İran-ABD ilişkilerinde 73 yıllık inişli çıkışlı seyir
ABD ile İran arasındaki ilişkilerde en belirleyici kırılma, 1979 İslam Devrimi oldu. Devrim öncesinde Şah Pehlevi yönetimindeki İran, ABD’nin bölgedeki en yakın müttefiklerinden biriydi. 1978’de Başkan Jimmy Carter’ın eşiyle birlikte Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaret, bu yakınlığın sembolü niteliğindeydi. Ancak devrimle birlikte monarşi yıkıldı ve yerine gelen İslam Cumhuriyeti, ABD’yi ‘Büyük Şeytan’ olarak tanımlayarak ilişkileri tamamen tersine çevirdi. Bu tarihi dönüşüm, iki ülke arasındaki gerilimin temelini oluşturdu. 1953 darbesinden rehine krizine, nükleer anlaşmazlıklardan bölgesel vekalet savaşlarına uzanan 73 yıllık süreç, karşılıklı güvensizlik ve zaman zaman şiddetli çatışmalarla şekillendi. Bugün gelinen noktada, diplomasiye rağmen 1979’da yaşanan kopuşun izleri hâlâ belirleyici olmaya devam ediyor.
Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.
Bu gündemi takip et
ABD gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.
Zaman çizelgesi
en güncel: 4 gün önce- Güvenlik16 Haz 03:58
İran ile ABD arasındaki 7 kırılma noktası! 'Yakın Müttefik'ten 'Büyük Şeytan'a 73 yıllık hesaplaşma
Derleyen: Oğuzcan Atış / Milliyet.com.tr –ABD ve İran arasındaki ilişkilerdeki en önemli kırılma noktası "1979 devrimi" oldu. Devrim öncesinde Şah Muhammed Rıza Pehlevi tarafından yönetilen İran, ABD ile o kadar yakın ilişkilere sahipti ki ABD’nin 39. Başkanı Jimmy Carter, 1978 yılına eşiyle birlikte Tahran’da girdi. Ancak bu yakınlığın yerini düşmanlığa bırakması çok uzun sürmedi. 1979 yılında Şah'ın devrilmesinin ardından İran İslam Cumhuriyeti’nin ilan edilmesiyle birlikte ABD, İran’da "Büyük Şeytan" olarak anılmaya başlandı. İlişkiler bu noktadan sonra o kadar gerildi ki 2002 yılında ABD Başkanı George W. Bush, yaptığı açıklamada İran’ı "şer ekseni" olarak tanımladığı ülkeler arasına dahil etti. Alıntı Metni GÜNÜMÜZE KADAR GELEN BİRÇOK SORUNUN TEMELİ 1953 DARBESİ OLDU İran ve ABD arasındaki günümüzdeki ana sorunların bazılarının temeli, 1953 yılında İran’da ABD ve İngiltere destekli darbe girişimiyle atıldı. İran; zengin petrol yataklarıyla sanayisi gelişmiş ve enerjiye ihtiyaç duyan Batılı ülkeler için önemli bir ülkeydi. İngiltere, bu petrol yatakları üzerinde 1951 yılına kadar tekel sahibiydi ve İranlıların bu konuda ne düşündüğünün Londra için pek de bir önemi yoktu. Ancak bu durum 28 Nisan 1951’de MuhammedMusaddık’ınİran Başbakanı olmasıyla değişti.Musaddık, İngilizlerin İran’a ait petrol kaynaklarını kendilerininmiş gibi kullanmasından rahatsızdı ve göreve geldikten kısa süre sonra İran’da İngilizlere ait petrol altyapısını millileştirdi. İngilizlerinMusaddık’ınbu hamlesine yanıtı çok sert oldu. İran Başbakanı ile ortak bir zemin bulamayacağını anlayan Londra; ABD’deki Eisenhower yönetimini ve CIA'yı bir darbe planlamaya ve uygulamaya ikna etti. Kısa süre sonraMusaddık’akarşı planlanan darbe girişimine yönelik ilk adım atıldı ancak ilk girişim başarısız oldu ve Şah, öfkeli protestolar karşısında İran'dan kaçtı. Ancak ABD ve İngiltere’nin ikinci darbe girişimi başarılı oldu veMusaddıkdevrildi. Şah ülkeye geri dönmüş ve iktidar karşılığında ABD, İngiliz ve Fransız petrol şirketlerine İran petrol endüstrisinin yüzde 40'lık sahipliğini 25 yıllığına veren bir anlaşmayı kabul etmişti. Bu noktadan sonra İran Şahı, ABD için stratejik müttefiklerden birine dönüştü. Sovyetler Birliği sınırında, petrol açısından oldukça zengin olan bir ülkenin Soğuk Savaş yıllarında ABD saflarında olması; Washington'un hem enerji açısından elini güçlendirecek hem de Sovyetler Birliği’nin Orta Doğu’ya ulaşmasının önündeki engellerden biri olacaktı. Darbenin ardından Musaddık "vatana ihanet" suçlamasıyla askeri mahkemede yargılandı ve3 yıl hücre hapsine mahkum edildi. Musaddık hücre hapsinin ardından ev hapsine alındı ve ölene dek ev hapsinde kaldı Alıntı Metni 'YAKIN MÜTTEFİK'TEN 'BÜYÜK ŞEYTAN'A DÖNÜŞÜM: 1979 DEVRİMİ İran ile ABD’yi düşman haline getiren olaylar 1979 yılında yaşandı. Şah,Musaddık’ındevrilmesinin ardından kısa süre için İran içinde otoritesini artırmıştı ve hedefi İran’ı hızlı şekilde modernleştirecek reformlar yapmaktı. Ancak Şahın reform hareketleri çok hızlı ve sert olduğu için İran toplumunda tepkiyle karşılanıyor ve tabana ulaşmakta zorluk yaşıyordu. Tüm bu reformların beraberinde getirdiği bazı ekonomik eşitsizlikler, İranlılar arasında bazı rahatsızlıklara sebep olmuştu ve Şaha yönelik eleştiriler başlamıştı. Tam da bu noktada doğrudan İran Şahına bağlı olan gizli polis gücü SAVAK devreye girdi. Şaha karşı eleştiri yapanlar SAVAK tarafından gözaltına alınıyor ve hatta sorgulamalar sırasında yapılan işkenceler sebebiyle muhaliflerin bir kısmı hayatını kaybediyordu. Humeyni, kendisini İran'a getiren Air France uçağından iniyor Şahın reform girişimleri, İran’da önemli bir tabana sahip olan din adamlarını da rahatsız etmişti. Ülkedeki artan baskı ortamında Şah Muhammed Rıza Pehlevi, birçok kişinin gözünde bir "Amerikan kuklası" olarak görülmeye başlanmıştı. 1979'da İran'da büyük protestolar patlak verdi. Şaha bağlı güvenlik güçleri ilk etapta bu protestoları kanlı şekilde bastırmaya çalışsa da adeta cin şişeden çıkmıştı ve İran Şahının ülkeden kaçmak dışında farklı bir alternatifi bulunmuyordu. Şah, protestoların ardındanİran’ankaçtı ve kanser tedavisi için Amerika Birleşik Devletleri'ne sığındı. Şahın kaçmasının ardından Fransa’daki sürgününden dönen Ayetullah Humeyni, kısa süre içinde ülkenin başına geçti ve İran İslam Cumhuriyeti ilan edildi. Kısa süre içinde Şahın hayata geçirdiği reformlar iptal edildi ve protestocu gruplar arasında en organize gruplardan biri olan ve "Mollalar" olarak tanımlanan din adamları İran’ın başına geçti. Bu durum ABD ve İran arasındaki en büyük kırılma oldu. 1979 devriminin ardından ABD, İran’da "Büyük Şeytan" haline geldi. 444 GÜN SÜREN REHİNE KRİZİ İran’da 1979 yılında yaşanan devrimin ardından ABD ile İran arasındaki ilk gerginlik, Tahran’da bulunan ABD Elçiliğinin basılması oldu. 4 Kasım 1979'da bir grup İranlı üniversite öğrencisi Tahran'daki ABD Büyükelçiliğine baskın düzenleyerek 52 Amerikalıyı rehin aldı. İstekleri Şahın yargılanmak üzere İran’a iade edilmesiydi ve ABD Başkanı Jimmy Carter bunu reddederek İran’a ağır yaptırımlar uyguladı. Kriz, 444 gün sonra Cezayir’in arabuluculuğunda imzalanan bir anlaşma ile çözüldü. ABD, dondurduğu İran varlıklarını (yaklaşık 8 milyar dolar) serbest bırakmayı kabul etti ve İran’ın iç işlerine karışmamayı garanti etti. İran Şahı, 1980 yılında ABD’den ayrılarak Mısır’a gitti ve burada hayatını kaybetti. Yaşanan rehine krizi, dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’ın ikinci dönem başkanlık şansını yok etti ve Carter’ın ardından ABD’nin başına Ronald Reagan geçti. Göstericiler Humeyni'nin 'Casus yuvası' olarak tanımladığı ABD elçiliğinin duvarlarına tırmanıyor Alıntı Metni 1988: 655 SEFER SAYILI UÇUŞ 1980’li yıllarda ABD ve İranarasındaki mevcutdurumu daha da kötü hale getiren olaylar yaşandı. 1983'te, Lübnan'ın Beyrut kentindeki bir askeri üste, patlayıcı yüklü iki kamyon 241 ABD askerinin ölümüne neden oldu. ABD, yaşanan olaydan İran destekli Hizbullah'ı suçladı. Reagan yönetimi İran’ı "terör destekçisi devlet" olarak suçlamaya başladı. 1988'de ABD Donanması'na ait bir geminin Basra Körfezi'nde bir İran mayınına çarpması ve 10 denizcinin yaralanmasıyla gerilimler yeniden tırmandı. Bu olay, her iki ülkenin de birbirlerinin petrol tankerlerini hedef aldığı İran-Irak Savaşı sırasında gerçekleşti. ABD, savaş gemisinin mayına çarpmasının ardından İran’a yönelik "Peygamber DevesiOperasyonu"nubaşlattı. Yapılan saldırılarda İran donanması ve İran’ın Basra Körfezi kıyısındaki petrol altyapısı hedef alındı. Temmuz 1988'de bir ABD savaş gemisi; Tahran'dan Dubai'ye uçan İran Hava Yolları'na ait 655 sefer sayılı yolcu uçağına "yanlışlıkla" güdümlü bir füze fırlattı. Vurulan uçaktaki 290 kişinin tamamı hayatını kaybetti ve bu olay ABD ve İran arasındaki en büyük kırılmalardan biri oldu. Alıntı Metni 2002: İRAN 'ŞER EKSENİ'NE DAHİL EDİLDİ 1990'lı yıllarda ABD; rejimi zayıflatmak, silah ve nükleer teknoloji edinimini yavaşlatmak umuduyla İran'a yönelik yaptırımları artırdı. 1995'te Clinton yönetimi İran'a tam bir petrol ve ticaret ambargosu uyguladı. Ancak 2001 yılında ABD’de yaşanan 11 Eylül saldırılarının ardından tüm durum değişti. ABD, İran'ı terörü destekleyen diğer devletlerle aynı kefeye koydu. Başkan George W. Bush, 2002 yılındaki konuşmasında İran, Irak ve Kuzey Kore'yi "şer ekseni" olarak tanımladı ve İran rejimini agresif bir şekilde kitle imha silahları peşinde koşmak ve halkını baskı altında tutmakla suçladı. 2020: SÜLEYMANİ SUİKASTI Bush'un "şer ekseni" konuşmasından aylar sonra, İran'ın uluslararası yaptırımlara ve ticaret ambargolarına rağmen, Batı hükümetlerinin silahlanma amacı taşıdığını söylediği bir nükleer programı aktif olarak sürdürdüğü ortaya çıktı. BM Güvenlik Konseyi’nden İran'a uranyum zenginleştirmeyi durdurma kararı çıkmış olsa da Tahran nükleer tesisleri işletmeye devam etti. Süleymani, 28 Şubat'ta ABD/İsrail saldırısı sonucunda hayatını kaybeden eski İran Dini Lideri Ali Hamaney ile oldukça yakın ilişkilere sahipti. Hameney, Süleymani'nin cenaze namazında ağlamıştı 2015 yılında, on yıllık müzakerelerin ardından ABD; Avrupa Birliği, Çin ve Rusyaile birlikteİran'ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında cezalandırıcı ekonomik yaptırımları azaltmayı öngören Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nı (JCPOA) imzaladı. 2018'de Başkan Donald Trump, JCPOA anlaşmasından çekildi ve İran’a ağır yaptırımlar uygulanması emrini verdi. İran ise buna karşılık uranyum zenginleştirme programını yeniden başlattı. Gerilimin giderek tırmanmasının ardından 2020 yılında Trump’ın emriyle İran Devrim Muhafızları Ordusunun en önemli komutanlarından birisi olan KasımSüleymani’yeIrak’ta suikast düzenlendi.Süleymani, ABD insansız hava araçlarının saldırısında hayatını kaybetti. Alıntı Metni 2025: 'GECE YARISI ÇEKİCİ' OPERASYONU ABD ve İran arasında mevcut savaş durumundan önceki son gerilim 2025 yılında yaşandı. Hamas’ın İsrail’e yönelik gerçekleştirdiği 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail’in Gazze ve Lübnan’ı hedef alan saldırıları savaş suçu boyutuna ulaştı. İsrail, bu saldırılar kapsamında haziran ayında İran’a yönelik saldırılar düzenledi ve bunun sonucunda İran’da çok sayıda üst düzey isim hayatını kaybetti. İran ise cevap olarak İsrail’e yönelik füze saldırılarına başladı. 12 gün süren çatışmalar, ABD’nin B-2 bombardıman uçaklarıyla İran nükleer tesislerini hedef almasının ardından yapılan ateşkesle sonuçlandı. "Gece Yarısı Çekici" adı verilen bu saldırıların ardından ilerleyen süreçte takvimler 28 Şubat 2026’yı gösterdiğinde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları başladı. İlk gün İran lideri Ali Hamaney ve devrimin üst düzey isimleri öldürülürken, ilerleyen günlerde de İran çok sayıda kilit kadrosunu kaybetti. İran saldırılara yine füzelerle cevap verdi ve ABD'nin bölge ülkelerindeki üslerini vurdu.Bir aylık yoğun çatışmanın ardından 7 Nisan'da girilen "kırılgan ateşkes" süreci devam ederken 14 ve 15 Haziran'da aktarılan haberlerle ABD ve İran'ın savaşı sonlandıracak kalıcı bir ateşkes için anlaştığı bilgisi paylaşıldı.ABD Başkanı Donald Trump ve İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı Kazım Garibabadi de anlaşmaya varıldığını doğruladı.Sürecin nasıl sonuçlanacağını ise zaman gösterecek.
Milliyet
Okumaya devam et
ilgili gelişmeler- Ortak aktörlercanlı
ABD-İran anlaşması eşiğinde ateşkes ihlalleri ve İsrail'in kaygıları
ABD ile İran arasında nükleer program ve Hürmüz Boğazı'nı kapsayan bir anlaşmaya varılmasına yönelik müzakereler kritik bir aşamaya ulaştı. ABD Başkanı Trump anlaşmayı onaylamaya yakın olduğunu açıklarken, İranlı yetkililer henüz nihai bir uzlaşı sağlanmadığını belirtiyor. Taslak metinde İran'ın nükleer faaliyetlerini durdurması ve boğazın yeniden açılması öngörülürken, Rusya'nın uranyum planına itirazı ve İran'ın tüm cephelerde ateşkes talebi masadaki pürüzler arasında. Buna karşın sahada ateşkes ihlalleri sürüyor. İran, ABD'yi Hürmüzgan'da ateşkesi bozmakla suçlarken, Washington Umman'ı hedef alan tehditler savurdu. Bu gerilim, İran'ın hava saldırılarında hasar gören füze altyapısını ve İHA üretimini öngörülenden hızlı onardığını gösteren istihbarat raporlarıyla birleşince, anlaşmanın kalıcılığı sorgulanıyor. İsrail ise anlaşmanın nükleer meseleyi ertelemesinden ve kendi stratejik çıkarlarını yansıtmamasından endişeli. Tel Aviv yönetimi, geçici bir çözümün İran'ın bölgesel etkisini sınırlandırmayacağını düşünüyor. ABD'nin anlaşma taslağını müttefikleriyle paylaşması, diplomatik sürecin bölgesel denklemlere etkisini gözler önüne seriyor.
116 olay18 sa önce - Ortak aktörlercanlı
Anlaşma umudu petrolü düşürdü, nükleer belirsizlik sürüyor
ABD ve İran arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını hedefleyen müzakereler ilerleme kaydetti. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, masada “oldukça sağlam” bir öneri bulunduğunu belirtirken, Reuters geçici ateşkes, ablukanın kaldırılması ve bazı yaptırımların hafifletilmesini öngören bir anlaşma üzerinde uzlaşıldığını ancak henüz sonuçlanmadığını aktardı. Petrol fiyatları, anlaşma iyimserliğiyle haftaya düşüşle başladı; Brent tipi ham petrol yüzde 4’ün üzerinde değer kaybetti. Buna karşın nükleer dosyada belirsizlik sürüyor. İran’ın BM misyonu, Tahran’ın barışçıl nükleer programı hakkında Washington’un “yalan ve dezenformasyon” yaydığını öne sürdü. İranlı yetkililer, ABD ile şu anda nükleer konuda doğrudan görüşme olmadığını ifade ediyor. Rubio ise önerinin nükleer meseleyi de ciddi ve zaman sınırlı bir müzakere sürecine bağlayacağını söyledi. Beyaz Saray’da düzenlenen toplantıda ateşkes planı hakkında nihai karar alınamaması, süreçteki kararsızlığı yansıtıyor. Jeopolitik gelişmeler ekonomik yansımalarını da gösteriyor. AB, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliği için daha fazla Avrupa gemisine ihtiyaç olduğunu açıkladı. Bu arada İran savaşı Kanada’nın alüminyum ihracatını Avrupa’ya yöneltirken, Rusya-Belarus nükleer tatbikatları ve Ukrayna’nın BMGK’yi acil toplantıya çağırması küresel gerilimleri canlı tutuyor. ABD-İran hattındaki olumlu sinyaller enerji piyasalarında rahatlama yaratsa da, kalıcı bir çözümün önündeki siyasi belirsizlikler piyasalarda dalgalanmayı sürdürebilir.
159 olay2 sa önce - Ortak aktörlercanlı
Trump İran Nükleer Anlaşması İçin Nihai Kararını Veriyor
ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbetine ilişkin nihai kararını vermek üzere ulusal güvenlik ekibiyle Beyaz Saray Durum Odası'nda bir araya geldi. Trump, uranyumun ABD'ye teslim edilmesini ya da uluslararası denetimde imha edilmesini talep ederken, İran'ın nükleer silah geliştirmeyeceğini taahhüt etmesi, Hürmüz Boğazı'nın deniz trafiğine açılması ve bölgedeki mayınların temizlenmesi gibi koşulları sıraladı. İran liderinden gelen 'uranyumun ülkede kalması' yönündeki direktif ve Meclis Başkanı Galibaf'ın sert ifadeleri, müzakere sürecinde belirleyici oluyor. Rusya arabuluculuk önerirken, Kazakistan uranyuma ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu bildirdi. İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Trump'ı daha sert bir tutuma yönlendirme çabalarının şimdilik etkili olamadığı belirtiliyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Fidan ise tarafların anlaşmaya yakın olduğu değerlendirmesinde bulundu. Uzmanlar, uranyum sorununun çözümünün bölgesel istikrar ve nükleer silahlanmanın önlenmesi bakımından hayati önem taşıdığına işaret ediyor.
165 olay20 sa önce - Ortak aktörlercanlı
G7 Zirvesi'nde Müttefikler Ukrayna'yı Trump'ın Gündemine Taşımaya Çalışıyor
Fransa'nın ev sahipliğinde düzenlenen G7 zirvesinde ABD'nin müttefikleri, İran gerginliğinin gölgesinde kalan Ukrayna savaşını yeniden ön plana çıkarmak için çaba harcıyor. Rusya'nın dört yılı aşkın süre önce başlattığı tam kapsamlı işgalin ardından devam eden çatışmalar, son haftalarda İran kaynaklı gelişmelerin gerisinde kalmıştı. Zirveye liderlik eden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD Başkanı Donald Trump'ı ikna etmeye çalışacağını belirtti. Müttefikler, Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, Trump yönetiminin dikkatini yeniden Doğu Avrupa'ya yönlendirme çabası içinde. Diplomatik kaynaklar, görüşmelerde ateşkes olasılıkları ve uzun vadeli güvenlik garantileri gibi konuların ele alındığını aktarıyor. Bu adım, Atlantik ittifakı içinde önceliklerin netleştirilmesi ve ortak stratejik rotanın korunması açısından önem taşıyor.
Fransa3 olay3 gün önce - Ortak aktörlercanlı
Trump'ın Uyarılarına Rağmen İsrail Lübnan'a Yönelik Saldırılarını Sürdürüyor
Ortadoğu'daki gerginlik, ABD Başkanı Donald Trump'ın uyarılarına rağmen dinmiyor. İsrail ve İran arasındaki karşılıklı saldırılar durmuş olsa da, İsrail ordusu güney Lübnan'a yönelik operasyonlarına devam ediyor. İran, saldırıların durdurulmaması halinde 'şiddetli bir karşılık' verileceği tehdidinde bulunduktan sadece bir gün sonra, İsrail ordusu Lübnan'ın güneyindeki hedeflere saldırılarını sürdürdü. Bu durum, bölgede tansiyonun yeniden yükselme riskini canlı tutuyor.
İsrail1 olay10 Haz - Ortak aktörcanlı
Trump'ın uçan Beyaz Saray'ı ilk seferini Türkiye'ye yapabilir
ABD Hava Kuvvetleri, Katar tarafından hediye edilen yaklaşık 500 milyon dolar değerindeki Boeing 747-8'i 'uçan Beyaz Saray' olarak hizmete aldı. Uçağın Air Force One filosuna katıldığı ve Donald Trump'ın başkan olarak kullanacağı ilk uluslararası görevin Türkiye ziyareti olabileceği bildiriliyor. Henüz resmi bir takvim açıklanmamakla birlikte, bu olasılık iki ülke arasındaki diplomatik temasların seyrine dair ipuçları taşıyor.
ABD1 olay4 sa önce