Yılmaz: Kıbrıs hiçbir zaman bir Rum adası olmayacak
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, KKTC'deki 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı töreninde yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ın hiçbir zaman bir Rum adası olmayacağını söyledi. Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin dışlandığı, Doğu Akdeniz'deki meşru çıkarların yok sayıldığı girişimlerin başarıya ulaşamayacağını vurguladı. Yılmaz'ın sözleri, Türkiye'nin Kıbrıs sorunundaki geleneksel pozisyonunun bir tekrarı niteliğinde. Doğu Akdeniz'deki enerji denklemine de atıf yapan açıklama, Ankara'nın bölgedeki çıkarlarını koruma kararlılığını gösteriyor. Bu mesaj, Kıbrıs Türklerinin egemen eşitliğini göz ardı eden uluslararası girişimlere yönelik bir yanıt olarak değerlendiriliyor. Türkiye'nin garantör ülke olarak KKTC'ye verdiği desteğin sürekliliğini ortaya koyuyor.
This summary is currently in Turkish; automated English translation is coming soon.
Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.
Bu gündemi takip et
Afganistan gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.
Timeline
latest: 20h ago- Political20 Jul, 17:56
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Kıbrıs hiçbir zaman bir Rum adası olmayacaktır
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Türkiye'nin yer almadığı, Kıbrıs Türkünün haklarının ve Doğu Akdeniz'deki meşru çıkarlarımızın yok sayıldığı hiçbir girişimin başarıya ulaşamayacağı bilinmelidir." dedi. Yılmaz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı Töreni'nde yaptığı konuşmada, bayramı en içten dilekleriyle kutladığını dile getirerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, hükümetin ve Türk milletinin selam ve tebriklerini iletti. Kıbrıs Türk halkının hürriyet mücadelesi için canlarını feda eden aziz şehitleri, Mehmetçik ve mücahitleri rahmet ve minnetle yad eden Yılmaz, gazilere hayırlı, uzun ömürler diledi ve şükranlarını sundu. Yılmaz, Kıbrıs Barış Harekatı'nın icrasında yüksek sorumluluk üstlenen dönemin Başbakanı merhum Bülent Ecevit'i, Başbakan Yardımcısı merhum Necmettin Erbakan'ı, merhum Alparslan Türkeş'i ve emeği geçen diğer tüm devlet ricalini rahmet ve minnetle yad ettiğini belirterek, merhum Dr. Fazıl Küçük ve KKTC'nin Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş'ı da hürmetle andığını söyledi. Onların öncülük ettiği varoluş mücadelesinin, 20 Temmuz 1974'te Türkiye'nin kararlı müdahalesiyle taçlandığını ve tam bir zafere ulaşıldığının altını çizen Yılmaz, Türkiye'nin, Kıbrıs Barış Harekatı'yla, 1960 Garanti Antlaşması'nın garantörlere yüklediği tarihi, hukuki ve insani sorumluluğu yerine getirdiğini ifade etti. Yaptıkları antlaşmalar ile Kıbrıs Türk halkını Anavatanın garantisine kavuşturmada büyük emeği olan şehit Başbakan merhum Adnan Menderes ve merhum Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'yu da rahmet ve şükranla yad eden Yılmaz, bu harekatla Kıbrıs Türkünün 1963-1974 yılları arasında yaşadığı 11 yıllık zulüm ve çile dolu dönemin sona erdiğini, Kıbrıs Türklerinin kendi vatanlarında huzur ve güven içinde yaşayabileceği şartların tesis edildiğini kaydetti. "TÜRKİYE KKTC'NİN YANINDA OLMUŞTUR" Yılmaz, Barış Harekatı'nın üzerinden geçen 52 yılın, Türkiye'nin müdahalesinin haklılığını ve garantörlüğünün Kıbrıs’ın huzuru açısından taşıdığı önemi açıkça ortaya koyduğunu vurgulayarak, TSK'nin varlığının Ada'da yarım asrı aşan barış ve istikrarı oluşturduğunu, bu zeminde tüm Ada'nın kalkınma ve demokrasi yolunda ilerlediğini bildirdi. Siyasi eşitlik temelinde kurulan ortaklık düzenini bozan ve iki halk arasına düşmanlık tohumları eken tarafın hiçbir zaman Kıbrıs Türkleri olmadığına dikkati çeken Yılmaz, şöyle devam etti: "Kıbrıs Türkünü ortadan kaldırarak Ada'nın tamamına hakim olmayı amaçlayan girişimler Barış Harekatı'yla engellenmiştir. Buna karşılık, bölgemizde yaşanan son dönemdeki gerilimleri fırsata çevirerek Kıbrıs'ı yeni askeri oluşumların parçası haline getirmek isteyen çevrelerin faaliyetlerini son derece yakından ve dikkatli bir şekilde izlediğimizi buradan ifade etmek isterim. Rum lobisinin Avrupa kurumlarını istismar ederek yürüttüğü dezenformasyon girişimlerini de bir kez daha kınıyor ve yok hükmünde gördüğümüzü ifade etmek istiyorum. Dün silah zoruyla yapamadıklarını bugün Doğu Akdeniz'de kurulan ittifaklar ve tarihi gerçekleri ters yüz etmeye yönelik dezenformasyon girişimleri üzerinden gerçekleştirebileceklerini sananlar büyük bir yanılgı içerisindedirler. Kıbrıs’ın bölgesel rekabetlerin merkezine çekilmesi, taraflardan hiçbirine güvenlik sağlamayacak, yıllardır korunan istikrarı tehlikeye atacaktır. Türkiye'nin yer almadığı, Kıbrıs Türkünün haklarının ve Doğu Akdeniz'deki meşru çıkarlarımızın yok sayıldığı hiçbir girişimin başarıya ulaşamayacağı bilinmelidir. Anavatan ve Garantör Türkiye, Kıbrıs Türkünün kendi devletinin çatısı altında özgür, onurlu ve güvenli biçimde yaşaması için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yanında olmuştur ve yanında olmaya devam edecektir." "KKTC 43 YILDIR VARLIĞINI KARARLILIKLA SÜRDÜRMEKTEDİR" Yılmaz, uzun yıllardır devam eden müzakerelerin, Rum tarafının yönetimi ve zenginlikleri paylaşmaya, Kıbrıs Türkünü eşit ortak olarak kabul etmeye yanaşmaması nedeniyle sonuçsuz kaldığını hatırlatarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Kıbrıs Türkünü yok sayan kararları ve Rum tarafının Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilmesinin, çözümsüzlüğü besleyen bu yaklaşımı daha da güçlendirdiğini ifade etti. Kendi prensiplerini çiğneme pahasına Rum kesimini tam üye kabul eden AB'nin, sorunun adil bir tarafı olma vasfını yitirdiğini vurgulayan Yılmaz, barış için üzerine düşeni yerine getiren Kıbrıs Türk halkının ise haksız izolasyonlara ve ambargolara maruz bırakıldığını anımsattı. Yılmaz, aynı sonuçsuz tartışmalarla daha fazla zaman kaybetmek istemediklerini, enerjilerini Kıbrıs Türkünün geleceğine yöneltmek istediklerini dile getirerek, şöyle konuştu: "Sahadaki gerçeklere gözlerini kapayan hiçbir çabanın başarılı olma şansı yoktur. Uluslararası toplum Kıbrıs Türkünün, Rumlar kadar bu toprakların sahibi olduğunu artık kabul etmelidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, güçlü kurumları ve köklü demokrasi kültürüyle 43 yıldır varlığını kararlılıkla sürdürmektedir. Kıbrıs'ta iki ayrı halkın, iki ayrı demokrasinin ve iki ayrı devletin varlığına dayanan bir işbirliği zemini oluşturulması, bölgesel barışa ve istikrara önemli katkı sağlayacaktır. Kıbrıs Türkünü azınlık statüsüne indirgeyen ve geleceğini Rum tarafının iradesine bırakan yaklaşımlar ise çözüm üretmeyecektir. Adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümün yolu, iki devletin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesinden geçmektedir. Uluslararası toplumu Kıbrıs Türkünün sesini duymaya, iradesine saygı göstermeye ve uzun yıllardır devam eden insanlık dışı izolasyonlara son vermeye bir kez daha davet ediyorum." "KIBRIS HİÇBİR ZAMAN BİR RUM ADASI OLMAYACAKTIR" Anavatan ve Garantör Türkiye'nin güçlü desteğiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası görünürlüğünün her geçen gün artarken, iki ülkenin karşılaştıkları zorlukları yakın istişare ve dayanışma içinde aşmayı sürdürdüğünü belirten Yılmaz, bugün Türk Devletleri Teşkilatında, İslam İşbirliği Teşkilatında ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatında temsil edilen, varlığını dünyaya gururla duyuran bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin olduğunu söyledi. Cevdet Yılmaz, uluslararası alanda elde edilen kazanımları korumak ve daha ileriye taşımak için aynı istikamette, tam bir istişare ve eşgüdüm içinde çalışmaya devam edeceklerinin altını çizerek, şu değerlendirmeleri yaptı: "Yeni nesillerin haksız izolasyonlar nedeniyle dünyadan koparılmasına ve imkanlarının sınırlandırılmasına izin vermeyeceğiz. Birileri kapatmaya çalışsa da bizler yeni kapılar açacak ve yolumuza devam edeceğiz. Gençlerimizin bilimde, sporda, sanatta ve teknolojide dünyayla buluşması için Anavatan Türkiye bütün kurumlarıyla onların yanındadır. Güçlü ve müreffeh Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, iyi yetişmiş ve milli şuuru güçlü yeni nesillerin bilgi, emek ve başarılarıyla yükselecektir. Kıbrıs Türkünün mücadelesini ve gelecek hedeflerini kendi meselemiz olarak görüyor, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yönelik her türlü desteğimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin hayat standartlarını yükseltmek amacıyla 9 Nisan 2026 tarihinde imzaladığımız 2026 Yılı İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması kapsamındaki projeleri de KKTC makamlarıyla birlikte hayata geçiriyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin turizm, eğitim, teknoloji ve dijitalleşmeyle öne çıkması, bütün sektörleriyle kalkınması ve Doğu Akdeniz'de güçlü bir istikrar ve refah merkezi haline gelmesi için ortak çabamızı sürdüreceğiz." Gelecek dönemde çok daha önemli projelere ve başarılara birlikte imza atacaklarını, geçmişte nasıl ki su ihtiyacı Asrın Projesiyle karşılandıysa KKTC'ye temiz ve istikrarlı bir enerji kaynağı olarak doğal gaz imkanı sağlamaktan, sağlığa, eğitime, ulaştırmaya ve bilişime uzanan geniş bir yelpazede kalkınma mücadelesini ileriye taşıyacaklarını dile getiren Yılmaz, şunları kaydetti: "Kıbrıs Türkünün refah ve kalkınma mücadelesini milli davamızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Anavatan ve Garantör Türkiye'nin güçlü desteğiyle KKTC halkı, kendi vatanında ve şanlı bayrağının altında hürriyet, refah ve güven içinde yaşamaya devam edecektir. Kıbrıs hiçbir zaman bir Rum adası olmayacaktır. Bugüne kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilerleyişini durduramayanlar, bundan sonra da Kıbrıs Türkünün iradesini ve devletine sahip çıkma kararlılığını zayıflatamayacak, Beşparmak Dağları'nı şereflendiren şanlı bayrağı ilelebet görmeye devam edeceklerdir. Türkiye Yüzyılı aynı zamanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de yüzyılı olacaktır." Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sözlerinin sonunda, "Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, yaşasın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, yaşasın ilelebet kardeşliğimiz." dedi. KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz konuşmaların ardından geçit törenini izledi.
Okumaya devam et
ilgili gelişmeler- Ortak aktörcanlı
ABD-İran Mutabakatına Rağmen İsrail Lübnan'da 4 Kişiyi Öldürdü
ABD ve İran arasında sağlanan geçici mutabakatın duyurulmasının hemen ardından İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye ilçesinde üç aracı insansız hava araçlarıyla vurdu; Meyfedun ve Şevkin beldelerindeki saldırıda dört kişi hayatını kaybetti. Mutabakat, Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasını ve çatışmaların durdurulmasını hedeflese de İsrail’in Beyrut’un Dahiye bölgesine hava saldırısı düzenlemesi ve 29 beldeye tahliye uyarısı yapması, ateşkesin sahada karşılık bulmadığını ortaya koydu. ABD Başkanı Trump, anlaşmayı duyururken İran’ın nükleer silah edinmesi durumunda ağır sonuçlarla karşılaşacağını yineledi. Avrupa Birliği ise Lübnan’ın da ateşkes kapsamına alınması gerektiğini vurgulayarak Lübnan Silahlı Kuvvetleri’ne 100 milyon avroluk yardım paketini onayladı. Birleşmiş Milletler, duyurunun ardından Lübnan’da şiddet olaylarında düşüş gözlendiğini açıkladı ancak ölümlü saldırılar sürdü. İsrail’in eş zamanlı olarak Gazze’de Bureyc Mülteci Kampı yakınlarını hedef alması, mutabakatın bölgedeki tüm cepheleri kapsamadığını gösteriyor. Uzmanlar, İran’la varılan anlayışın Hizbullah cephesini sakinleştirmeye yetmeyebileceğine, çatışmaların Lübnan’a yayılmış ekonomik ve insani maliyetinin daha da ağırlaştığına dikkat çekiyor.
180 olay2 sa önce - Ortak aktör
Avrupa Birliği Terörle Bağlantılı Çok Sayıda Kişi ve Kuruluşa Yaptırım Listesine Ekledi
Avrupa Birliği, terörizmle mücadele kapsamında konsolide mali yaptırım listesine çok sayıda kişi ve kuruluşu ekledi. AB’nin TERR ve TAQA yaptırım programları çerçevesinde alınan bu kararla, aralarında Organização Abu Nidal, Babbar Chalsa, Great Islamic Eastern Warriors Front ve Al-Aqsa Şehitleri Tugayı gibi örgütlerin yanı sıra Abdul Manan Ağa, Bilal Bin Marwan ve Mohammad Qari Din gibi bireylerin mal varlıkları donduruldu ve seyahat yasakları getirildi. Listeye eklenen kuruluşlar arasında Güney Amerika’dan Shining Path, Orta Doğu’dan İslami Cihad örgütleri ve Asya’dan Özbekistan İslami Hareketi gibi farklı coğrafyalardan gruplar bulunuyor. Bu adım, AB’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını uygulama ve terörün finansmanını kesme yönündeki kararlılığını yansıtıyor. Yaptırımların, söz konusu kişi ve örgütlerin uluslararası finansal sisteme erişimini engellemesi ve AB üyesi ülkelerde faaliyet gösterme kabiliyetlerini sınırlaması hedefleniyor. AB’nin bu güncellemesi, küresel terörle mücadelede iş birliğinin sürdüğü bir dönemde geldi. Özellikle El Kaide ve Taliban bağlantılı bireylerin yaptırım altına alınması, bu grupların yeniden yapılanma ve fon toplama çabalarını baltalamayı amaçlıyor. Brüksel, üye devletlerin mali istihbarat birimleri aracılığıyla denetimleri sıkılaştırarak bu önlemlerin etkinliğini artırmayı planlıyor.
Avrupa Birliği322 olay30 Haz - Ortak aktör
AB, Suriye Rejimiyle Bağlantılı Kişi ve Kuruluşlara Yaptırım Uyguladı
Avrupa Birliği, Suriye'deki baskıcı rejimle bağlantılı çok sayıda kişi ve kuruluşu konsolide yaptırım listesine ekledi. Listeye, Beşşar Esad, Mahir Esad, Rami Mahluf, Ali Memluk gibi üst düzey rejim yetkililerinin yanı sıra çeşitli istihbarat ve güvenlik birimlerinin komutanları ile rejime finansal destek sağlayan Bena Properties, Al Mashreq Investment Fund, Hamcho International gibi kuruluşlar dahil edildi. AB'nin Suriye yaptırım programı (SYR) kapsamında yapılan bu eklemeler, 2011'den bu yana süregelen sivil halka yönelik şiddet ve insan hakları ihlallerine tepki olarak uygulanan kısıtlayıcı tedbirlerin devamı niteliğinde. Yaptırımlar, belirlenen kişi ve kuruluşların AB üyesi ülkelerdeki mal varlıklarının dondurulmasını ve seyahat yasaklarını içeriyor. Ayrıca Akram Turki Al-Hishan isimli bir kişi de 'TAQA' programı çerçevesinde listeye alındı. Karar, AB'nin Suriye'deki siyasi çözüm sürecine destek verme ve rejime baskıyı artırma stratejisinin bir parçası. Yeni ilavelerle birlikte AB'nin Suriye'ye yönelik yaptırım listesindeki isim sayısı güncellenmiş oldu.
Suriye137 olay30 Haz - Ortak aktör
ABD, Abd al-Hadi El-Iraki'yi Küresel Terör Yaptırım Listesine Ekledi
ABD Hazine Bakanlığı'na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), Abd al-Hadi AL-IRAQI adlı kişiyi Özel Olarak Belirlenmiş Vatandaşlar listesine aldı. Yaptırım, Küresel Terörizmle Mücadele (SDGT) programı kapsamında uygulanıyor. Bu kararla birlikte söz konusu kişinin ABD'deki mal varlıkları dondurulacak ve ABD vatandaşları ile kuruluşlarının bu kişiyle işlem yapması yasaklanacak. OFAC'ın SDGT listesi, uluslararası terörizmi finanse ettiğinden şüphelenilen kişi ve kuruluşları hedef alıyor. Söz konusu adım, ABD'nin terörizmle bağlantılı aktörlere yönelik mali baskı stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Irak285 olay30 Haz - Ortak aktör
OFAC’tan Terör ve Uyuşturucu Odaklı Kapsamlı Yaptırım Hamlesi
ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), birden fazla kişi ve kuruluşu Özel Olarak Belirlenmiş Vatandaşlar (SDN) listesine ekledi. Yaptırım kapsamına alınan isimler arasında Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, Filistinli gruplardan Nayif Havatma ve Ahmad Jabril, Kolombiyalı uyuşturucu baronları Gilberto Jose Rodriguez Orejuela ile Miguel Angel Rodriguez Orejuela ve Mısır İslami Cihad üyeleri yer alıyor. Ayrıca Abu Sayyaf Grubu, Silahlı İslami Grup ve Aum Shinrikyo gibi örgütler de listeye dahil edildi. Listeye eklenen şahısların büyük bölümü, Küresel Terörist olarak Belirlenmiş (SDGT) programı kapsamında işleme tabi tutulurken, Rodriguez Orejuela kardeşler Narkotik Kaçakçılığı Yaptırım Programı (SDNT) altında hedef alındı. Bu hamleyle, söz konusu kişi ve grupların ABD tabanlı varlıkları dondurulacak ve Amerikalı bireyler ya da kurumlarla her türlü işlem yapmaları yasaklanacak. Söz konusu toplu yaptırım kararı, Washington’ın küresel terör finansmanı ağlarını ve ulusötesi uyuşturucu ticaretinin para akışını kesintiye uğratma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. OFAC’ın bu geniş çaplı listeleme işlemi, ABD’nin Ortadoğu, Güney Asya, Latin Amerika ve Uzak Doğu’daki muhtelif tehdit unsurlarına karşı yaptırım enstrümanını aynı anda kullanma kararlılığını yansıtıyor.
ABD1141 olay30 Haz - Ortak aktör
İsrail-Lübnan sınırında ateşkese rağmen drone saldırıları ve hava akınları sürüyor
İsrail ile Hizbullah arasında nisan ortasında yürürlüğe giren ateşkese karşın çatışmalar devam ediyor. Hizbullah, güney Lübnan'daki İsrail askerlerine ve kuzey İsrail'e yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarını yoğunlaştırdı; bu saldırılarda bir tugay komutanı dahil çok sayıda İsrail askeri yaralandı veya öldü. İsrail ordusu, Hizbullah'ın silahlı İHA'larını durdurmakta zorlandığını bildiriyor. Buna karşılık İsrail, Lübnan'ın güneyine ve doğusuna düzenlediği hava saldırılarında çok sayıda kişiyi öldürdü; hedefler arasında acil müdahale merkezleri, evler ve motosikletli siviller yer aldı. Mart başından bu yana İsrail saldırılarında en az 3 bin 89 kişi hayatını kaybetti, 9 binden fazlası yaralandı. Katar ve Türkiye, İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını kınayarak uluslararası topluma ve BM Güvenlik Konseyi'ne somut adım atma çağrısında bulundu. Hizbullah'tan bir milletvekili, İsrail askerlerinin Lübnan'dan çekilmesi koşuluyla tam ateşkesi desteklediklerini açıkladı ancak grup lideri Naim Qassem silahsızlanmaya karşı çıktı ve Beyrut yönetimini protestoya çağırdı. Bu söylemler, Lübnan hükümeti üzerindeki baskıyı artırırken ABD'nin tepkisini çekti. Bölgedeki kırılgan denge, karşılıklı ihlallerle sarsılıyor. Hizbullah'ın İHA saldırıları İsrail savunmasını aşarken, İsrail'in hava operasyonları Lübnan'da sivil kayıplara yol açarak insani durumu ağırlaştırıyor. Diplomatik girişimler ateşkesi kalıcı kılmakta yetersiz kalırken, çatışmaların yayılma riski ve uluslararası müdahale çağrıları gündemdeki yerini koruyor.
İsrail83 olay29 Haz