Avrupa'nın Pakistan'ı göz ardı etme lüksü yok
Avrupa Birliği, güvenlik ve ekonomik çıkarlarını doğrudan etkileyen Orta Doğu ve Basra Körfezi gibi bölgelerdeki nüfuzunun azaldığı bir jeopolitik gerçeklikle karşı karşıya. İran dosyası bu durumun en net örneği: Bir zamanlar İran nükleer anlaşmasının baş mimarı olan AB, ABD-İran arasındaki arka kanal müzakereler ve bölgesel güvenlik düzenlemeleri karşısında devre dışı kalıyor. Bu tablo, Avrupa'nın Pakistan'ı kenara itemeyeceğini gösteriyor. Avrupa'nın azalan etkisi ve bölgesel dinamiklerdeki değişim, Pakistan'la stratejik angajmanı bir tercih değil zorunluluk haline getiriyor.
This summary is currently in Turkish; automated English translation is coming soon.
Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.
Bu gündemi takip et
ABD gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.
Timeline
latest: 2h ago- Security15 Aug, 11:12
The strategic imperative: Why Europe cannot afford to sideline Pakistan
The European Union faces a sobering geopolitical reality: its influence in regions, such as the Middle East and the Persian Gulf, that directly affect its security and economic interests is diminishing. The Iranian dossier serves as the clearest example. Once a primary architect of the Iran nuclear deal, the EU now finds itself marginalised as US-Iran backchannel negotiations and regional security calculations dictate the trajectory of the relations with Iran. Europe neither participated in any combat operations nor did it play any diplomatic role in bringing the conflict to its resolution. Brussels has been reduced to the role of a concerned but impotent bystander. Into this vacuum, Pakistan has moved with strategic intent. Islamabad has close military-to-military relationship with Washington, with Field Marshal Asim Munir having forged a relationship of trust with US President Donald Trump. On the other hand, Pakistan has long historical ties with Iran, as well as deep relationships with China, Saudi Arabia, Turkiye and Gulf monarchies. As Europe moved closer to the US-Israeli position on Iran, with the German Chancellor Friedrich Merz openly welcoming the war on Iran, the EU has lost its leverage in Tehran — without gaining it in Washington. All of this helped enable Islamabad open a diplomatic corridor that Europe cannot replicate. Islamabad has convened the highest-level US–Iran meeting since 1979. The meeting resulted in Memorandum of Understanding, which even under the current severe strain, remains the most realistic framework to end the war that risks destabilising the world, including directly impacting EU security. EU-Pakistan relations EU foreign policy chief Kaja Kallas has acknowledged this reality, noting that Pakistan’s diplomatic push is now the primary vehicle for de-escalation. For Brussels, this is not a matter of preference but of necessity: Pakistan provides one of the very few functional channels to a regime with which Europe has lost direct leverage. This places the EU-Pakistan relationship in a new light. The GSP+ framework grants Pakistan preferential trade access in exchange for adherence to 27 core international conventions covering human rights, labour rights, environmental protection and good governance. It has always been presented as a developmental tool. In practice, it has become the EU’s primary structural lever over Pakistani policymaking. The trade preferences are worth approximately €732 million annually, a significant figure for Pakistan’s export-driven sectors. For the EU, GSP+ is not charity; it is the mechanism that keeps Pakistan engaged with European regulatory and governance standards. The recent European Commission report on Pakistan’s GSP+ compliance is therefore a document of considerable weight. Its findings — that Pakistan has regressed on enforced disappearances, civic space, and the application of counter-terrorism laws — are not peripheral observations. They reflect governance deficits that, if unaddressed, might trigger a reassessment of Pakistan’s eligibility when the GSP+ framework is renewed post-2027. However, the EU’s critique operates within a framework that often abstracts Pakistan’s security environment from its governance performance. Pakistan is facing terrorist activities from various militant groups such as the Tehreek-i-Taliban Pakistan (TTP) and the Balochistan Liberation Army (BLA). The ground realities This is not a theoretical threat. The TTP and BLA’s operational capabilities, demonstrated in the regular attacks on security forces and civilians, represent a sustained campaign of violence aimed at fracturing the Pakistani state’s authority. The EU currently does not designate the BLA as a terrorist organisation, a position that diverges from US policy. From a Pakistani perspective, this absence of designation complicates counter-terrorism cooperation and signals an incomplete understanding of the security pressures that shape Islamabad’s governance choices. There is an argument to be made that the EU’s ability to demand improved human rights performance from Pakistan would be strengthened, not weakened, by a more robust counter-terrorism partnership. A state under persistent militant pressure faces structural constraints in delivering the kind of civic and judicial reforms the EU seeks. Deeper intelligence-sharing and operational cooperation in dismantling the BLA-linked networks, such as the extradition of suspected militants and the disruption of financial and propaganda apparatuses, would address a root cause of instability, allowing Pakistan to redirect state capacity toward the governance benchmarks that the EU seeks to promote. Pakistan, for its part, has structural incentives to heed the EU’s criticisms. The GSP+ renewal is not guaranteed, and the economic cost of losing preferential access would be substantial. The Pakistani state has historically demonstrated capacity for policy adjustment when external and internal incentives are clearly framed. The question is whether the EU can calibrate its engagement to recognise that Pakistan’s internal challenges are not solely a matter of political will, but also of the security environment. The strategic logic is straightforward: Europe requires Pakistan’s diplomatic weight in Iran, its geopolitical position in South Asia, and its role in stabilising Afghanistan. Pakistan requires European market access and the policy space to manage its internal security threats. An approach that isolates governance critiques from security realities will not advance EU interests. A partnership that addresses both dimensions — through continued GSP+ conditionality paired with enhanced counter-terrorism cooperation — offers a more sustainable and mutually beneficial sustainable framework. Pakistan has signalled its readiness to act as a regional interlocutor. The EU’s challenge is to structure its engagement to make that role sustainable, not to demand performance without acknowledging the threats that constrain it.
Okumaya devam et
ilgili gelişmeler- Aynı ülke gündemicanlı
Lübnan Başbakanı'nın X Hesabına İzinsiz Erişim, Paylaşım Silindi
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, X hesabına izinsiz erişildiğini tespit etti. Selam, bir gün önce yaptığı paylaşımın hesabına giren biri tarafından silindiğini belirterek aynı mesajı yeniden yayımladı. Başbakan, "Dün yazdıklarımı yeniden paylaşıyorum, hesabıma girerek bunları silmeyi başaran birinin olduğu ortaya çıktı" ifadelerini kullandı. Selam'ın çarşamba günü yaptığı ve daha sonra silinen paylaşım, İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki el-Mansuri bölgesine ilişkin konuları içeriyordu. Hesabın ele geçirilmesi ve bu mesajın silinmesi, Lübnan-İsrail hattındaki gerginlik ortamında dikkat çekti. Olayın arkasında kimin olduğuna dair resmi bir açıklama yapılmazken, Milliyet'in haberi İsrail'in rolü olabileceği sorusunu gündeme getirdi.
ABD1 olay1 gün önce - Aynı ülke gündemicanlı
Pakistan ABD-İran Arasında Arabulucu Rolüyle Küresel Gündemde
Pakistan, ABD ile İran arasındaki gerilimi azaltmak için yürüttüğü arabuluculuk çabalarıyla uluslararası kamuoyunun dikkatini çekiyor. Dawn gazetesinin haberine göre, İslamabad'ın yoğun diplomatik girişimleri Nisan ayında ABD ile İran arasında ateşkes sağlanmasına katkıda bulundu; bu süreç Haziran 2026'da İslamabad Mutabakatı'nın imzalanmasıyla sonuçlandı. Analistler, Pakistan'ın bu arabulucu konumunu dış politika önceliklerinde yeni bir yönelim olarak değerlendiriyor. Söz konusu gelişme, Pakistan'ın ABD ile İran gibi rakip aktörler arasında güvenilir bir köprü kurma kapasitesine işaret ediyor ve ülkenin uluslararası ilişkilerdeki rolünün yeniden tanımlanabileceğine dair değerlendirmelere yol açıyor.
ABD1 olay1 gün önce - Aynı ülke gündemicanlı
İran Genelkurmayı: Katar Üç Pilotumuzu Esir Aldı
İran Genelkurmay Başkanlığı, ABD ve İsrail ile süren savaş sırasında düşen iki savaş uçağındaki dört pilottan üçünün Katar tarafından esir alındığını duyurdu. Açıklama cumartesi günü yapıldı; Katar'dan konuya ilişkin resmi bir açıklama gelmedi. İran'ın iddiası, bölgedeki gerilimin yeni bir cephesine işaret ediyor. Daha önce ABD ve İsrail ile çatışmalar yaşayan Tahran'ın, Katar'ı da savaşa dahil olmakla suçlaması dikkat çekiyor. Olayın hangi bölgede ve ne zaman gerçekleştiğine dair ayrıntı paylaşılmadı. Katar'ın bu iddiayı doğrulayıp doğrulamayacağı bölgesel diplomasi açısından izlenecek.
ABD1 olay1 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
ABD'de 5 Trilyon Dolarlık Vergi İndirimi Sosyal Kesintilerle Geliyor
ABD Temsilciler Meclisi, Donald Trump'ın 'One Big Beautiful Bill Act' (OBBBA) adlı paketini onayladı. Paket, 5 trilyon doları aşan vergi indirimlerini, gıda yardımı (food stamps) ve Medicaid programlarından 1 trilyon doları aşan kesintilerle birleştiriyor. Meclis Başkanı Mike Johnson, tasarının milyonerler için vergi indirimi içermediğini savundu. The Guardian'ın haberine göre, ABD vergi politikası hükümet gelirlerini azaltıyor ve ezici ölçüde zenginlerin çıkarlarına hizmet ediyor. Haber, Trump'ın yalnızca milyarderleri değil, aynı zamanda multimilyonerleri de desteklediğini öne sürüyor. Sosyal harcamalardaki kesintiler ve vergi indirimlerinin dağılımı, ABD'de gelir eşitsizliği ve maliye politikası tartışmalarını alevlendiriyor.
ABD1 olay3 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Hürmüz krizi derinleşiyor: Görüşmeler çıkmazda, deniz trafiği dibe vurdu
ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı ve nükleer program ekseninde yürüyen krizde diplomasi çıkmaza girdi. Washington'un hava saldırılarını durdurmasının ardından Tahran, ABD'nin ateşkesi sürdürmesi koşuluyla saldırıları durduracağını duyurmuştu; Trump ise yeni müzakereleri 'son şans' olarak nitelendirmişti. Ancak İran, görüşmelerin yeniden başladığı haberlerini reddetti ve Hürmüz'ün yalnızca ABD'nin koşullarını kabul etmesiyle açılacağını yineledi. Umman arabuluculuğundaki yeni deniz koridoru anlaşması son aşamada olsa da tamamlanmadı. İran ayrıca ABD'nin memorandumu ihlal ederek Hürmüz'de seyrüseferi yeniden açma sorumluluğunu tartışmaya açtığını savundu. Son gelişmeler sahada gerilimin sürdüğünü gösteriyor: Yemen'deki Husiler ile ABD ayrı ayrı gemiciliğe yönelik saldırılar bildirdi; Hürmüz'den geçen gemi sayısı bir haftanın en düşüğü olan sekize indi. Petrol fiyatları yükselirken küresel hisse senetleri geriledi. ABD'de mühimmat stoklarının azaldığı raporlarını Trump yalanlarken, New York Times analizi İran'ın ABD savunma sistemlerini aşan yeni taktikler geliştirdiğine dikkat çekti. Pakistan ordusu da Çin yapımı füzelerin İran'a taşınmasına yardım ettiği iddialarını reddetti.
ABD22 olay7 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Trump, Musk ve Netanyahu'nun Gazze'ye tatil merkezi planı iddiası
ABD Başkanı Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminin başlamasının ardından, iş insanı Elon Musk ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yürütülen projeler kapsamında Gazze'de büyük bir tatil tesisi kurulması planlandığı iddia edildi. Milliyet'in derlediği habere göre, bu proje 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de yaşanan çatışmaların üzerini örtmek amacı taşıyor. Haberde, söz konusu girişimin 'dünyanın en güzel tatil merkezlerinden biri' olarak tanımlandığı ve Gazze'deki mevcut insani durumun gölgelenmesi için kullanılabileceği öne sürülüyor. Ayrıca, Trump'ın Musk ile kurduğu iletişimin Netanyahu ile ortak projelere uzandığı belirtiliyor.
ABD1 olay10 sa önce