Mekke'de Savunma Anlaşması: Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye'den Ortak Hamle
Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye, Cuma günü Mekke'de Ortak Savunma Anlaşması imzaladı. ABD ile İran arasında kilitlenmiş bir savaşın sürdüğü, Amerikan savunma şemsiyesinin Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerine yeterli koruma sağlayamadığı bir dönemde gelen bu anlaşma, sembolik bir gelişme olarak öne çıkıyor. Anlaşma, bölgede askeri ittifakların yeniden şekillendiğine işaret ediyor. Anlaşmanın detayları kamuoyuyla paylaşılmazken, üç ülkenin ortak tehdit algısı etrafında bir araya geldiği anlaşılıyor. ABD'nin askeri varlığının son dönem saldırıları engellemekte yetersiz kalması, Körfez ülkelerini alternatif güvenlik mimarileri aramaya itiyor. Pakistan'ın bölgedeki stratejik konumu, Türkiye'nin savunma yetenekleri ve Suudi Arabistan'ın liderlik rolü, bu yeni eksenin potansiyel ağırlığını artırıyor. Bu gelişme, Orta Doğu'da ABD'nin güvenilirliğinin sorgulandığı ve güç boşluklarının oluştuğu bir konjonktürde gerçekleşti. Anlaşma, bölgesel güvenlik denklemine yeni bir boyut kazandırabilir; ancak uygulamanın nasıl şekilleneceği ve caydırıcılık kapasitesi zamanla netleşecek.
This summary is currently in Turkish; automated English translation is coming soon.
Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.
Bu gündemi takip et
İran gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.
Timeline
latest: 2h ago- Security09 Aug, 04:21
Makkah agreement
IN the midst of a gruelling war between the US and Iran — currently at a stalemate — the signing of the Makkah Joint Defence Agreement between Pakistan, Saudi Arabia and Turkiye on Friday is a highly symbolic development. It comes at a time when the American defence umbrella has proved of little help in protecting Saudi Arabia and the other Gulf Arab states. Rather, the presence of US military assets in these states has pulled them into the war, as the Iranians and their regional armed allies target these facilities. Seen in this context, many questions swirl around the new defence agreement, specifically the fact that it considers an attack against one signatory to be an attack against all. The prime minister, the Saudi crown prince and the Turkish president were all upbeat about the new pact. PM Shehbaz Sharif termed it “historic”, while President Recep Tayyip Erdogan said it is open to “friendly nations”. This is not an ‘Islamic Nato’. Moreover, similar alliances have been attempted before, such as the Islamic Military Counter Terrorism Coalition founded in 2015 and headed by former army chief Gen Raheel Sharif. The latter alliance is not linked to any major operations. Pakistani-Saudi defence collaboration goes back decades, and the current pact only solidifies the arrangement, while also bringing Turkiye on board. But the question in many minds is what role the pact will play vis-à-vis Iran. A Saudi deputy minister has said the agreement “does not represent an effort to establish a military axis or a sectarian bloc”. This clarification is welcome. On the other hand, an adviser to Iran’s supreme leader has said that more cooperation among regional states “can secure its security”. If the US-Iran war remains unresolved and major hostilities erupt again, the new alliance will be put to the test, especially if Tehran resumes attacks on the pro-America GCC states. Suffice it to say, such alliances should work to reduce tensions between Muslims states, and not be used against any Muslim country. The US has shown it is uninterested in protecting its Gulf allies, even though the latter have purchased billions of dollars’ worth of weaponry from it. Instead of depending on the US or other foreign powers for security, regional states — indeed all OIC members — should pledge to refrain from aggression against each other. Iran should stop attacking the GCC states, while the Gulf sheikhdoms should stop foreign forces from using their soil against Iran. The Arabs and the Iranians cannot change their geography; they have to live side by side; hence it would be best if they worked out a modus vivendi for mutual security. Hopefully, the new defence agreement can promote unity within the Muslim world, instead of adding to the existing fissures. Published in Dawn, August 9th, 2026
Okumaya devam et
ilgili gelişmeler- Aynı ülke gündemicanlı
Husiler 58 Yemen Askerini Öldürdü, Suudi Arabistan'da Siviller Yaralandı
İran destekli Husiler, Perşembe günü füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla en az 58 hükümet askerini öldürdü. Bu, Yemen iç savaşında son dört yılın en ölümcül günlerinden biri olarak kaydedildi. Saldırılar sırasında Suudi Arabistan’da da sivillerin yaralandığı bildirildi. Saldırılar, Yemen’in ABD-İsrail ile İran arasındaki gerilimin içine çekildiği bir dönemde gerçekleşti. Husiler, hem hükümet güçlerine hem de ABD’nin kilit müttefiki Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını artırıyor. Bölgedeki çatışmaların daha geniş bir vekâlet savaşına dönüşme riski büyüyor.
İran3 olay2 gün önce - Aynı ülke gündemicanlı
Körfez'de Yeni Deniz İttifakı: Suudi Arabistan İran'a Karşı Koalisyon Kuruyor
ABD-İran savaşı sürerken, Basra Körfezi'nde yeni cephe hatları oluşuyor. Suudi Arabistan öncülüğünde, bölgedeki diğer Arap monarşilerini de içeren bir deniz savunma koalisyonunun kurulması, İran ile doğrudan çatışma riskini artırıyor. 1979 İran İslam Devrimi'nden bu yana dalgalı bir seyir izleyen ilişkiler, mevcut savaşın gölgesinde daha da geriliyor. Oluşturulan bu birliktelik, İran'ın deniz gücüne karşı caydırıcılık oluşturmayı hedefliyor. Koalisyonun, Hürmüz Boğazı gibi stratejik su yollarında güvenliği sağlama işlevi görmesi bekleniyor. Uzmanlar, bu adımın bölgedeki diplomatik çözüm umutlarını zayıflatabileceği ve tarafları daha geniş bir çatışmaya sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor.
İran1 olay01 Ağu - Aynı ülke gündemicanlı
İran Savaşı Sürerken ABD-Suudi Nükleer Anlaşması Yeni Gerilim Yarattı
ABD ve Suudi Arabistan, 23 Temmuz 2026’da sivil nükleer iş birliği anlaşması imzaladı. Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Prensi Abdülaziz bin Selman tarafından imzalanan anlaşma, ortak uranyum zenginleştirme çalışmasına izin veriyor ancak zenginleştirme ve askeri nükleer programı yasaklıyor. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi, Suudi Arabistan’ın İsrail’le Abraham Anlaşmaları’na katılımı şartına bağlandı. ABD Kongresi’nde anlaşmanın nükleer silah edinme yolunu açabileceği endişesiyle muhalefetle karşılaşması beklenirken, İsrail ve BAE başta olmak üzere bölgesel müttefikler bir nükleer silahlanma yarışından kaygı duyuyor. Anlaşma, ABD’nin İran’la süren savaşının gölgesinde gerçekleşti. ABD, İran’daki komuta merkezleri, füze tesisleri ve nükleer bağlantılı alanlara art arda hava saldırıları düzenlerken, İran da Bahreyn, Kuveyt ve Ürdün’deki Amerikan radar, iletişim ve hava savunma unsurlarını hedef aldı. Bu askeri tırmanış, durmuş olan barış görüşmelerini daha da karmaşık hale getiriyor. Analistler, Suudi nükleer anlaşmasının, İran’la müzakereler yeniden başlarsa Tahran’a yeni bir pazarlık kozu verebileceğini belirtiyor. İran’da ise anlaşma, stratejik sabrın sınandığı tartışmalara yol açtı. ABD Başkanı Trump’ın, İsrail Başbakanı Netanyahu ile yapacağı görüşmede İran ve Suudi Arabistan konularının ele alınması bekleniyor. Netanyahu’nun Hizbullah’a yönelik daha geniş saldırı planlarının Trump tarafından dizginlendiği bildiriliyor. Bölgesel gerilimlerin zirveye ulaştığı bu dönemde imzalanan anlaşma, Orta Doğu’daki nükleer denklem ve ittifaklar açısından kritik bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor.
İran12 olay29 Tem - Aynı ülke gündemicanlı
İsrail'den İranlı Kürtlere silah desteği önerisi: Türkiye ve İran'a karşı denge arayışı
İsrailli gazeteci ve Orta Doğu araştırmacısı Suzan Quitaz, İsrail'in İran'daki Kürt gruplara silah desteği vermesi ve bağımsız bir Kürdistan fikrini desteklemesi gerektiğini öne sürdü. Jerusalem Post'ta yer alan değerlendirmede, böyle bir ortaklığın bölgede İran ve Türkiye'nin etkisini sınırlayabilecek bir denge unsuru oluşturacağı iddia edildi. Yunan medyası Pentapostagma'nın aktardığına göre, öneri İsrail'in bölgesel stratejisinde yeni bir açılım olarak yorumlanıyor. İran Kürtlerine yönelik silah desteği ve ayrılıkçı hareketlere verilecek desteğin, hem Tahran hem de Ankara için jeopolitik riskler doğuracağı belirtiliyor. Henüz resmi bir girişim olmayan bu öneri, İsrail'in son dönemde çevre ülkelerdeki Kürt gruplarla kurduğu temaslar bağlamında dikkat çekiyor. Uzmanlar, böyle bir adımın Türkiye-İsrail ilişkilerinde gerilimi tırmandırabileceğini ve İran'ın bölgesel nüfuz mücadelesini şiddetlendirebileceğini ifade ediyor.
İran1 olay27 Tem - Aynı ülke gündemicanlı
Trump: İran’a anlaşma için Hürmüz odaklı son şans
ABD Başkanı Donald Trump, İran’la devam eden nükleer müzakerelerin Tahran için “son şans” olduğunu söyledi. Trump, “İran’ın başını kesmeden önce ona son bir şans daha vermek istiyorum. Umarım aklıselim davranırlar.” ifadelerini kullandı. Görüşmelerin öncelikli maddesinin Hürmüz Boğazı’nın tamamen ticari geçişe açılması olduğunu belirtti. Trump’ın bu çıkışı, iki ülke arasındaki uzun süredir devam eden gerilimin diplomatik bir fırsat penceresiyle sınandığını gösteriyor. İran’ın nükleer programı ve bölgesel nüfuzuna ilişkin endişeler sürerken, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji trafiğindeki kritik rolü sebebiyle bu maddenin öne çıkması, müzakerelerin ekonomik boyutunu da vurguluyor. Açıklama, Trump yönetiminin askeri seçenekleri dışlamadığı ancak öncelikle zorlayıcı diplomasiyi tercih ettiği mesajını veriyor. İran’ın bu “son şans” çağrısına nasıl yanıt vereceği, bölgedeki güvenlik dengeleri ve petrol piyasaları açısından belirleyici olacak.
İran4 olay9 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Hamaney İçin Gecikmeli Cenaze Törenleri Tahran'da Başladı, Milyonlar Katılıyor
İran, Şubat ayında ABD ve İsrail'in düzenlediği hava saldırılarında ölen eski dini lider Ayetullah Ali Hamaney için haftalık resmi yas ve cenaze törenlerine başladı. Savaşın ilk gününde gerçekleşen saldırının ardından çatışmaların yoğunluğu nedeniyle ertelenen cenaze merasimi, kırılgan bir ateşkes ve Doha'da sürdürülen dolaylı müzakerelerin gölgesinde düzenleniyor. Hamaney'in naaşı Cuma günü Tahran'daki Büyük Musalla'ya getirildi ve ziyarete açıldı; resmi törenin hafta sonu boyunca Tahran, Kum, Meşhed ve Irak'ı kapsayacak şekilde devam etmesi planlanıyor. İranlı yetkililer, törenlere 15 milyona yakın kişinin katılmasını beklerken, Pakistan, Irak, Ermenistan ve Tacikistan gibi ülkelerden resmi heyetler de başkente ulaştı. Musalla'daki güvenlik önlemleri üst seviyede tutulurken, kalabalıklar arasında "Amerika'ya ölüm" ve "İsrail'e ölüm" sloganları duyuluyor. Rejim için bu törenler, savaşın ardından ayakta kaldığını ve devrimci coşkunun hâlâ güçlü olduğunu göstermesi açısından kritik bir sınav niteliğinde. Hamaney'in uzun süredir ertelenen cenazesi, İran'ın iç kamuoyunu konsolide etme ve dışarıya karşı direnç sergileme çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. ABD ile varılan ön anlaşma ve ateşkes ortamında gerçekleşen merasim, Tahran'ın hem diplomatik süreci hem de iç meşruiyetini eş zamanlı yönetme girişimini yansıtıyor. Törenlerin özellikle Irak'ı da içine alan çok merkezli yapısı, İran'ın bölgesel etki alanına yönelik sembolik bir hatırlatma olarak görülebilir.
İran86 olay9 sa önce