Düşünce Kuruluşu Policy Exchange'in 'İslamopopülizm' Korkuluğu
Middle East Eye'de yayımlanan bir analize göre, İngiliz düşünce kuruluşu Policy Exchange, 'İslamopopülizm' kavramını, Britanya'daki Müslümanların artan siyasi katılımını bir tehdit olarak resmetmek amacıyla icat etti. Makale, bu terimin, Müslüman toplulukların Filistin dayanışma yürüyüşleri gibi demokratik süreçlere daha fazla dahil olmasından rahatsızlık duyan statüko savunucuları tarafından kullanıldığını öne sürüyor. Yazar Iqbal Mohamed, eski bakan Barones Sayeeda Warsi'nin 15 yıl önceki İslamofobi uyarısına atıfta bulunarak, 'İslamopopülizm' söyleminin benzer bir önyargıyı yeni bir kılıfla sürdürdüğünü iddia ediyor.
Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.
Bu gündemi takip et
Birleşik Krallık gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.
Zaman çizelgesi
en güncel: 05 Haz- Siyasi05 Haz 14:30
Why Policy Exchange invented the bogeyman of 'Islamopopulism'
Why Policy Exchange invented the bogeyman of 'Islamopopulism' Iqbal Mohamed on Fri, 06/05/2026 - 14:29 Muslims across Britain are engaging with politics in a more meaningful way - and that frightens defenders of the status quo Protesters take part in a Palestine solidarity march in London on 11 October 2025 (AFP) Off Fifteen years ago, Baroness Sayeeda Warsi famously declared that Islamophobia had passed the “dinner-table test”. For Policy Exchange, a right-wing think-tank that is notoriously opaque about its funders, contempt for Muslims has been on the menu for considerably longer than that. Last month, Policy Exchange released two reports on a new phenomenon that it is calling “Islamopopulism”, and whose supposed rise can be seen in the recent local election results. I could spend considerable time dissecting the more than 100 pages of repetitive, meandering, and largely vacuous material contained in these reports. I will not, because that would be a waste of everyone’s time, including my own. What I will say is this: I made the mistake of searching those pages for an actual definition of “Islamopopulism”. (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({}); Surely, a foundational requirement for any serious piece of political analysis is a definition of the supposed phenomenon being analysed. In hindsight, I should have known better than to expect analytical rigour from a group of ideologically motivated lobbyists who have disingenuously dressed themselves in the language of academia, while abandoning its most basic standards. Since Policy Exchange failed to define its own term, allow me to offer one definition: an Islamopopulist is a Muslim who is not afraid to challenge a political establishment welded to a decaying status quo that has abandoned millions of people across this country, and who does so with unapologetic pride in their faith and their identity. End of an era For years, British voters have been trapped, forced in many instances to choose between two main political parties that differed in style, but shared the same fundamental indifference towards the people they claimed to represent. Both Labour and the Conservatives have shown a blatant disregard for justice and fairness, both at home and abroad. They see the working class, and those who are the least well-off in society, as people to be manipulated, discriminated against and exploited for personal, political and financial gain. No volume of slander, false labels, or attempts to launder hatred through the language of think-tank respectability will change what this movement is That era has ended, and its ending creates genuine space on both sides of the political spectrum for a radical politics that promises something more than managed disappointment. I say this with open eyes: the far right - in the guise of Reform, Restore, and increasingly the Conservatives - is already moving to fill part of that vacuum. That must concern every person in this country who believes in civil liberties, who stands against genocide, and who is fighting for a future that serves the masses rather than the billionaires. The battle for what comes next has already begun. In the last few years, there has been a determined and organised effort by Muslims across Britain to engage with politics in a more meaningful and more demanding way. One of its most proximate causes is not difficult to identify: our government chose to align itself, openly and proudly, with an Israeli government committing unspeakable atrocities, and then looked its voters in the eye and refused to respond with meaningful action. Right side of history The position of millions of people in this country on Gaza was unambiguous. The politicians who were supposed to represent them offered only meaningless rhetoric that called for “peace”, while actively aiding and abetting an ongoing genocide. So those millions responded in kind. What emerged was an independent movement that stretched the length of the country - a movement that was diverse in background, faith and identity, and united in a refusal to accept a politics that treats voters as an inconvenience to be controlled rather than a people to be served. British Muslims are not invaders of the UK. This is our home too Read More » I understand that this may be difficult for the careerists of Policy Exchange to comprehend. They operate in a world of self-interest and institutional access; one where public service as a genuine vocation is, at best, naive - and, at worst, outright suspicious. That is why independent MPs must appear so alien to them. We did not arrive in parliament to build careers. We arrived because the people who sent us there had been ignored for too long and had decided, finally, to force politicians and their parties to listen. The foundational principle underpinning public service of justice for all, everywhere, has been eroded by think-tanks such as Policy Exchange and their followers among the ruling class. No volume of slander, false labels, or attempts to launder hatred through the language of think-tank respectability will change what this movement is or what it stands for. We will continue to stand on the right side of history. And we will continue to fight for a Britain that is fairer, more honest, and more just than the one Policy Exchange and its allies are so determined to preserve. The views expressed in this article belong to the author and do not necessarily reflect the editorial policy of Middle East Eye. Islamophobia Opinion Post Date Override 0 Update Date Mon, 05/04/2020 - 21:29 Update Date Override 0
Okumaya devam et
ilgili gelişmeler- Ortak aktörcanlı
Kuveyt'teki ABD Üssüne İran Füze Saldırısında Asker Yaralandı, Pazar Günü Yeni Saldırı Engellendi
İran, Kuveyt'teki ABD askeri varlığını hedef alan iki ayrı füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenledi. İlk olayda, geçen Çarşamba günü Ali Al Salem Hava Üssü'ne yönelik balistik füze saldırısında ABD'li asker ve sivil müteahhitlerin hafif yaralandığı bildirildi. Yaralı sayısı netleşmezken, ABC News'e konuşan bir ABD'li yetkili hasarın sınırlı olduğunu belirtti. Pazar gecesi gerçekleşen ikinci saldırıda ise ABD ordusu, Kuveyt'teki üslerini hedef alan iki İran balistik füzesini önledi ve herhangi bir can kaybı yaşanmadığını duyurdu. Kuveyt, Pazar günkü saldırıyı 'uluslararası hukuka açık bir ihlal' olarak nitelendirerek kınadı ve ülke güvenliğini savunmak için gerekli tüm önlemleri alma hakkını saklı tuttuğunu açıkladı. Suudi Arabistan başta olmak üzere diğer Körfez ülkeleri de saldırıyı şiddetle kınayarak Kuveyt ile dayanışma içinde olduklarını bildirdi. Kuveyt ordusu, hava savunma sistemlerinin füze ve drone saldırılarına karşı aktif olarak kullanıldığını duyurdu. Saldırılar, İran ile ABD arasındaki bölgesel gerilimin doğrudan bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Kuveyt'teki Ali Al Salem ve Ahmed el Cabir üsleri, ABD'nin bölgedeki askeri operasyonları için kritik öneme sahip. Uzmanlar, benzer saldırıların Körfez'deki güvenlik dengesini daha da kırılgan hale getirebileceğine dikkat çekiyor.
İran50 olay1 gün önce - Ortak aktörcanlı
NOAA Duyurdu: El Nino Resmen Başladı, Yıl Sonuna Kadar Şiddetlenebilir
ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA), El Nino hava olayının başladığını Perşembe günü duyurdu. Pasifik Okyanusu'nun merkezi ve doğu ekvatoral bölgelerinde yüzey sıcaklıklarını artıran bu doğal iklim fenomeninin yıl sonuna kadar şiddetleneceği ve potansiyel olarak tarihi seviyelere ulaşabileceği bildirildi. El Nino, küresel rüzgar ve yağış düzenlerinde değişikliklere yol açarak aşırı hava olayları riskini yükseltiyor. Ekonomik ve siyasi bağlamda, olay tarım, su kaynakları ve enerji sektörlerini doğrudan etkiliyor. Geçmiş El Nino dönemlerinde görülen gıda fiyatı dalgalanmaları ve enerji talebi değişimleri, hükümetleri ve piyasaları tedbir almaya yöneltebilir. NOAA'nın uyarısı, iklim değişikliğiyle birleşen bu tür olayların etkilerinin daha sıkı izlenmesi gereğini ortaya koyuyor.
Kenya1 olay1 gün önce - Ortak aktörcanlı
İngiltere İsrail Yerleşim Bölgesi Mallarına İthalat Yasağına Doğru
İngiltere hükümeti, yasa dışı İsrail yerleşimlerinden gelen malların ithalatını yasaklama yönünde adım atmaya hazırlanıyor. Farklı partilerden milletvekilleri, hükümete diğer Avrupa ülkeleriyle uyumlu şekilde harekete geçme çağrısı yapıyor. Bu baskı, Başbakan Keir Starmer yönetiminin İsrail politikasında olası bir değişimin sinyali olarak değerlendiriliyor. Milletvekilleri, uluslararası hukukta yasa dışı kabul edilen yerleşim bölgelerinden ithalatın durdurulmasının, İngiltere'nin daha önceki duruşuna kıyasla önemli bir kırılma olacağını belirtiyor. Hükümetin bu adımı, İsrail-Filistin ihtilafında iki devletli çözüm umutlarının azaldığı bir dönemde, somut bir diplomatik sinyal olarak yorumlanıyor. Henüz resmi bir karar alınmamış olsa da, yasağın İrlanda gibi diğer Avrupa ülkelerinin uygulamalarıyla paralellik göstermesi bekleniyor. Gelişme, İngiltere'nin Brexit sonrası dış politikasında insan hakları ve uluslararası hukuk vurgusunun arttığını yansıtabilir.
Filistin1 olay03 Haz - Ortak aktörcanlı
İsrail Beyrut Banliyölerini Vurdu, Ateşkese Rağmen Lübnan'da Sivil Kayıplar Artıyor
İsrail, güney Lübnan'da yoğun saldırılar düzenlerken, haftalar sonra ilk kez Beyrut yakınlarını da hedef aldı. Başkentin güney banliyölerinde yer alan Dahieh bölgesine yönelik saldırılarda bir kadın ve iki çocuk yaşamını yitirdi. Lübnan makamları, güneydeki bombardımanda en az 14 kişinin öldüğünü açıkladı. Başbakan Netanyahu, Hizbullah’ın İsrailli sivillere yönelik saldırılarına karşılık olarak Beyrut’un varoşlarının hedef alınması talimatını verdi ve bölgede ‘sakinlik olmayacağı’ uyarısı yapıldı. Binlerce kişi evlerini terk etti. Saldırılar, ABD Başkanı Trump’ın İsrail ve Hizbullah’ın çatışmaları azaltma konusunda anlaştığını açıklamasından bir gün sonra ve BM Güvenlik Konseyi’nin toplanması öncesinde gerçekleşti. İran, geniş çaplı bir anlaşmanın koşulu olarak Lübnan’da ateşkesin sağlanması gerektiğini yineledi. Altı haftalık ateşkese karşın artan gerilim, ateşkesin kırılganlığını ve sivil halk üzerindeki insani etkinin büyüdüğünü ortaya koyuyor.
Lübnan9 olay03 Haz - Ortak aktörcanlı
Netanyahu'nun Beyrut'u vurma tehdidi üzerine başkentten kitlesel göç
Lübnan'ın başkenti Beyrut'un güney banliyölerinde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun bölgeyi bombalama tehdidinin ardından Pazartesi günü kitlesel bir göç yaşandı. Netanyahu, kendisinin ve Savunma Bakanı Israel Katz'ın orduya bölgedeki 'terör hedeflerine' saldırma talimatı verdiğini açıkladı. Tehditlerin yapılmasıyla birlikte çok sayıda sivil bölgeyi terk etti. Bu gelişme, İsrail-Lübnan hattında tırmanan gerilimin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Netanyahu'nun açıklaması, özellikle Hizbullah'ın varlık gösterdiği bölgelerde yaşayan siviller arasında paniğe yol açtı. Yerel kaynaklar, insanların güvenli bölgelere doğru hareket ettiğini bildirdi. Kitlesel yerinden edilme, hem insani hem de siyasi sonuçlar doğurma potansiyeline sahip. Bölgedeki kırılgan ateşkes ortamı veya diplomatik çabalar göz önüne alındığında, bu tür tehditler istikrarsızlığı derinleştirebilir. Uluslararası toplumun tepkisi, olayın seyrini belirleyecek unsurlar arasında yer alıyor.
Lübnan1 olay01 Haz - Ortak aktör
ABD-İran müzakerelerinde Trump'ın sıfır zenginleştirme şartı anlaşmayı tıkıyor
ABD ile İran arasında aylardır süren çatışmayı sonlandırmak için yürütülen müzakerelerde, Başkan Trump'ın İran'ın hiçbir düzeyde uranyum zenginleştirme yapmaması talebi kritik bir engel haline geldi. Analistler, bu koşulun diplomasiyi zehirlediğini ve tarafların pozisyonlarını sertleştirdiğini belirtiyor. Trump görüşmelerin 'son aşamada' olduğunu ve İran'ın anlaşmaya istekli olduğunu söylese de Tahran yönetimi, ABD'nin teklifini incelediğini ancak nihai bir anlaşmaya varılmadığını vurguluyor. Avrupa Birliği olası ilerlemeyi memnuniyetle karşılarken, İsrail ve ABD'li Cumhuriyetçi şahinler, anlaşmanın İran'a büyük tavizler içerdiğini öne sürerek sert eleştiriler yöneltiyor. 60 günlük ateşkes ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını öngören çerçevenin ayrıntıları netleşirken, İran tarafı olası cömert tekliflerin yeni askeri hazırlıklara işaret edebileceğinden şüphe duyuyor ve Washington'dan askeri gerilimi düşüren somut adımlar bekliyor. Trump'ın Abraham Anlaşmaları'na uyumu şart koşması ve bölgede Ürdün'ün Mescid-i Aksa'daki rolünü hedef alan iddialar, diplomatik çabanın sadece nükleer meseleyle sınırlı kalmadığını, daha geniş bölgesel dengeleri etkilediğini gösteriyor. Tüm bu etkenler, müzakerelerin kırılganlığını ve uzlaşıya giden yolun henüz net olmadığını ortaya koyuyor.
ABD19 olay30 May