Soylu: 15 Temmuz’un Başlangıç Noktası Gezi Olaylarıdır
Dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine ilişkin yaptığı değerlendirmede, bu girişimin temelinin 2013’teki Gezi Parkı olaylarına dayandığını öne sürdü. Soylu, FETÖ’nün ‘hain darbe girişimi’ olarak nitelediği 15 Temmuz gecesi yaşananları ve sonrasında örgüte karşı yürütülen mücadeleyi anlattı. Soylu’nun açıklamaları, hükümetin uzun süredir Gezi protestoları ile darbe girişimi arasında bağ kuran resmî söylemini yineliyor. Bu çerçeve, iki olayı da ‘millî iradeye yönelik tehditler’ olarak konumlandırarak iç siyasi meşruiyet aracına dönüştürdüğü bir anlatıyı güçlendiriyor. Yerel basına yansıyan sözlerinde Soylu, ‘Allah bir daha milletimize, ülkemize böyle bir gece yaşatmasın’ ifadesini kullanırken, 15 Temmuz sonrası FETÖ’ye yönelik operasyonların kararlılıkla sürdüğünü vurguladı. Bu tür değerlendirmeler, Türkiye’deki siyasi aktörlerin tarihsel olayları kendi perspektifleriyle yeniden yorumlayarak güncel politikalara dayanak oluşturma pratiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
This summary is currently in Turkish; automated English translation is coming soon.
Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.
Bu gündemi takip et
Çin gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.
Timeline
latest: 1h ago- Political13 Jul, 08:31
Süleyman Soylu'dan '15 Temmuz' değerlendirmesi: Başlangıç noktası Gezi Olayları'dır
Dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Soylu, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki hain darbe girişimi sırasında yaşananları ve sonrasında FETÖ'ye karşı verilen etkin mücadeleyi anlattı. Sözlerine, "Allah bir daha milletimize, ülkemize böyle bir gece yaşatmasın. Gelecek nesiller de böyle bir tehlikeyle, ihanetle karşı karşıya kalmasın" diyerek başlayan Soylu, 15 Temmuz öncesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanları ile sendikaların katılımıyla düzenlenen bir toplantı dolayısıyla eşiyle birlikte Çin'de bulunduğunu, çalışmalarını tamamlamasının ardından planlanan dönüş tarihinden bir gün önce 14 Temmuz'da Türkiye'ye döndüğünü belirtti. Darbe girişiminin gerçekleştiği 15 Temmuz Cuma günü Bakanlıkta rutin çalışmalarını ve görüşmelerini yaptığını anlatan Soylu, bir milletvekilinin ricası üzerine, Hakkari'den gelen bir grup genci akşam saatlerinde Bakanlıkta misafir ettiğini ve onlarla demokrasi üzerine sohbet ederken SGK'den bir bürokratın telefonuyla darbe girişiminden haberdar olduğunu dile getirdi. Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Telefonda 'Bu uçaklar Meclisin üzerinde de uçuyor mu?' diye sordum. O da 'Meclisin üzerinde de uçuyor' dedi. O zaman gayri ihtiyari bir şekilde refleksle 'Bu bir darbe' dedim. O sırada karşımdaki gençlere de bir şey söyleyemiyorum. Bir hareketlilik var. O zaman dilimi çok zor geçti. Gençlerle sohbetimizi toparladım, ardından 'Bir resim çektirelim' dediler. Yani o resim çektirmek için geçen süre belki bana aylar geldi. Resmi çektirdik ama orada nasıl bir duygu içerisindeysem, onu da bilmiyorum. Sanki kötü bir şey olur da çocuklarınıza, gençlerinize, korumak zorunda olduklarınıza bunu hissettirmezseniz ya, sanırım o duygu içerisindeydim. Aslında biraz sonra onlar da görecekler. Daha sonra hemen yukarıya çıktık. Kapıdan girdim, televizyon karşıda, baktım ki köprünün üzerinde askerler var. Bugünkü gibi hatırlıyorum." FETÖ ile mücadelede stratejik kırılma! 'ByLock'taki hiyerarşik sıralama ortaya çıktı Darbe girişimini öğrendikten sonra dönemin Başbakanı Binali Yıldırım'ı telefonla aradığını söyleyen Soylu, "Binali Bey'e, 'Nasılsınız, neredesiniz?' dedim. 'Bu ne maskaralık Süleyman Bey' dedi. 'Darbe oluyor herhalde, neredesiniz?' dedim. O da 'Ben köprüyü geçtim, eve gidiyorum. Biraz öteberi alıp çıkacağım' dedi. 'Biz ne yapalım istersiniz?' dedim. 'Siz Çankaya Köşkü'ne geçin. Bakan arkadaşları da ararsan onlar da oraya intikal etsinler. Beraber bir koordinasyon oluşturun. Sonra sürekli haberleşiriz' dedi." ifadesini kullandı. Çankaya Köşkü'nde TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve bazı bakanlarla değerlendirmeler yaptıklarını, ardından Meclis'i açmaya karar verdiklerini aktaran Soylu, Meclis'in ardından TRT'ye, Genelkurmay Başkanlığına ve Kahramankazan'a gidilmesi ve buralara sahip çıkılmasına ilişkin strateji ürettiklerini söyledi. Süleyman Soylu, "Sanki bir hikaye varmış da öyle anlatıyormuş gibi geliyor ama bunların hepsi kendi içinde, birçok zaman diliminde ve her tarafta birçok detayı olan konular. Sadece bizim açımızdan değil, o gece sahada, sokakta olan, mücadele eden herkes açısından zor bir geceydi." sözlerini sarf etti. Darbe girişimini öğrendikten sonra babasını da telefonla arayarak helallik istediğini ifade eden Soylu, babasının da "Vatana sahip çıkın. Mücadeleden vazgeçmeyin." dediğini aktardı. "TÜRKİYE, BATI İSTİHBARATLARININ APARATI OLMAYI REDDETMİŞTİR" "Türkiye'nin tarihinde geçmişte her 10 yılda bir darbe olduğunu, uluslararası sistemin, küresel egemenliğin her 10 yılda bir darbe yaptığını" vurgulayan Soylu, şöyle devam etti: "Her 10 yılda bir darbe yapmanın bir sebebi var. Yani her 10 yılda bizi dövüyor, kurallarımızı yeniden tesis ediyor ve ondan sonra da kendisine daha bağımlı hale getirmeye çalışıyor. Çok özür dilerim, bizi terbiye ediyorlar. Kimler terbiye edilir, bilirsiniz. Yani Türkiye'yi terbiye etmeye çalışıyorlar. Biz kendimize ait bir özgürlük ve bağımsızlık adımı attıkça bizi bir kafesin içerisinde terbiye etmeye çalışıyorlar. Kafes derken de yanlış anlamayın, anayasal kuralları, kanunları, hükümleri, ilkeleri, kuralları, ekonomik sistemi buna göre beziyorlar." Soylu, 15 Temmuz darbe girişimi ile geçmişteki darbeler arasında bir fark bulunduğunun altını çizerek, 1960 ve 1980 darbeleri ile 28 Şubat sürecinde halkın, siyasetin ve ekonominin o kadar güçlü olmadığını, ancak darbeyi yapanların güçlü olduğunu, 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde ise halkın, siyasetin, ekonominin ve altyapının güçlü olduğunu, o dönem Türkiye'nin ayakları üzerinde durduğunu belirtti. Dönemin ABD'si ile bazı Batılı ülkelerin, Türkiye'yi, İran'ı ve Irak'ı, Suriye üzerinden yeniden dizayn etmek istediğini dile getiren Soylu, "15 Temmuz, Türkiye'yi kendi bağımsızlık çizgisinden, istikametinden, rotasından alıp Suriye'nin bölünmesi üzerinden Orta Doğu'da yeni bir sistemin kurulmasına yönelik en önemli adımlardan bir tanesiydi ama başlangıç noktası orası değil, Gezi Olayları'dır. Türkiye, Gezi Olayları'nda çok büyük bir hasar alsaydı 15 Temmuz'u mağlup edemezdi. Ardından 17-25 Aralık'ta ekonomik ve siyasal sistem ile halk ağır bir hasar alsaydı yine 15 Temmuz'da bu direnişi sergileyemez ve bunu yenemezdi." diye konuştu. Türk halkının, 15 Temmuz'da küresel sisteme karşı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde büyük bir başarı elde ettiğini vurgulayan Soylu, "Türkiye'de, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde küresel sisteme karşı bir mağlubiyet oluşmadığı için 15 Temmuz'un bölgesel etkileri oldu. Gazze direnişi, İran'daki mesele, Suriye'nin kendi insanları tarafından tekrar yönetilme başarısı bunlardan bir tanesidir." görüşünü paylaştı. Soylu, dünyanın istihbarat devletlerine döndüğünü, istihbarat devletlerinin şahının da ABD ve ABD istihbaratı olduğunu belirterek, "İstihbarat devletine dönmenizin sakıncası, onun aparatı haline gelmeye çalışırsınız. Türkiye, Batı istihbaratlarının aparatı olmayı reddetmiştir. Türk halkı da reddetmiştir. 15 Temmuz'un belki de en önemli sonuçlarından bir tanesi tam anlamıyla budur." değerlendirmesinde bulundu. "TÜRKİYE, BUGÜN BU İSTİHBARAT TEKELİNE TESLİM OLMAMAK KONUSUNDA BİR MÜCADELE SERGİLEMEKTEDİR" "Türkiye'nin, darbelere direniş sürecini Gezi Olayları ile başlattığını" anlatan Soylu, Akkuyu Nükleer Güç Santrali, yerli ve milli otomobil, doğal gaz keşifleri, savunma sanayisindeki atılımlar ve terörle mücadeledeki başarıların, Gezi Olayları sonrasında elde edildiğini hatırlattı. "Darbeyi planlayanlar ve yaptıranların güçleri hala vardır. Bunu, Türkiye unutmasın. 15 Temmuz darbesinin arkasında kim varsa bu güçler hala caridirler, güçlüdürler, kendi programlarını belki akamete uğratsalar da farklı işlerle dönüştürebilirler" ifadesini kullanan Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dünyada da şöyle bir gelişme oldu, özellikle küresel egemenler, buna Batı da dahil olmak üzere vekalet unsurlarıyla beraber adım atmaktan kısmen vazgeçtiler. Bu ne kadar daha böyle gider bunu bilmiyoruz ama bugün gördüğümüz direkt kendileri meselelere, olaylara, savaşlara, krizlere müdahiller. Burada önemli olan kendi vekalet aktörlerini geri çekmeleridir, kısmen de olsa. Bunu bütün dünyada şu anda görüyoruz. Bu belki de yapacağımız önemli tespitlerden bir tanesidir. Artık kendileri direkt olayın içindeler. Buna Lübnan, Gazze meselesi, Ukrayna-Rusya Savaşı, aynı zamanda Amerika'nın ve İsrail'in İran'a müdahalesi diyebiliriz. Bunları çok net bir şekilde görüyoruz. Fakat başka bir şey var, dünya hızla tek merkezli bir istihbarat aygıtına doğru döndürülmeye çalışılmaktadır. Bunu da kimse unutmasın." Dünyadaki bütün iletişim ve kişisel verilerin devletler için kullanılabilir noktaya geldiğini ifade eden Soylu, bu veriler sayesinde egemen güçlerin ve Batı'nın, istihbarat üzerinden bütün dünyayı yöneteceğinin anlaşıldığına dikkati çekti. Soylu, "Dünyanın bugünden sonra açık kavgası budur. Üzülerek söylüyorum ki demokrasi, bazı ülkelerde kimi istihbarat güçlerinin bir aparatı haline gelmiştir. Bu son derece tehlikelidir. Buna dünyada itiraz eden yegane ülke Türkiye'dir. Nitekim 15 Temmuz da bu itirazın adıdır. Bu anlayış doğrultusunda, istihbarat kurumlarımızın milli egemenliğimizi ve demokrasimizi korumak için çok büyük bir gayret ortaya koyduğunu ve koymaya devam ettiğini memnuniyetle müşahede etmekteyiz. Zira Türkiye, hala siyasal mevzisi güçlü bir ülkedir ve bu gücünü demokrasiyle, halkın iradesiyle, bağımsızlık ve özgürlük anlayışıyla bütünleştirmektedir. Ne söylerseniz söyleyin, Türkiye bugün bu istihbarat tekeline teslim olmamak için mücadele sergilemektedir. 15 Temmuz da bunun başat direnişlerinden biridir." değerlendirmesinde bulundu. "FETÖ AYNI ZAMANDA BİR İSTİHBARAT ÖRGÜTÜDÜR" FETÖ'nün sadece terör örgütü olarak tanımlanmayacağını vurgulayan Soylu, "FETÖ aynı zamanda bir istihbarat örgütüdür. Bürokrasi ve istihbarat üzerinden Türkiye'yi teslim almaya çalışan bir yapıdır." dedi. Süleyman Soylu, şu ifadeleri kullandı: "FETÖ'yü ne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri, hukuk veya emniyet içerisinde oluşmuş, yuvalanmış bir yapı olarak görseniz de bunun tamamının çerçevesini çizdiğiniz zaman bürokratik bir aygıttır. Aslında FETÖ darbesi bürokratik bir darbedir aynı zamanda. Yani istihbaratla bürokrasinin iç içe geçtiği bir darbedir. Türkiye 15 Temmuz'da buna itiraz etmiştir. Bu itirazında da bugün Türkiye direnmektedir. Dijital ve iletişim alanındaki gelişmeler, yapay zeka, algoritmalar, bütün bunların tamamında küresel bir merkezin, istihbarat aygıtının bir yönetme anlayışını görüyorum. Bir taraftan sıcak güçleriyle beraber sahalarda egemenlik kurmaya çalışıyorlar bir taraftan da bu veri tabanlarıyla beraber toplumları, ülkeleri, devletleri çözmeye çalışıyorlar. Geçmişte bu alanlarda bu kadar yetenekli olmayabilirlerdi çünkü iletişim ve algoritmalar bu kadar gelişmemişti ama şimdi bütün bunları iç içe geçiren bir hibrit yapıyla bunu götürmeye çalışıyorlar. Bu, bir yeni vesayet sistemidir. Bunu çok uzun zamandan beri söylüyorum. Sosyal medyada hem insan üzerine oluşturulmuş, hem devletler hem de siyaset ve devlet adamları üzerine oluşturulmuş bir vesayet sistemidir. Burada tehdit vardır, şantaj vardır, şiddet vardır. Burada insanların bütün hayat alanlarını, yaşam alanlarını tehdit vardır. Onun için Türkiye 15 Temmuz'da ortaya koyduğu direnişle birlikte bu alanlara karşı da bir meydan okuma ortaya koydu ve bence burada Türkiye başarılı oldu." "FETÖ VEYA DIŞARIDAN OLUŞACAK VEKİL GÜÇLERE KARŞI TÜRKİYE ÇOK BÜYÜK BİR SAVUNMA MEKANİZMASI OLUŞTURDU" Soylu, "FETÖ tehlikesi tamamen bitti mi, yoksa tehlike devam ediyor mu?" sorusuna, "Bu bölgedeki uluslararası dizayn iştahı bitmeden FETÖ ve bu tip vekalet örgütleri bitmezler. Dünyada vekil güçlerin görevlerinin azaltıldığı bir dönemdeyiz. Böylece FETÖ, sahipleri tarafından stratejik bir geri çekilme ile karşı karşıya bırakıldı." yanıtını verdi. FETÖ'nün eski gücünde olmadığını söyleyen Soylu, şunları kaydetti: "Gücü, eski güçte değildir. Biraz kabuğuna çekildi. Bunu iyi takip etmemiz lazım. Peki Türkiye eskisi kadar FETÖ'ye karşı savunmasız mıdır? Bu da değil. Türkiye bu konuda çok mesafe aldı. FETÖ veya dışarıdan oluşacak vekil güçlere karşı Türkiye çok büyük bir savunma mekanizması oluşturdu. Türkiye, sistemi açısından da, altyapısı açısından da, insanların duyguları açısından da hepsini oluşturdu ama bu tip vekil güçler zafiyet noktası, zafiyet anı beklerler. Siz bir ekonomik, savunma, siyasal zafiyet, istikrar zafiyeti içerisine girerseniz elbette ki bunlar belki yarın tek başına iktidar olmaya namzet olmazlar ama kendilerinin görevlendirdiği alanlar tarafından ortaklarından biri olmaya talip olurlar. Bu nedenle Türkiye temkinli, tedbirli ve karşı koyucu tavrını devam ettirmelidir. Türkiye örnek olabilecek bir şekilde 15 Temmuz 2016 tarihinden itibaren hukuk çerçevesi içerisinde kalarak bir terör ve istihbarat örgütünün nasıl tasfiye edilebileceğini, nasıl bütün sızıntılarının kırılabileceğini bütün dünyaya göstermiştir. Biz o dönemin tamamında çalıştık. Türkiye'de birçok insan çalıştı." Soylu, "Muhakkak ki tehdit vardır. Bu tehdit, Türkiye'nin tam bağımsızlık sürecine kadar devam edecektir. Türkiye kendi üretim, enerji, demokrasi kapasitesini tam bağımsızlık sürecine eriştirdiği andan itibaren elbette ki bu tehdit en minimum düzeye inmiş olacaktır." dedi. "15 Temmuz'u yaşamayan genç kuşaklara o geceyi tek cümleyle anlatmanız istense, ne söylersiniz?" sorusunu Soylu, "Gençlerimize 15 Temmuz'la ilgili söyleyebileceğim en önemli mesele aslında İstiklal Marşı'nda ve Kurtuluş Savaşı'mızdaki Milli Mücadele'de kendisini bulan o andır yani direniştir. 15 Temmuz büyük bir direniştir. Sadece bir FETÖ'ye yönelik bir direniş değildir, işgale karşı direniştir." diye yanıtladı. Soylu, "Biz Kurtuluş Savaşı'nı, İstanbul'un fethini, Alparslan'ın Anadolu'ya girişini yaşadık mı? Bunların hiçbirisini yaşamadık ama bugün bunların hepsini hissediyoruz ve hepsinin içerisinde büyüdük. İşte 'Genç kuşaklar 15 Temmuz'u anlayabilirler mi?' Bu insanın varlığıyla alakalı bir meseledir. Bunu kimsenin anlamaması mümkün değildir. Yani önem, ehemmiyet ve üzerine düşme derecesi farklılaşabilir insanlarda ama kimse şunu unutmasın, 15 Temmuz gecesinde ilk gençler sokağa çıktı. Belki onlara üç gün önce 'Siz böyle yapar mısınız?' dediğinizde belki duraksayacaklardı ama olayla karşı karşıya kaldıklarında, ben bunun birebir şahidiyim, anneleri, babaları 'Aman çıkmayın' demesine rağmen gençler ay yıldızlı bayraklarla sokağa çıktılar. Bu çok kıymetli bir şeydir. Demek ki bu ülkenin harcında ve hamurunda çok büyük sağlamlık olduğu ortadadır. Burada herhangi bir esneklik ve azalma söz konusu değildir. Ben şuna inanıyorum, Malazgirt'in ruhu, 1453'ün ruhu, Kurtuluş Mücadelesi'nin ruhu ne ile karılmışsa, bugün aynı harç genç neslimizde vardır." ifadelerine yer verdi.
Milliyet - Political13 Jul, 08:36
Süleyman Soylu 15 Temmuz gecesini anlattı: "Duyar duymaz 'bu bir darbe' dedim"
FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'da gerçekleştirdiği darbe girişimi gecesi yaşadıklarını anlatan Süleyman Soylu, Meclis'in üzerinde jetlerin uçtuğunu öğrendiği an "Bu bir darbe" dediğini söyledi. TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, Fetullahçı Terör Örgütü'nün 15 Temmuz 2016'da gerçekleştirdiği darbe girişiminin yaşandığı geceyi anlattı. Soylu o dönem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak görev yapıyordu. Sözlerine, "Allah bir daha milletimize, ülkemize böyle bir gece yaşatmasın. Gelecek nesiller de böyle bir tehlikeyle, ihanetle karşı karşıya kalmasın" diyerek başlayan Soylu, 15 Temmuz öncesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanları ile sendikaların katılımıyla düzenlenen bir toplantı dolayısıyla eşiyle birlikte Çin'de bulunduğunu, çalışmalarını tamamlamasının ardından planlanan dönüş tarihinden bir gün önce 14 Temmuz'da Türkiye'ye döndüğünü belirtti. Darbe girişiminin gerçekleştiği 15 Temmuz Cuma günü Bakanlıkta rutin çalışmalarını ve görüşmelerini yaptığını anlatan Soylu, bir milletvekilinin ricası üzerine, Hakkari'den gelen bir grup genci akşam saatlerinde bakanlıkta misafir ettiğini ve onlarla demokrasi üzerine sohbet ederken SGK'den bir bürokratın telefonuyla darbe girişiminden haberdar olduğunu dile getirdi. "DUYAR DUYMAZ 'BU BİR DARBE' DEDİM" Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü: "- Telefonda 'Bu uçaklar Meclisin üzerinde de uçuyor mu?' diye sordum. O da 'Meclisin üzerinde de uçuyor' dedi. O zaman gayri ihtiyari bir şekilde refleksle 'Bu bir darbe' dedim. O sırada karşımdaki gençlere de bir şey söyleyemiyorum. Bir hareketlilik var. O zaman dilimi çok zor geçti. - Gençlerle sohbetimizi toparladım, ardından 'Bir resim çektirelim' dediler. Yani o resim çektirmek için geçen süre belki bana aylar geldi. Resmi çektirdik ama orada nasıl bir duygu içerisindeysem, onu da bilmiyorum. Sanki kötü bir şey olur da çocuklarınıza, gençlerinize, korumak zorunda olduklarınıza bunu hissettirmezseniz ya, sanırım o duygu içerisindeydim. - Aslında biraz sonra onlar da görecekler. Daha sonra hemen yukarıya çıktık. Kapıdan girdim, televizyon karşıda, baktım ki köprünün üzerinde askerler var. Bugünkü gibi hatırlıyorum." BİNALİ YILDIRIM'I ARADI Darbe girişimini öğrendikten sonra dönemin Başbakanı Binali Yıldırım'ı telefonla aradığını söyleyen Soylu, "Binali Bey'e, 'Nasılsınız, neredesiniz?' dedim. 'Bu ne maskaralık Süleyman Bey' dedi. 'Darbe oluyor herhalde, neredesiniz?' dedim. O da 'Ben köprüyü geçtim, eve gidiyorum. Biraz öteberi alıp çıkacağım' dedi. 'Biz ne yapalım istersiniz?' dedim. 'Siz Çankaya Köşkü'ne geçin. Bakan arkadaşları da ararsan onlar da oraya intikal etsinler. Beraber bir koordinasyon oluşturun. Sonra sürekli haberleşiriz' dedi." ifadesini kullandı. Çankaya Köşkü'nde TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve bazı bakanlarla değerlendirmeler yaptıklarını, ardından Meclis'i açmaya karar verdiklerini aktaran Soylu, Meclis'in ardından TRT'ye, Genelkurmay Başkanlığına ve Kahramankazan'a gidilmesi ve buralara sahip çıkılmasına ilişkin strateji ürettiklerini söyledi. Süleyman Soylu, "Sanki bir hikaye varmış da öyle anlatıyormuş gibi geliyor ama bunların hepsi kendi içinde, birçok zaman diliminde ve her tarafta birçok detayı olan konular. Sadece bizim açımızdan değil, o gece sahada, sokakta olan, mücadele eden herkes açısından zor bir geceydi." sözlerini sarf etti. Darbe girişimini öğrendikten sonra babasını da telefonla arayarak helallik istediğini ifade eden Soylu, babasının da "Vatana sahip çıkın. Mücadeleden vazgeçmeyin." dediğini aktardı. "Türkiye'nin tarihinde geçmişte her 10 yılda bir darbe olduğunu, uluslararası sistemin, küresel egemenliğin her 10 yılda bir darbe yaptığını" vurgulayan Soylu, şöyle devam etti: "Her 10 yılda bir darbe yapmanın bir sebebi var. Yani her 10 yılda bizi dövüyor, kurallarımızı yeniden tesis ediyor ve ondan sonra da kendisine daha bağımlı hale getirmeye çalışıyor. Çok özür dilerim, bizi terbiye ediyorlar. Kimler terbiye edilir, bilirsiniz. Yani Türkiye'yi terbiye etmeye çalışıyorlar. Biz kendimize ait bir özgürlük ve bağımsızlık adımı attıkça bizi bir kafesin içerisinde terbiye etmeye çalışıyorlar. Kafes derken de yanlış anlamayın, anayasal kuralları, kanunları, hükümleri, ilkeleri, kuralları, ekonomik sistemi buna göre beziyorlar." Soylu, 15 Temmuz darbe girişimi ile geçmişteki darbeler arasında bir fark bulunduğunun altını çizerek, 1960 ve 1980 darbeleri ile 28 Şubat sürecinde halkın, siyasetin ve ekonominin o kadar güçlü olmadığını, ancak darbeyi yapanların güçlü olduğunu, 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde ise halkın, siyasetin, ekonominin ve altyapının güçlü olduğunu, o dönem Türkiye'nin ayakları üzerinde durduğunu belirtti. Dönemin ABD'si ile bazı Batılı ülkelerin, Türkiye'yi, İran'ı ve Irak'ı, Suriye üzerinden yeniden dizayn etmek istediğini dile getiren Soylu, "15 Temmuz, Türkiye'yi kendi bağımsızlık çizgisinden, istikametinden, rotasından alıp Suriye'nin bölünmesi üzerinden Orta Doğu'da yeni bir sistemin kurulmasına yönelik en önemli adımlardan bir tanesiydi ama başlangıç noktası orası değil, Gezi Olayları'dır. Türkiye, Gezi Olayları'nda çok büyük bir hasar alsaydı 15 Temmuz'u mağlup edemezdi. Ardından 17-25 Aralık'ta ekonomik ve siyasal sistem ile halk ağır bir hasar alsaydı yine 15 Temmuz'da bu direnişi sergileyemez ve bunu yenemezdi." diye konuştu. "Türkiye'nin, darbelere direniş sürecini Gezi Olayları ile başlattığını" anlatan Soylu, Akkuyu Nükleer Güç Santrali, yerli ve milli otomobil, doğal gaz keşifleri, savunma sanayisindeki atılımlar ve terörle mücadeledeki başarıların, Gezi Olayları sonrasında elde edildiğini hatırlattı. "Darbeyi planlayanlar ve yaptıranların güçleri hala vardır. Bunu, Türkiye unutmasın. 15 Temmuz darbesinin arkasında kim varsa bu güçler hala caridirler, güçlüdürler, kendi programlarını belki akamete uğratsalar da farklı işlerle dönüştürebilirler" ifadesini kullanan Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dünyada da şöyle bir gelişme oldu, özellikle küresel egemenler, buna Batı da dahil olmak üzere vekalet unsurlarıyla beraber adım atmaktan kısmen vazgeçtiler. Bu ne kadar daha böyle gider bunu bilmiyoruz ama bugün gördüğümüz direkt kendileri meselelere, olaylara, savaşlara, krizlere müdahiller. Burada önemli olan kendi vekalet aktörlerini geri çekmeleridir, kısmen de olsa. Bunu bütün dünyada şu anda görüyoruz. Bu belki de yapacağımız önemli tespitlerden bir tanesidir. Artık kendileri direkt olayın içindeler. Buna Lübnan, Gazze meselesi, Ukrayna-Rusya Savaşı, aynı zamanda Amerika'nın ve İsrail'in İran'a müdahalesi diyebiliriz. Bunları çok net bir şekilde görüyoruz. Fakat başka bir şey var, dünya hızla tek merkezli bir istihbarat aygıtına doğru döndürülmeye çalışılmaktadır. Bunu da kimse unutmasın." Dünyadaki bütün iletişim ve kişisel verilerin devletler için kullanılabilir noktaya geldiğini ifade eden Soylu, bu veriler sayesinde egemen güçlerin ve Batı'nın, istihbarat üzerinden bütün dünyayı yöneteceğinin anlaşıldığına dikkati çekti. Soylu, "Dünyanın bugünden sonra açık kavgası budur. Üzülerek söylüyorum ki demokrasi, bazı ülkelerde kimi istihbarat güçlerinin bir aparatı haline gelmiştir. Bu son derece tehlikelidir. Buna dünyada itiraz eden yegane ülke Türkiye'dir. Nitekim 15 Temmuz da bu itirazın adıdır. Bu anlayış doğrultusunda, istihbarat kurumlarımızın milli egemenliğimizi ve demokrasimizi korumak için çok büyük bir gayret ortaya koyduğunu ve koymaya devam ettiğini memnuniyetle müşahede etmekteyiz. Zira Türkiye, hala siyasal mevzisi güçlü bir ülkedir ve bu gücünü demokrasiyle, halkın iradesiyle, bağımsızlık ve özgürlük anlayışıyla bütünleştirmektedir. Ne söylerseniz söyleyin, Türkiye bugün bu istihbarat tekeline teslim olmamak için mücadele sergilemektedir. 15 Temmuz da bunun başat direnişlerinden biridir." değerlendirmesinde bulundu. "FETÖ İSTİHBARAT ÖRGÜTÜDÜR" FETÖ'nün sadece terör örgütü olarak tanımlanmayacağını vurgulayan Soylu, "FETÖ aynı zamanda bir istihbarat örgütüdür. Bürokrasi ve istihbarat üzerinden Türkiye'yi teslim almaya çalışan bir yapıdır." dedi. Süleyman Soylu, şu ifadeleri kullandı: "FETÖ'yü ne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri, hukuk veya emniyet içerisinde oluşmuş, yuvalanmış bir yapı olarak görseniz de bunun tamamının çerçevesini çizdiğiniz zaman bürokratik bir aygıttır. Aslında FETÖ darbesi bürokratik bir darbedir aynı zamanda. Yani istihbaratla bürokrasinin iç içe geçtiği bir darbedir. Türkiye 15 Temmuz'da buna itiraz etmiştir. Bu itirazında da bugün Türkiye direnmektedir. Dijital ve iletişim alanındaki gelişmeler, yapay zeka, algoritmalar, bütün bunların tamamında küresel bir merkezin, istihbarat aygıtının bir yönetme anlayışını görüyorum. Bir taraftan sıcak güçleriyle beraber sahalarda egemenlik kurmaya çalışıyorlar bir taraftan da bu veri tabanlarıyla beraber toplumları, ülkeleri, devletleri çözmeye çalışıyorlar. Geçmişte bu alanlarda bu kadar yetenekli olmayabilirlerdi çünkü iletişim ve algoritmalar bu kadar gelişmemişti ama şimdi bütün bunları iç içe geçiren bir hibrit yapıyla bunu götürmeye çalışıyorlar. Bu, bir yeni vesayet sistemidir. Bunu çok uzun zamandan beri söylüyorum. Sosyal medyada hem insan üzerine oluşturulmuş, hem devletler hem de siyaset ve devlet adamları üzerine oluşturulmuş bir vesayet sistemidir. Burada tehdit vardır, şantaj vardır, şiddet vardır. Burada insanların bütün hayat alanlarını, yaşam alanlarını tehdit vardır. Onun için Türkiye 15 Temmuz'da ortaya koyduğu direnişle birlikte bu alanlara karşı da bir meydan okuma ortaya koydu ve bence burada Türkiye başarılı oldu." Soylu, "FETÖ tehlikesi tamamen bitti mi, yoksa tehlike devam ediyor mu?" sorusuna, "Bu bölgedeki uluslararası dizayn iştahı bitmeden FETÖ ve bu tip vekalet örgütleri bitmezler. Dünyada vekil güçlerin görevlerinin azaltıldığı bir dönemdeyiz. Böylece FETÖ, sahipleri tarafından stratejik bir geri çekilme ile karşı karşıya bırakıldı." yanıtını verdi. FETÖ'nün eski gücünde olmadığını söyleyen Soylu, şunları kaydetti: "Gücü, eski güçte değildir. Biraz kabuğuna çekildi. Bunu iyi takip etmemiz lazım. Peki Türkiye eskisi kadar FETÖ'ye karşı savunmasız mıdır? Bu da değil. Türkiye bu konuda çok mesafe aldı. FETÖ veya dışarıdan oluşacak vekil güçlere karşı Türkiye çok büyük bir savunma mekanizması oluşturdu. Türkiye, sistemi açısından da, altyapısı açısından da, insanların duyguları açısından da hepsini oluşturdu ama bu tip vekil güçler zafiyet noktası, zafiyet anı beklerler. Siz bir ekonomik, savunma, siyasal zafiyet, istikrar zafiyeti içerisine girerseniz elbette ki bunlar belki yarın tek başına iktidar olmaya namzet olmazlar ama kendilerinin görevlendirdiği alanlar tarafından ortaklarından biri olmaya talip olurlar. Bu nedenle Türkiye temkinli, tedbirli ve karşı koyucu tavrını devam ettirmelidir. Türkiye örnek olabilecek bir şekilde 15 Temmuz 2016 tarihinden itibaren hukuk çerçevesi içerisinde kalarak bir terör ve istihbarat örgütünün nasıl tasfiye edilebileceğini, nasıl bütün sızıntılarının kırılabileceğini bütün dünyaya göstermiştir. Biz o dönemin tamamında çalıştık. Türkiye'de birçok insan çalıştı." Soylu, "Muhakkak ki tehdit vardır. Bu tehdit, Türkiye'nin tam bağımsızlık sürecine kadar devam edecektir. Türkiye kendi üretim, enerji, demokrasi kapasitesini tam bağımsızlık sürecine eriştirdiği andan itibaren elbette ki bu tehdit en minimum düzeye inmiş olacaktır." dedi. "15 Temmuz'u yaşamayan genç kuşaklara o geceyi tek cümleyle anlatmanız istense, ne söylersiniz?" sorusunu Soylu, "Gençlerimize 15 Temmuz'la ilgili söyleyebileceğim en önemli mesele aslında İstiklal Marşı'nda ve Kurtuluş Savaşı'mızdaki Milli Mücadele'de kendisini bulan o andır yani direniştir. 15 Temmuz büyük bir direniştir. Sadece bir FETÖ'ye yönelik bir direniş değildir, işgale karşı direniştir." diye yanıtladı. Soylu, "Biz Kurtuluş Savaşı'nı, İstanbul'un fethini, Alparslan'ın Anadolu'ya girişini yaşadık mı? Bunların hiçbirisini yaşamadık ama bugün bunların hepsini hissediyoruz ve hepsinin içerisinde büyüdük. İşte 'Genç kuşaklar 15 Temmuz'u anlayabilirler mi?' Bu insanın varlığıyla alakalı bir meseledir. Bunu kimsenin anlamaması mümkün değildir. Yani önem, ehemmiyet ve üzerine düşme derecesi farklılaşabilir insanlarda ama kimse şunu unutmasın, 15 Temmuz gecesinde ilk gençler sokağa çıktı. Belki onlara üç gün önce 'Siz böyle yapar mısınız?' dediğinizde belki duraksayacaklardı ama olayla karşı karşıya kaldıklarında, ben bunun birebir şahidiyim, anneleri, babaları 'Aman çıkmayın' demesine rağmen gençler ay yıldızlı bayraklarla sokağa çıktılar. Bu çok kıymetli bir şeydir. Demek ki bu ülkenin harcında ve hamurunda çok büyük sağlamlık olduğu ortadadır. Burada herhangi bir esneklik ve azalma söz konusu değildir. Ben şuna inanıyorum, Malazgirt'in ruhu, 1453'ün ruhu, Kurtuluş Mücadelesi'nin ruhu ne ile karılmışsa, bugün aynı harç genç neslimizde vardır." ifadelerine yer verdi.
Okumaya devam et
ilgili gelişmeler- Aynı ülke gündemicanlı
Çin İlaç Sektörü Yapay Zekâ Odaklı Adaylarla Yeni Anlaşmalara Hazırlanıyor
2026'nın ilk yarısında yenilikçi ilaçlara yönelik Çin'in sınır ötesi anlaşmaları 110 milyar dolarla rekor seviyeye ulaştı. Bu ivmenin ardından sektör, yeni işlem dalgasını tetiklemek için yapay zekâ destekli ilaç adaylarına yöneldi. Çinli yetkili Lan Gongtao'ya göre, ülke dünya genelinde geliştirilmekte olan yeni ilaçların yaklaşık yüzde 30'unu üretiyor ve bu alanda ikinci sırada yer alıyor. Bu stratejik dönüşüm, Çin'in küresel ilaç inovasyonundaki ağırlığını koruma ve artan rekabet ortamında yüksek değerli uluslararası ortaklıkları sürdürme çabasını yansıtıyor. Yapay zekâ entegrasyonu, ilaç keşif süreçlerini hızlandırarak hem maliyetleri düşürebilir hem de yeni tedavi adaylarının başarı oranını artırabilir.
Çin1 olay12 dk önce - Aynı ülke gündemicanlı
Çin'e ekonomik bağımlılığı azaltmanın ABD ve Avrupa'ya maliyeti 23.6 trilyon dolar
Financial Times'ın (FT) analizine göre, ABD ve Avrupa ekonomilerinin Çin'e olan ekonomik bağımlılığını azaltmaya yönelik adımlarının toplam maliyeti 23.6 trilyon doları bulabilir. Uzmanlar, bu rakamı hesaplarken yeni üretim ve lojistik zincirleri kurma, işleme kapasitelerini yeniden inşa etme, araştırma merkezleri oluşturma ve Çinli şirketlerin sağladığı yazılımları değiştirme gibi kalemleri dikkate aldı. Analiz, özellikle teknoloji ve üretim sektörlerinde Çin ile entegrasyonun derinliğini gözler önüne seriyor. FT'nin raporu, Batılı hükümetlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirme ve stratejik sektörlerde Çin'e bağımlılığı azaltma planlarının kısa ve orta vadede ciddi ekonomik maliyetler doğurabileceğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, özellikle yarı iletken, telekomünikasyon ve yazılım gibi alanlarda alternatif tedarikçiler bulmanın ve altyapı oluşturmanın yatırım gerektirdiğini vurguluyor. Bu sürecin enflasyonist baskıları artırabileceği ve rekabet gücünü olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor. Bu bulgular, küresel ekonomi politikalarında 'Çin'den ayrışma' (decoupling) tartışmalarına yeni bir boyut kazandırırken, tam bir kopuşun pratikteki zorluklarını ve maliyetlerini somut verilerle destekliyor. ABD ve Avrupa için stratejik özerklik hedefleri ile ekonomik gerçeklikler arasında bir denge kurmanın zorluğuna işaret ediliyor.
Çin1 olay1 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Çin'in Denizaltı Füze Testi Pasifik'te Alarm Yarattı
Çin Halk Kurtuluş Ordusu Donanması, 6 Temmuz'da nükleer bir denizaltıdan Pasifik Okyanusu'na eğitim başlıklı balistik füze fırlattı. Test, Eylül 2024'teki kıtalararası füze denemesinin ardından dört ay içinde gerçekleştirilen ikinci stratejik atış oldu. Bölge ülkelerine önceden bildirim yapıldığı belirtilirken, Pekin yönetimi fırlatmanın yıllık eğitim planının 'rutin bir parçası' olduğunu savundu. Füzenin, nükleer silahların testini yasaklayan bir anlaşma kapsamındaki Güney Pasifik nükleerden arındırılmış bölgesine düştüğü bildirildi. Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda testi eleştirerek endişelerini dile getirdi. ABD ve müttefiklerinin geleneksel güvenlik ortağı olduğu Güney Pasifik'te askeri kapasitenin bu şekilde sergilenmesi, Çin'in bölgedeki stratejik caydırıcılığını ve ikinci vuruş yeteneğini güçlendirme çabası olarak yorumlandı. Aynı gün Çin ve Rusya'nın Çin kıyıları açıklarında yıllık ortak deniz tatbikatına başlaması, Moskova ile Pekin arasındaki askeri yakınlaşmayı bir kez daha gündeme getirdi. Uzmanlar, ender görülen denizaltından balistik füze testinin, Çin'in hızla gelişen stratejik cephaneliğine dikkat çektiğini ve bölgede ABD öncülüğündeki güvenlik mimarisine yönelik bir mesaj taşıdığını değerlendiriyor. Testin nükleer yetkinliğe sahip bir silahla ancak maket başlık kullanılarak yapılması, Pekin'in askeri şeffaflık ile güç projeksiyonu arasındaki hassas dengeyi yansıtıyor.
Çin48 olay2 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Pop Mart'taki Labubu Yorgunluğu Söylentilerine Rağmen Milyarder Yatırımcı Payını Üçe Katladı
Çinli-Amerikalı milyarder yatırımcı Duan Yongping, Pop Mart'taki hisselerini üçüncü kez artırarak uzun vadeli iyimserliğini pekiştirdi. 'Çin'in Warren Buffett'ı' olarak anılan Duan'ın bu hamlesi, şirketin amiral gemisi Labubu bebeğine ve diğer fikri mülkiyet portföyüne olan talebin sürdürülebilirliğine yönelik piyasa şüphelerine rağmen geldi. Pop Mart'ın özellikle Labubu öncülüğündeki ürünleri, son dönemdeki büyümenin itici gücü olmuştu. Bazı gözlemcilerin 'Labubu yorgunluğu' olarak adlandırdığı talep durgunluğu endişeleri, Duan'ın artan pozisyonuyla birlikte ikinci plana düştü. Yatırımcının bu adımı, oyuncak şirketinin küresel genişleme stratejisine ve marka değerine duyulan güveni yansıtıyor.
Çin1 olay3 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Namibya'nın 'Kaz, Kır, Yolla' Dönemini Bitirme Vakti Geldi mi?
Namibya Cumhurbaşkanı Netumbo Nandi-Ndaitwah'ın bu hafta Shenzhen'deki China General Nuclear (CGN) Power Corporation tesislerine yaptığı ziyaret, ülkenin ham madde ihracatına dayalı ekonomik modeli değiştirme iradesini ortaya koydu. Dünyanın önde gelen uranyum üreticilerinden biri olan Namibya, CGN'nin işlettiği Husab madeniyle Çin'in nükleer tedarik zincirinde kritik bir yere sahip. Bu ziyaret, Namibya'nın 'kaz, kır, yolla' söylemiyle özetlenen mevcut çıkarım odaklı anlayışı aşarak nükleer enerji üretimi ve katma değerli işleme gibi alanlara yönelme niyetini gösteriyor. Cumhurbaşkanının CGN gibi bir teknoloji devini seçmesi, uranyum zenginleştirme veya küçük modüler reaktörler gibi stratejik iş birliklerine kapı aralayabilir. Namibya ekonomisi uzun süredir maden ihracatına dayanıyor; ancak hükümet, genç nüfusa istihdam yaratacak sanayileşme ve enerji güvenliği hedefleriyle bu paradigmayı değiştirme çabasında. CGN yönetimiyle yapılan görüşmeler, sürdürülebilir kalkınma ve nükleer alanda eğitim programları gibi konuları da kapsayarak, iki ülke arasındaki diplomatik bağları güçlendiriyor. Çin'in Afrika'daki altyapı ve enerji yatırımlarındaki artışı bağlamında bu ziyaret, Namibya'nın Pekin'le ilişkilerini salt hammadde tedarikçiliğinden stratejik ortaklığa taşıma arayışı olarak okunabilir. Namibya'nın nükleer enerjiye yönelme ihtimali, tartışmalı olmakla birlikte, ülkeyi Afrika'da farklı bir konuma yükseltebilir. Bu gelişme, uluslararası nükleer iş birliği normları ve uranyum piyasası dinamikleri açısından da dikkate değer. Ziyaretin hemen ardından atılacak somut adımlar, Namibya'nın ekonomik dönüşüm yolculuğunda ne kadar iddialı olduğunu gösterecek.
Çin1 olay5 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Sichuan'da 4.6 Büyüklüğünde Deprem: Kangding'in Kuzeydoğusunda Sarsıntı
ABD Jeolojik Araştırma Kurumu (USGS), 126 km NNE of Kangding, China bölgesinde 4.6 büyüklüğünde bir deprem kaydetti. Depremin odak derinliği 10 km olarak ölçüldü. Sarsıntı, yerel saatle belirtilmeyen bir zamanda gerçekleşti. Kangding, Çin'in Sichuan eyaletinde yer alan ve yüksek sismik aktiviteyle bilinen bir bölge. 4.6 büyüklüğündeki depremler genellikle hafif hasara yol açabilir, ancak bölgenin deprem yönetmelikleri ve yapı stokunun durumu potansiyel etkiyi belirleyecektir. Şu ana kadar can kaybı veya maddi hasar bildirilmedi. Bölge, 2008'deki büyük Wenchuan depreminin de içinde bulunduğu aktif fay hatları üzerinde yer alıyor. Yetkililerin ve yerel halkın deprem hazırlık seviyesi yüksek olmakla birlikte, bu tür orta şiddetli sarsıntılar düzenli olarak meydana gelmektedir.
Çin2 olay13 sa önce