı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), ABD ordusunun Sirik ve Keşm Adası'na yönelik saldırısı sonrası, bölgedeki ABD üslerinin füzelerle hedef alındığını duyurmuştu. Dünyanın en iyi 30 yemeği listesi açıklandı! Türkiye mutfağından hangi lezzetler var?
ABD-İran Müzakereleri Petrolü Düşürdü, Nükleer Düğüm ÇözülemediAylardır koltuk boş kaldı, Meclis dağıldı! Kosova'da seçim günü
Kosovalı 1 milyon 959 bin 962 seçmen, ülke genelinde 949 merkezde kurulan 2 bin 550 sandıkta yerel saatle 07.00 itibarıyla oy kullanmaya başladı. 132 bin 212 seçmenin yurt dışında oy kullanmak üzere kayıt yaptırdığı seçimde, 21 siyasi oluşumdan 902 aday, Kosova'nın 120 sandalyeli Meclisine girebilmek için yarışıyor. Oy kullanma işlemi, yerel saatle 19.00'da sona erecek. Seçimin resmi olmayan ilk sonuçlarının gece yarısından önce açıklanması bekleniyor. Kosova'nın dış temsilciliklerinde oy verme işlemi de dün gerçekleştirildi. BAŞBAKAN KURTİ'NİN LİDERLİĞİNİ YAPTIĞI KENDİN KARAR AL HAREKETİ'NİN BİRİNCİ ÇIKMASI BEKLENİYOR Kamuoyuna açıklanmış güncel bir anket bulunmasa da siyasi uzmanlar, Kosova'nın mevcut Başbakanı Albin Kurti'nin liderliğini yaptığı Kendin Karar Al Hareketi'nin (Vetevendosje), seçimden birinci çıkacağını tahmin ediyor, ancak ülkenin yeni cumhurbaşkanının seçilebilmesi için gerekli üçte iki Meclis çoğunluğunun oluşması beklenmiyor. Seçimde Kosova'nın mevcut Başbakanı Kurti'nin başlıca rakipleri arasında Kosova Demokratik Birliği (LDK) Başbakan adayı Lumir Abdixhiku ve Cumhurbaşkanı adayı Vjosa Osmani ile Kosova Demokratik Partisi (PDK) Başbakan adayı Bedri Hamza yer alıyor. Kosova Demokratik Türk Partisi (KDTP) de Kosova Türkleri'ne garanti edilen 2 sandalyeyi kazanmak için 22 milletvekili adayıyla erken genel seçimde yarışıyor. Kosova'da 9 Şubat 2025'te genel seçim, 28 Aralık 2025'te erken genel seçim yapılmıştı. Vetevendosje aralıktaki erken genel seçimde oyların yüzde 51,1'ini almış, Albin Kurti liderliğindeki hükümet 11 Şubat'ta Meclisten güvenoyu almıştı. Kosova'nın eski Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, 5 yıllık görev süresinin sona ermesiyle 4 Nisan'da cumhurbaşkanlığı görevini geçici olarak Kosova Meclis Başkanı Albulena Haxhiu'ya devretmişti. Kosova Meclisi, milletvekillerinin yeni cumhurbaşkanını Anayasa'da öngörülen sürede seçememesi nedeniyle 29 Nisan’da feshedilmişti. Ermenistan'da Rusya ve Batı gölgesinde kader günü! Paşinyan 'asıl kazananı' işaret etti Dünyanın en iyi 30 yemeği listesi açıklandı! Türkiye mutfağından hangi lezzetler var?
Ermenistan'da Rusya ve Batı gölgesinde kader günü! Paşinyan 'asıl kazananı' işaret etti
Ermenistan'da parlamento seçimleri için oy verme işlemi başladı. Armenpress'in aktardığına göre, oy verme işlemi saat 08:00'de başladı ve 20:00'ye kadar devam edecek, ardından oy sayımına geçilecek. Ermenistan Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Göç ve Vatandaşlık Servisi tarafından sağlanan verilere göre, Ermenistan'daki parlamento seçimlerinde 2 milyon 489 bin 31 kişi oy kullanma hakkına sahip. PAŞİNYAN SEÇİMLERLE İLGİLİ NE DEDİ? Ermenistan'ın resmi haber ajansı Armenpress'in haberine göre, geçtiğimiz gün Paşinyan Ermenistan'ın başkenti Erivan'da seçim kampanyası kapsamında konuşma yaptı. 'SEÇİMİ KAZANAN HALK OLACAK' Paşinyan, seçimde hangi siyasi parti veya bloğun kaç oy aldığına bakılmaksızın, seçimin kazananının halk olacağını kaydetti. Seçimlerin sonucunu belirleyen tek faktörün halkın iradesi olduğunu vurgulayan Paşinyan, "Bugün en önemli husus şudur: Seçimlere gidiyoruz ve seçimlerin sonucuna kim karar veriyor? Karar verme hakkını kendinde gören bir sistem, bir kişi ya da dar bir grup yok. Bugün siyasi güçler, doğrudan vatandaşlarla iletişim kurarak mesajlarını onlara ulaştırmaya çalışıyor" değerlendirmesinde bulundu. Paşinyan, seçimleri yalnızca siyasi değil, aynı zamanda içerik ve duygu boyutu da olan bir süreç olarak tanımlayarak, bunun sebebinin vatandaşların siyasi partilerin sunduğu mesajları benimsemesi ve onlarla bağ kurması olduğunu dile getirdi. Seçim dönemlerinde her vatandaşın sahip olduğu siyasi gücün zirveye ulaştığını belirten Paşinyan, "Halk bu seçimlerin asıl kazananı olacak; çünkü halkın iktidarı teyit edilmiş olacak" ifadesini kullandı. Paşinyan, "iktidarın halkın üzerinde bir güç olarak görüldüğü dönemlerin" geride kaldığını vurgulayarak, "Bugün halk efendidir, hükümet ise hizmetkardır. Hizmetkar olmak küçültücü ya da aşağılayıcı bir durum değildir; aksine büyük bir onurdur" diye konuştu. RUSYA VE BATI GÖLGESİNDE KARAR VERİLECEK Öte yandan, uluslararası basına göre Ermeniler, Rusya ile Batı arasındaki çekişmenin gölgesinde geleceklerine karar verecek.AB ve ABD Paşinyan’ı desteklerken Moskova, Erivan’a ekonomik ve siyasi baskı yapıyor. PUTİN'DEN ERMENİSTAN'A EKONOMİ SİNYALİ Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa Birliği ile daha yakın entegrasyon arayışının Ermenistan açısından ciddi ekonomik sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Rusya, son dönemde Ermenistan’dan sebze, meyve, balık ürünleri çiçek, patlıcan, patates ve kuru meyve ithalatına kısıtlamalar uygulamaya başlamıştı. Rus ve Ermeni yetkililerin karşılıklı eleştirel açıklamaları ise dikkati çekiyordu. Ayrıca Rusya, Ermenistan'dan gelen milyonlarca şişe maden suyunun satışının da durdurulduğunu duyurmuştu. 18 PARTİ YARIŞIYOR Oy verme işlemi için Ermenistan genelinde 2005 seçim sandığı kuruldu. Seçimlere katılmak üzere 16 parti ve 2 ittifak olmak üzere 18 siyasi güç kaydoldu. Ermenistan'daki oy pusulası numaralarına göre şu şekilde: 1 - Reformistler Partisi 2 - "Herkese Karşıyım" Demokratik Partisi 3 - Güçlü Ermenistan İttifakı 4 - Ermenistan Meritokratik Partisi 5 - "Yeni Güç" Reformist Partisi 6 - "Birlik Kanatları" Partisi 7 - "Müreffeh Ermenistan" Partisi" 8 - Ulusal Demokratik Kutup" Pan-Ermenistan Partisi" 9 - Koçari Ulusal Yeniden Doğuş ve Ulusun Uyanışı" Partisi 10 - "Ermeni Ulusal Kongresi" Partisi 11 - Cumhuriyet Partisi 12 - Hristiyan Demokrat Partisi 13 - "Demokratik Birlik" Partisi 14 - Demokrasi Kanun Disiplin Partisi 15 - "Sivil Sözleşme" Partisi (Nikol Paşinyan'ın partisi) 16 - "Ermenistan" İttifakı" 17 - Cumhuriyet Uğruna" Demokrasiyi Koruma İttifakı Partisi 18 - "Aydınlık Ermenistan" Partisi Dünyanın en iyi 30 yemeği listesi açıklandı! Türkiye mutfağından hangi lezzetler var? Milyonluk düğün yapmıştı, balayından sonra hurda işine döndü! 8 milyon sterlinlik malikaneden karavana
Ermenistan'da parlamento seçimleri başladı, Paşinyan'dan 'asıl kazanan' çıkışıErmenistan’ın kader seçimi
AYDIN HASAN Ankara - Seçimin sonucu Ermenistan’ın Azerbaycan ile girdiği barış ve Türkiye ile yürüttüğü normalleşme süreçleri açısından da önemli. Ülkedeki 2 milyon 489 bin 31 kayıtlı seçmen bugün Ulusal Meclis üyelerini seçmek için sandığa gidecek. Yarışın mevcut Başbakan Nikol Paşinyan’ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi, eski cumhurbaşkanı Robert Koçaryan liderliğindeki Hayastan (Ermenistan) İttifakı ve Rus-Ermeni iş insanı Samvel Karapetyan liderliğindeki Güçlü Ermenistan İttifakı arasında geçmesi bekleniyor. Rus yanlısı muhalefet Güney Kafkasya’daki gelişmeleri yakından izleyen uzman isimlerden Bayburt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ramin Sadık, Milliyet’e şu değerlendirmede bulundu: Paşinyan’ın karşısında 3 muhalif grup var. Birincisi ülkenin ikinci cumhurbaşkanı ve şu anda Ermenistan Bloku’nun lideri Robert Koçaryan. Koçaryan mevcut iktidarı batıyla aşırı ilişkileri olduğu, Rusya ve İran ekseninden uzaklaşarak Türkiye ve Azerbaycan çizgisine yakınlaştığı gerekçesiyle eleştiriyor. İkinci muhalif blok, Rus oligark Karapetyan’ın başında olduğu Güçlü Ermenistan Bloku. Karapetyan şu anda hükümeti güç yoluyla yıkma suçlamasıyla ev hapsinde tutuluyor. Karapetyan’ın seçim söylemi, iktidar partisinin kazanması halinde Azerbaycan Türklerinin Ermenistan’a yerleşecekleri üzerine. O yüzden çeşitli propaganda videolarıyla Paşinyan’ın yeniden zafer kazanması halinde 300 bin Azerbaycan Türkünün Ermenistan’a yerleşeceğini söyleyerek halkı etkilemeye çalışıyor. Muhalefetin üçüncü güçlü adayı bir oligark Gagik Tsarukyan. İlk ikisi kadar güçlü olmasa bile onun da Rusya ile güçlü bağlantıları var. Paşinyan’ın kaybetmesi, muhalefetin iktidara geçmesi durumunda Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile ikili ilişkileri askıya alması gibi bir risk mevcut. Seçimlere pragmatik yaklaşırsak Ermenistan’da Paşinyan yönetiminin zafer kazanması, Türkiye ve Azerbaycan’ın işine yarayan bir sonuç olur. Paşinyan 3’te 2 çoğunluk amacında Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, seçimleri kazanması halinde ülkede yeni bir anayasanın kabul edilmesine özellikle önem vereceğini söyledi. 101 sandalyeli mecliste hükümetin kurulması için en az 51 koltuk bulunması gerekiyor. Paşinyan’ın ülkeyi olası anayasa değişikliği için referanduma götürmesi içinse mecliste en az üçte iki çoğunluğa ulaşması gerekecek. Rusya’dan büyük baskı Seçimlerin üzerinde Moskova’nın gölgesi var. Seçimden önceki iki hafta içinde Moskova, Ermenistan’dan çiçek, maden suyu, konyak, taze sebze ve meyve ihracatını yasakladı. Rusya’nın ABD, AB ve Türkiye’ye yakın duran Paşinyan’ın yenilmesi için büyük çaba sarf ettiği ifade ediliyor.
Ermenistan'da parlamento seçimleri başladı, Paşinyan'dan 'asıl kazanan' çıkışıParliamentary elections mark 'historical moment' for Armenia, expert says
Armenia's upcoming parliamentary elections, which could reshape the country's ties with Russia and the West, mark a "historic moment" for the country, according to Ulrich Schmid, Professor of Eastern European Studies at the University of St Gallen. Incumbent Prime Minister Nikol Pashinyan is seeking to normalise relations with Turkey and neighbouring Azerbaijan, with which Armenia has been locked in conflict for decades.
Ermenistan yarın seçime gidiyor
Ermenistan'da halk, yarın düzenlenecek parlamento seçimlerinde oy kullanacak. Anketler, Başbakan Paşinyan'ın Sivil Sözleşme Partisini rakiplerinin açık ara önünde gösteriyor. Yaklaşık 3 milyon nüfusa sahip Ermenistan'da seçmenler, gelecek 5 yıl boyunca görev yapacak parlamentoyu belirlemek üzere yarın sandık başına gidecek. Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre, ülkede 2 milyon 485 bin 232 kayıtlı seçmen bulunuyor. Ülke genelinde 2 bin 5 sandık kurulacak seçimlerde, en az 101 sandalyeli parlamentoya girebilmek için 18 farklı aday listesi yarışacak. Oy verme işlemleri yerel saatle 08.00'de başlayacak ve 20.00'de sona erecek. Seçimler, seçmenlerin partilerin sunduğu sabit aday listelerine oy verdiği kapalı liste nispi temsil sistemiyle gerçekleştirilecek. Ermenistan seçim mevzuatı, istikrarlı yönetimi teşvik etmek amacıyla, seçimden birinci çıkan partinin parlamentodaki sandalye oranı yüzde 52'nin altında kalsa dahi bu oranı yüzde 52'ye yükseltecek şekilde ek sandalye verilmesine imkan tanıyor. ERMENİSTAN'DA 2017'DEN BU YANA İLK OLAĞAN PARLAMENTO SEÇİMİ Yarın yapılacak seçimler, 2018 ve 2021'deki erken seçimlerin ardından Ermenistan'ın 2017'den bu yana gerçekleştireceği ilk olağan parlamento seçimi olacak. Anketlerde açık ara önde görünen Başbakan Nikol Paşinyan ile hükümetin değişim politikalarına karşı çıkan muhalefet arasında geçmesi beklenen seçimler, Türkiye, Azerbaycan, Rusya, ABD, Avrupa Birliği ülkeleri ve İran başta olmak üzere birçok ülke tarafından yakından takip ediliyor. ANKETLERDE PAŞİNYAN'IN PARTİSİ AÇIK ARA ÖNDE Anketler, Başbakan Paşinyan'ın Sivil Sözleşme Partisini rakiplerinin açık ara önünde gösterirken, halk desteğinin anayasa değişikliğine yetecek bir düzeye ulaşıp ulaşmayacağı merak konusu. Mayıs ayındaki bir ankette, halkın yaklaşık yüzde 80'inin 7 Haziran'da sandık başına gitmeyi düşündüğü, bunların yüzde 32'sinin Paşinyan'ın Sivil Sözleşme Partisine oy vermeyi planladığı görülüyor. KARARSIZ SEÇMEN BELİRLEYİCİ OLACAK Yüzde 23'lük kararsız kitlenin oylarının dağıtılmadığı bu anket senaryosunda, Karapetyan'ın Güçlü Ermenistan oluşumu yüzde 6 ile 2'nci sırada, Koçaryan liderliğindeki Ermenistan İttifakı ise yüzde 3'le üçüncü sırada bulunuyor. Kararsız seçmenin yönelimi, Paşinyan'ın elde edeceği oy oranında belirleyici olacak. Bakü yönetimi, barış anlaşması için Ermenistan Anayasası'nın Azerbaycan'ın toprak bütünlüğüne tehdit olduğunu yinelediği bazı hükümlerinin değiştirilmesini şart koşuyor. Paşinyan'ın söz konusu değişiklikleri sağlayacak bir adım atabilmesi ise mecliste en az üçte iki çoğunluğa ulaşması ve referandum için güçlü bir halk desteği elde etmesine bağlı. PAŞİNYAN'IN ZORLADIĞI DEĞİŞİME MUHALEFET TEPKİLİ Başbakan Paşinyan, Türkiye ve Azerbaycan ile normalleşme, komşularla iyi ilişkiler, Batı'ya daha güçlü şekilde yönelme, Rusya'ya ihtiyacı azaltacak şekilde Erivan-Moskova ilişkilerini yeniden tanımlama, bölgesel izolasyondan çıkıp ticaret yollarını açma ve bağlantısallığa ağırlık verme gibi hususları savunuyor. "Gerçek Ermenistan" vizyonuyla ülkenin uluslararası camia tarafından tanınan sınırlarına odaklanılması ve yayılmacı hayallerden uzak durulması gerektiğini vurgulayan Paşinyan ilerleme ve kalkınma vurguları yapıyor. Buna karşın seçimlere ayrı girme kararı alan muhalefetteki oluşumlar, güçlü devlet, Rusya ile ilişkilerde yeniden ivme kazanılması, güvenliğin öne çıkarılması, Azerbaycan'a fazla taviz verildiği gibi söylemlerle oy arıyor.
Ermenistan'da parlamento seçimleri başladı, Paşinyan'dan 'asıl kazanan' çıkışı