İçeriğe atla
Stories
AF
Developing

Cevdet Yılmaz: Döviz korumalı mevduatlar artık sıfır seviyesinde

Started 09 Sept, 20:10 1 events Updated 2h ago
Paylaş
Bağlam · AI üretimi

Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.

Bu gündemi takip et

Afganistan gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.

React to this story:

Timeline

latest: 2h ago
  1. Economic09 Sept, 20:10

    Cevdet Yılmaz: Döviz korumalı mevduatlar artık sıfır seviyesinde

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, 2027-2029 dönemine ilişkin "Orta Vadeli Program Uluslararası Medya Buluşması" kapsamında yabancı basın mensuplarıyla bir araya geldi. Programda, gazetecilere Orta Vadeli Program'a (OVP) ilişkin bilgi veren Yılmaz, OVP'nin kalkınma planlarıyla uyumlu olarak her yıl güncellenen, makroekonomik, mali ve yapısal politikalara yön veren temel çerçeve olduğunu belirtti. Yılmaz, OVP'nin makroekonomik öngörüleri ve politika değişkenleri ortaya koymanın yanı sıra kamu gelirleri, harcamaları ve borçlanmasına ilişkin çerçeveyi de belirlediğini ifade etti. OVP'nin yıllık bütçenin hazırlanmasına dayanak oluşturduğunu ve ilgili dönem için reform gündemini de tanımladığını anlatan Yılmaz, ilgili paydaşlarla istişare sürecine özel önem verdiklerini dile getirdi. Yılmaz, Türkiye'nin küresel ekonominin bir parçası olduğunu anımsatarak, küresel düzeyde yaşanan gelişmelerin ekonomik öngörüleri ve politikaları da etkilediğini söyledi. Küresel düzeydeki koşulların oldukça zorlu bir seyir izlediğine işaret eden Yılmaz, şunları kaydetti: "Dünya genelindeki üretime bakıldığında, gerçekleşmesi beklenen seviyenin bir yıl öncesindeki tahminlerin altında kalacağı öngörülüyor. Özellikle kırsal bölgelerdeki ve sanayi sektöründeki büyüme Türkiye için kritik öneme sahip, zira ihracatımızın önemli bir kısmını bu alanlar oluşturuyor ve dolayısıyla dış talep ihracatımız açısından büyük önem taşıyor. Ticaret ortaklarımızı ele aldığımızda, geçen yıl Orta Vadeli Program'ı hazırlarken, ticaret ortaklarımızın büyüme oranına ilişkin uluslararası öngörü yüzde 2,4 seviyesindeyken, bugün bu oran yüzde 1,6'ya gerilemiş durumda." "SAVAŞ, KÜRESEL EKONOMİYİ ETKİLEDİ" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sanayi üretimindeki yavaşlamanın oldukça dikkati çekici olduğunu belirterek, "Geçen yıl, bu yıl için yüzde 3,4'lük bir büyüme öngörülürken, bugün yapılan tahminler yüzde 0,5'lik bir daralmaya işaret ediyor. Yani bölgede bir gerileme söz konusu. Bu durum, küresel ticaret koşullarının pek de elverişli olmadığını gösteriyor." diye konuştu. Bunun temel nedeninin bölgedeki savaş olduğunu, bunun tüm küresel ekonomiyi, özellikle de Avrupa bölgesini etkilediğini ifade eden Yılmaz, bu etkinin yansımalarının Türkiye'nin ticaret performansında da görüldüğünü kaydetti. Yılmaz, geçen yıl hazırlanan kapsamlı programda, bu yıl için Brent petrol fiyatlarının varil başına 64,3 dolar olmasının öngörüldüğünü hatırlatarak, Ancak bugün yapılan hesaplamalarda ortalama fiyatın 89,3 dolar seviyesinde olduğu görülüyor. Yani fiyatlarda ciddi bir artış söz konusu." dedi. Aynı durumun enerji dışı emtia fiyatları için de geçerli olduğunu dile getiren Yılmaz, enerji dışı emtia fiyatlarının da yükseldiğine, küresel enflasyonun da yukarı yönlü bir seyir izlediğine işaret etti. Yılmaz, bu durumun, OVP'deki öngörülerine de yansıdığını belirterek, şunları kaydetti: "Büyüme oranımızın yüzde 3,8 olması öngörülüyordu ancak bu öngörüde bir revizyona gittik. Şu anda yüzde 3,3'lük bir büyüme oranı öngörüyoruz. Sanayi üretimi beklentisi de revize edildi, geçen yılki öngörülerle kıyaslandığında farklı bir seviyede seyrediyor. Yıl sonu tüketici fiyat endeksi (TÜFE) tahmini yüzde 16 seviyesindeydi ancak bunu yüzde 28,4'e revize ettik. Aslında Merkez Bankası bu tahmini farklı zamanlarda güncelledi ancak OVP yıllık olarak revize edildiği için biz de bu güncellemeyi yıllık bazda gerçekleştirdik. Bu nedenle söz konusu revizyon, diğer dönemlerdeki revizyonlardan daha büyük önem taşıyor. Aslında bu planı hazırlarken Merkez Bankası ile istişarelerde bulunuyoruz. Dolayısıyla bu, çeşitli ekonomik kurumların öngörülerinin bir araya gelmesi ve mevcut koşullara dair ortak değerlendirmeler yapılması sonucunda ortaya çıkan bir tablodur." "DEĞİŞİKLİKLER CARİ İŞLEMLER DENGELERİNİ DE ETKİLEDİ" Öngörülerin, dış ticaret açığı gibi kalemler üzerinde de benzer etkiler yarattığına işaret eden Yılmaz, "Örneğin, daha önce 96 milyar dolar olarak öngörülen bir kalem... Bugün bu rakam 105 milyar dolar seviyesinde, yani geçen yıla kıyasla yaklaşık 9-10 milyar dolarlık bir fark söz konusu. Bunun temel nedeni, 63 milyar dolar olarak öngörülen ancak şu anda 71 milyar dolar olması beklenen enerji faturamızdaki artıştır." diye konuştu. Turizm gelirleri beklentisinde de 3 milyar dolarlık bir düşüş yaşandığını aktaran Yılmaz, burada 68 milyar dolarlık bir gelir öngörülürken, şu anda 65 milyar dolar beklendiğini, bu değişikliklerin cari işlemler dengelerini de etkilediğini dile getirdi. Yılmaz, büyüme öngörülerine bakıldığında 2025 yılı için küresel ticaretin yüzde 5, küresel büyümenin ise yüzde 3,5 oranında gerçekleşmesinin beklendiğini söyledi. Dünya ekonomisinin bu yıl yüzde 3, dünya ticaretinin ise yüzde 3,5 oranında büyümesinin beklendiğini belirten Yılmaz, "Ancak iyi haber şu ki 2027 yılına ilişkin uluslararası beklentilerin tamamı olumlu yönde. Küresel düzeyde büyümenin yüzde 3,4 olacağı tahmin ediliyor ve ticaretin, yani küresel ticaretin önümüzdeki yıl yüzde 4,3 artacağı öngörülüyor. Bu, elbette Türkiye gibi ihracatçı ülkeler için özellikle iyi bir haber." dedi. Emtia fiyatları üzerindeki arz kaynaklı yukarı yönlü baskıya bakıldığında, özellikle savaşın etkisiyle, enerji fiyatlarında olduğu kadar enerji dışı emtialarda da çok önemli bir artış görüldüğüne dikkati çeken Yılmaz, bununla birlikte bir yavaşlama ve gerilemenin de bulunduğunu ancak fiyatların geçmişteki seviyelerinden çok daha yüksek olduğunu kaydetti. "TÜRK LİRASINA DUYULAN GÜVEN ARTTI" Verilere bakıldığında, Türkiye'deki toplam yatırımın toplam tüketimden daha hızlı büyüdüğünün görüldüğünü belirten Yılmaz, şunları ifade etti: "Bu, Türkiye'deki büyümenin kalitesi açısından özellikle önemlidir. Bu verilere göre büyüme daha dengeli, daha verimli ve daha sürdürülebilir bir nitelik taşıyor. Bu da makul bir büyüme seviyesiyle enflasyonla mücadele etmemize yardımcı oluyor. Yani, bazı gözlemciler ve basın mensupları bu konuyu soruyorlar. Yani, büyüme ile enflasyonla mücadele programı arasındaki tutarlılık nedir? Bu anlamda doğru yönde ilerlediğimiz ve büyüdüğümüz açık. Ancak bu büyüme, enflasyonla mücadele programımıza aykırı değildir. Daha dengelidir ve hem üretim kapasitemizi hem de verimliliğimizi artırmaktadır. Bu da çeşitli sektörlerdeki enflasyonist sorunların üstesinden gelmemize ve aynı zamanda enflasyon düşürme programımızı uygulamamıza yardımcı olmaktadır. Türk lirasına duyulan güvenin arttığı da bu grafikten çok net bir şekilde anlaşılmaktadır." Yılmaz, üç yıl öncesinde döviz mevduatlarının çok yüksek olduğunu, Türk lirası mevduatlarının ise oldukça düşük seviyede bulunduğunu hatırlatarak, ancak bugün Türk lirası mevduatların neredeyse iki katına çıktığını, döviz mevduatlarının ise yüzde 40'ın altına düştüğünü gördüklerini aktardı. Yılmaz, "Türk ekonomisi için çok önemli bir koşullu yükümlülük olan döviz korumalı mevduatlar ise artık sıfır seviyesinde. Yani tamamen ortadan kaldırıldı ve bunu, finansal piyasalara veya finansal istikrara zarar vermeden, aslında sorunsuz bir süreçle başardık." dedi. Yılmaz, bu üç yıllık dönemde elde edilen en önemli başarılardan birinin, bu koşullu yükümlülüğün ortadan kaldırılması ve Türk lirasının konumunun güçlendirilmesi olduğuna vurgulayarak, "Bu güçlü artışa baktığımızda, aslında rezervlerimizde bir başka çok önemli gelişme görüyoruz. 2023 yılının Mayıs ayında, toplam rezervler, yani brüt rezervler 98,5 milyar ABD dolarıydı. Bugün, 28 Ağustos 2026 itibarıyla, rezervlerimiz 188,2 milyar dolara yükseldi, yani rezervlerimizde neredeyse 90 milyar dolarlık bir artış oldu." ifadelerini kullandı. Yılmaz, bunun oldukça önemli bir gelişme olduğuna ve son aylarda altın fiyatlarındaki bu düşüşe rağmen gerçekleştiğine dikkati çekti. "ŞİRKET BORÇLARININ GSYİH'YE ORANI OLDUKÇA MAKUL" Rezervlerde oldukça önemli bir artış olduğunu vurgulayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Risk göstergesi olarak CDS'ye baktığımızda, Mayıs 2023'te 700 puanın üzerindeyken şu anda 220'nin altında. Yani risk primlerimizde büyük bir düşüş söz konusu ve bu durum hem kamu sektörü hem de özel sektör için, özellikle de döviz cinsinden krediler söz konusu olduğunda, borçlanma maliyetleri açısından da çok önemli. Yani, kamu borcumuzun Gayri Safi Yurt İçi Hasılaya (GSYİH) oranı yaklaşık yüzde 20 civarında. Kesin rakam yüzde 23,9, GSYİH'mizin yüzde 24'üne yakın, oysa bu oran gelişmekte olan ekonomilerde neredeyse yüzde 80, gelişmiş ekonomilerde ise yüzde 100'ün üzerindedir. Türkiye'de bu oran yaklaşık yüzde 10, gelişmekte olan piyasalarda yaklaşık yüzde 46 ve gelişmiş ekonomilerde ise neredeyse yüzde 68'dir. Türkiye'de şirket borçlarının GSYİH'ye oranı da oldukça makul seviyededir. Türkiye'de bu oran yüzde 38,9, gelişmekte olan piyasalarda yüzde 52,4 ve gelişmiş ekonomilerde ise neredeyse yüzde 90'dır. Bu çok önemli bir konu, zira salgınların ardından birçok ülke borç biriktirmiş durumda ve bu durum, belirli politikaları uygulamaları açısından çok önemli bir kısıtlama oluşturuyor. Türkiye, borç göstergelerimiz göz önüne alındığında, bu küresel koşullarda önemli bir avantaja sahip olacak. Bunlar 2025 yılına ait rakamlardır." İlginizi Çekebilir Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, 2027-2029 dönemine ilişkin "Orta Vadeli Program Uluslararası Medya Buluşması" kapsamında yabancı basın mensuplarıyla bir araya geldi. Programda, gazetecilere Orta Vadeli Program'a (OVP) ilişkin bilgi veren Yılmaz, 2024 ve 2025 yılları göz önüne alındığında, cari işlemler açığının yüzde 2'nin altında olduğunu belirtti. Cari işlemler dengesi ile Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'nın (GSYİH) oranı açısından tarihsel ortalamaların altında olunduğuna işaret eden Yılmaz, "Son verilere göre, bu yıl cari açığımızda geçici bir artış gözlemleniyor. Bu rakam yüzde 2,3'lük bir eksi değer. Ancak bu artışın büyük bir kısmı, bölgemizdeki savaşın etkisinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla bu, cari işlemler açığındaki geçici bir artış olup, yapısal bir bozulma değildir. Cari işlemler açığımız tarihsel ortalamalarımızın oldukça altında ve bunun böyle devam edeceğine inanıyoruz." diye konuştu. Genel enflasyona bakıldığında, programın temel önceliği olan enflasyonla mücadelede önemli ilerleme kaydettiklerini dile getiren Yılmaz, Mayıs 2024'te yüzde 75,5'e yükselen enflasyonun uygulanan politikalar sonucunda belirgin bir düşüş eğilimine girdiğini söyledi. Arz tarafındaki baskılar nedeniyle bu güçlü düşüş eğiliminin geçici olarak durduğunu, Ağustos 2026 itibarıyla yüzde 31,5 seviyesinde seyrettiğini aktaran Yılmaz, "Enflasyonun 2026 yılının son çeyreğinde yeniden düşüş eğilimine girmesini ve yıl sonunda yüzde 28,4 seviyesinde kalmasını bekliyoruz." dedi. "DÜŞÜŞ EĞİLİMİNİN YENİDEN BELİRGİNLEŞMESİNİ BEKLİYORUZ" Gıda, yakıt, doğal gaz ve ulaşım hizmetlerinden oluşturulan endeksin, dünya genelindeki gelişmelerin etkisiyle belirgin bir artış gösterdiğini gözlemlediklerini ifade eden Yılmaz, bu kalemlerin Tüketici Fiyat Endeksi sepetinin toplamının yüzde 34,5'ini oluşturduğunu, enerji ve emtia fiyatlarındaki artışın, nakliye maliyetleri ve gıda fiyatları üzerindeki baskılarla birleşerek bu gruptaki fiyat hareketlerini hızlandırdığını dile getirdi. Savaştan doğrudan etkilenen bu kalemler hariç tutulduğunda, enflasyonun temel eğilimindeki düşüşün devam ettiğini aktaran Yılmaz, "Dolayısıyla mevcut veriler, genel enflasyondaki düşüşün son dönemde gözlenen yavaşlamasının, programın temel dinamiklerinden değil, savaştan doğrudan etkilenen ve TÜFE sepetinde önemli bir ağırlığa sahip kalemlerden kaynaklanan ek fiyat baskılarından kaynaklandığını göstermektedir." ifadelerini kullandı. Arz şoklarının etkisi azaldıkça, sıkı ve koordineli bir politika çerçevesinin desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin yeniden belirginleşmesini beklediklerini dile getiren Yılmaz, bütçe açıklarına bakıldığında, deprem ve depremle ilgili geçici harcamalara rağmen, bütçe açığının GSYH'ye oranının oldukça makul seviyelerde kaldığını söyledi.​​​​​​​ "MİLLİ GELİRİMİZİN 1,8 TRİLYON DOLARI AŞACAĞINI ÖNGÖRÜYORUZ" Depremle ilgili harcamaların bütçe açıklarında önemli bir rol oynadığını, ancak zaman içinde bütçedeki deprem harcamalarının payının azaldığını anlatan Yılmaz, azalma eğilimi olsa da bu ilave harcamaların mali yükünün bir süre daha gündemlerinde kalmaya devam edeceğini kaydetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın vizyonu ve güçlü siyasi liderliği doğrultusunda, programı kararlılıkla ve bütüncül bir yaklaşımla yürüttüklerinin altını çizen Yılmaz, şöyle konuştu: "Bu süreçte, istikrarı koruyup dengeli bir büyüme sağlarken, enflasyonda belirgin bir düşüş elde etme, dış dengeyi güçlendirme, rezervleri artırma ve finansal dayanıklılığı pekiştirme konularında önemli ilerlemeler kaydettik. Nitekim, 2026 yılı sonunda milli gelirimizin 1,8 trilyon doları aşacağını ve kişi başına düşen milli gelirin ilk kez 20 bin ABD doları seviyesine yaklaşacağını öngörüyoruz. Önümüzdeki iki yıl boyunca da bu eşiğin üzerinde kalınması beklenmektedir. SON DAKİKA | Cumhurbaşkanı Erdoğan Mansur Yavaş'ı kabul etti Temel hedefimiz, enflasyonu tek haneli seviyelere indirerek fiyat istikrarını kalıcı hale getirmek ve mali disiplinimizi tavizsiz bir şekilde sürdürmektir. Mali disiplini halihazırda sağladığımıza inanıyoruz. Ancak bu konudaki çalışmaları sürdürmeli ve disiplini daha da güçlendirmeliyiz. Büyümenin toplumun tüm kesimlerine daha güçlü bir şekilde yansımasını sağlamak amacıyla, üzerimizdeki yükleri hafifletecek ve iş gücü üzerindeki baskıları azaltacak politikaları hayata geçireceğiz. Özellikle küresel koşulları göz önünde bulundurarak, kritik girdilerin arz güvenliğini güçlendirmeye yönelik politikalarımızı sürdüreceğiz." Yılmaz, her şeyden önce, üretim birimlerinin dayanıklılığı artırılarak yapısal reformların etkisinin güçlendirilmesi, böylece verimliliğin ve rekabet gücünün yükseltilmesi gerektiğini vurguladı. "EKONOMİMİZLE İLGİLİ RİSK ALGISINDA ÇOK NET BİR DÜŞÜŞ VAR" Ülke riski primindeki belirgin düşüşe de değinen Yılmaz, "Ekonomimizle ilgili risk algısında çok net bir düşüş var. Brüt uluslararası rezervler artmıştır. Genel enflasyon düşmüştür, ancak kaydedilen ilerlemeyi göz önünde bulundurduğunuzda, önemli bir ilerleme olduğu görülmektedir. Yine de, tek haneli rakamlara ulaşmak için önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadele etmemiz gerekmektedir." değerlendirmesinde bulundu. Risk algısının azaldığını, dış tamponların geçmişe kıyasla daha güçlü olduğunu vurgulayan Yılmaz, enflasyonun üç yıl öncesine göre çok daha düşük seviyede olduğunu, koşullu yükümlülüklerin azaltılmasıyla finansal istikrarın güçlendirildiğini ifade etti. "OVP'Yİ GEÇMİŞTEKİ KAZANIMLARIMIZ ÜZERİNE İNŞA ETTİK" Yılmaz, yeni OVP'ye ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Şimdi ise bu programla ana hedefimiz, bu makroekonomik istikrarı temel alarak, bu istikrarı sürdürülebilir büyüme ve verimliliğe dönüştürmektir. Ana çerçevemiz budur. Büyüme rakamlarına baktığınızda, 2026-2029 Orta Vadeli Programımızı geçmişteki kazanımlarımız üzerine inşa ettiğimizi vurgulamak isterim. 2026'da yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesini beklediğimiz büyümenin kademeli olarak güçlenerek 2027'de yüzde 4,2'ye, 2028'de yüzde 4,6'ya ve nihayet programın sonunda yüzde 5'e ulaşacağını öngörüyoruz. Yeni program döneminde, makroekonomik istikrarla uyumlu, üretim kapasitesini ve verimliliği artıran ve enflasyonun bastırılmasına yol açmayan bir sürdürülebilir büyüme anlayışını benimsiyoruz. Büyümenin niteliğini dönüştürmek için, tarımda teknoloji ve verimlilikte artış, sanayide üretim kapasitesi ve teknolojik yoğunlukta yükseliş ve hizmet sektöründe bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin daha fazla ön plana çıkmasını sağlayarak toplam faktör verimliliğini kalıcı bir şekilde artıracağız." Son üç yıl boyunca toplam faktör verimliliğinin katkısının arttığına da dikkati çeken Yılmaz, 2026 yılı için, toplam faktör verimliliğinin büyüme oranına yaklaşık 1,2 puan katkı sağlayacağını öngördüklerini bildirdi. Büyümenin üçte birinden fazlasının verimlilikten kaynaklandığını belirten Yılmaz, bu durumun program dönemi boyunca da devam edeceğini, her yıl toplam faktör verimliliğinden 1,1 puanlık bir katkı beklediklerini dile getirdi. "2,1 MİLYON İLAVE İSTİHDAM SAĞLANMASINI BEKLİYORUZ" Önemli olanın, makul bir seviyede büyümeye devam etmek olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Bu seviye aslında tarihsel ortalamalarımızın altındadır. Büyüme oranları açısından tarihsel ortalamamız yüzde 4,8'dir. Dolayısıyla, enflasyonun düşürülmesi meselemizle, büyümeyle ve ek politika önlemleriyle çelişmeyen bir büyüme kaydetmeye devam edeceğiz." diye konuştu. Öte yandan Yılmaz, ek tedbirlerle işsizlik oranının yüzde 8'in altına düşmesini beklediklerini, halihazırda tek haneli seviyelerde olunduğunu aktardı. Bunun Türk ekonomisi için alışılagelmiş bir durum olmadığına dikkati çeken Yılmaz, şunları kaydetti: "Geçmişte oran yüzde 10 civarındaydı. Oysa şimdi, tarihsel ortalamalarımız da dikkate alındığında oldukça makul bir seviyedeyiz ve oranın yüzde 8'in altına inmesini öngörüyoruz. Bu program kapsamında 2,1 milyon ilave istihdam sağlanmasını bekliyoruz. Bu, yıllık yaklaşık 700 bin ilave istihdam anlamına geliyor ki bu da tarihsel ortalamalarımızla uyumlu bir rakam. Tarihsel verilere baktığımızda Türk ekonomisinin yılda yaklaşık 700 bin kişilik istihdam yarattığını görüyoruz. Bu istihdam elbette büyüme yoluyla sağlanacak ancak sadece büyüme ile sınırlı kalmayıp, aynı zamanda iş gücü piyasası reformlarını ve aktif iş gücü piyasası politikalarını da hayata geçiriyoruz." Genç nüfusun istihdama katılımı için elverişli bir ortam hazırladıklarını anlatan Yılmaz, iş gücüne katılımı ve istihdamı desteklediklerini mesleki eğitime ve beceri kazandırmaya daha fazla ağırlık verdiklerini söyledi. "ENFLASYONUN TEK HANELİ SEVİYELERE İNMESİNİ ÖNGÖRÜYORUZ" Bu sürecin büyüme ve istihdam politikalarının bir bileşimi niteliğinde olduğunu, eğitim sisteminin de daha iyi işlediğini ifade eden Yılmaz, "Yakın zamanda açıklanan PISA sonuçlarında, Türkiye'nin performansının birçok açıdan yükseldiğini görmekten memnuniyet duyuyoruz." dedi. Yılmaz, iş gücü kalitesindeki bu iyileşmenin, iş gücü piyasası politikalarına da katkı sağlayacağını dile getirdi. Programın merkezinde fiyat istikrarına yönelik güçlü bir kararlılık yer aldığını belirten Yılmaz, şunları kaydetti: "Enflasyonun bu yıl yüzde 28 civarında gerçekleşmesini, ancak gelecek yıl yüzde 21'e, onu takip eden yılda ise yüzde 13,5'e düşmesini bekliyoruz. Programın sonunda enflasyonun yeniden tek haneli seviyelere inmesini öngörüyoruz, zira enflasyonu düşürmenin sürdürülebilir büyüme ve sosyal politikalarımız açısından yararlı olduğuna inanıyoruz. Daha düşük enflasyon ve daha güçlü bir fiyat istikrarı, yüksek ve sürdürülebilir büyüme hedefimizi güçlendireceği gibi, sosyal adalet ve gelir dağılımı hedeflerimize de katkı sağlayacaktır. Şunu da tekrar vurgulamalıyım ki, tüm bu bakış açısı, başardıklarımız ve hedeflediklerimiz, özellikle güçlü liderliği ve vizyonuyla Cumhurbaşkanımızdan gelen kuvvetli bir siyasi desteğe sahiptir." Programın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Yılmaz, Türkiye'nin bu yıl COP31'e ev sahipliği yapacağını, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının, Türkiye için büyük önem taşıyan bu zirveyi hazırladığını belirtti. Türkiye'nin uzun vadeli karbonsuz ekonomi hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü aktaran Yılmaz, fosil yakıt ithalatçısı bir ülke olarak iklim gündeminin makroekonomik politikalarla da uyumlu olduğuna inandıklarını ifade etti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yeşil ekonomide ilerleme kaydedersek bu sadece iklim hedeflerimize katkıda bulunmakla kalmayacak aynı zamanda cari açığı azaltarak ve iç kapasitemizi artırarak makroekonomik istikrarımızı da güçlendirecektir. Dolayısıyla Türkiye'nin, iklim hedeflerini kalkınma hedefleriyle birleştirerek ilerletebilen şanslı ülkelerden biri olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle gelişmekte olan ülke olarak iklim hedeflerine büyük önem veriyoruz ve bu yeşil gündemin kalkınma hedeflerimize aykırı bir şey olmadığını, aksine bizim için bir güçlendirici faktör olduğuna inanıyoruz. Kalkınma Stratejimizin ve 12. Kalkınma Programımızın omurgasına baktığımızda, bu programın temelini yeşil ve dijital dönüşüm oluşturmaktadır. Türkiye'nin kalkınma stratejisi, iklim hedefleriyle açıkça uyumludur." Uluslararası kuruluşların gerçeklere göre hedeflerini ve amaçlarını revize ettiklerini anlatan Yılmaz, dünyadaki dönüşümlere bakıldığında ticaret ve gümrük vergisi savaşları, sahadaki çatışmalar ile Avrupa, ABD ve diğer bölgelerde görülen yeni korumacı gündemin programın kontrolü dışındaki faktörler olduğunu söyledi. Uzun vadede önemli olanın dış faktörlerden ziyade programın kendisi olduğunu belirten Yılmaz, dış faktörlerin zaman çizelgesi ve tahminler üzerinde belirli etkiler yaratabileceğini ancak programın ana yönünü değiştirmeyeceğini dile getirdi. Makroekonomik tahminlerini revize eden tek ülkenin Türkiye olmadığını vurgulayan Yılmaz, "Sahadaki gerçeklere göre kendini uyarlayan gerçekçi bir program yerine durağan bir program izleseydik eleştirilmemiz gerekirdi ancak hedeflerimiz, temel yönelimimiz ve ana çerçevemiz değişmiyor. Bunlar, fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve sosyal refahtır, bu doğrultuda çabalarımızı sürdüreceğiz." diye konuştu. "YENİ EKONOMİNİN GERÇEKLERİNİN DE FARKINDAYIZ" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Asya'nın küresel ekonomide yükselişte olduğunun farkında olduklarını, bir süredir Asya ile ticareti artırdıklarını ve buna devam edeceklerini söyledi. Türkiye'nin ticari ilişkilerini çeşitlendirmesi gerektiğine inandıklarını dile getiren Yılmaz, "Bunu enerji piyasaları ve daha pek çok alanda yaptık, bu durum ekonomimize yönelik riskleri de azaltıyor. Pazar çeşitlendirmesi, ticaret politikamızdaki stratejilerden biridir. Özellikle Japonya çok dostane bir ülkedir ve kendileriyle çok iyi ilişkiler geliştiriyoruz." dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae arasında son derece verimli ve yapıcı görüşmeler ve temasların gerçekleştiğini aktaran Yılmaz, pek çok alanda Japonya ile işbirliğini sürdüreceklerini belirtti. Asya ve Çin'in, dünya ekonomisinde giderek daha fazla yükseldiğine dikkati çeken Yılmaz, şunları kaydetti: "Bu gerçeklerin farkındayız ve kendimizi bu gerçeklere göre uyarlıyoruz. Öte yandan, kurallara dayalı bir uluslararası ticaret sistemine de bağlıyız ve bunun tüm dünya için yararlı olduğuna inanıyoruz, bu sistemi destekliyoruz. Ancak aynı zamanda yeni ekonominin gerçeklerinin de farkındayız. Farklı ihtiyaçları beraberinde getiren yükselen bir korumacılık eğilimi söz konusu ve Türkiye elbette politikalarını bu yeni gerçeklikler çerçevesinde şekillendirecektir. Uluslararası kurallara dayalı sisteme bağlılığımız sürmekle birlikte hiçbir ortağımızın iç piyasalarımızı istikrarsızlaştırmak amacıyla başka yöntemlere başvurmasına da izin vermeyeceğiz. Ortaklarımızla karşılıklı faydaya dayalı ilişkiler yürüteceğiz, temel politikamız aslında budur. Karşılıklı fayda esasına dayalı ilişkiler sürdürülebilir nitelikte olacaktır. Aksi takdirde yalnızca tek bir tarafın kazançlı çıktığı bir ilişki, uzun vadede sürdürülebilir olamaz. Bu nedenle, karşılıklı faydayı artırmaya her zaman kararlıyız ve bu bağlamda mesele sadece mal ticaretiyle sınırlı değil, hizmetler sektörünü de göz önünde bulundurmalıyız. Yani sadece mallara değil, hizmetlere de dayalı dengeli bir ilişki hedeflemeliyiz. Finansal ilişkiler de önem taşıyor. Büyük ticaret açığı verdiğimiz bazı ülkeler Türkiye'ye milyonlarca turist gönderiyor ya da Türkiye'de finansal yatırımları veya doğrudan yabancı yatırımları bulunuyor. Dolayısıyla, ülkeler arasındaki bu dengeli veya karşılıklı faydaya dayalı ilişkileri değerlendirirken genel ekonomik ilişkilere bakmalıyız, sürdürülebilir bir ilişkinin yolunun buradan geçtiğine inanıyoruz."

    Milliyet
ilgili gelişmeler