ABD, Kudüs'te kalıcı büyükelçilik binası için anlaşma imzaladı
Amerika Birleşik Devletleri, Çarşamba günü Kudüs'te yeni bir büyükelçilik yerleşkesi inşa etmek üzere bir anlaşma imzaladı. İsrail, bu adımı iki ülke arasındaki 'sarsılmaz ittifakın' bir yansıması olarak değerlendirdi. ABD Başkanı Donald Trump, ilk döneminde Aralık 2017'de Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımış ve Tel Aviv'deki diplomatik misyonun taşınması talimatını vermişti. Mevcut hizmetler birden fazla geçici mekâna yayılmış durumdaydı; yeni yerleşke ile kalıcı bir yapıya kavuşulacak. Anlaşma, ABD'nin Kudüs'teki diplomatik varlığını kurumsallaştırma yönündeki somut bir adım olarak öne çıkıyor. Trump yönetiminin kararı, uluslararası toplumun büyük bölümü tarafından tartışmalı bulunmuş ve İsrail-Filistin gerilimlerini artırmıştı. Birçok ülke, Kudüs'ün nihai statüsünün müzakerelerle belirlenmesi gerektiği görüşünü korurken, ABD'nin bu hamlesi İsrail'in başkent iddiasına verilen en üst düzey destek olarak yorumlanıyor. Yeni büyükelçilik kompleksinin inşası, iki ülke ilişkilerindeki stratejik yakınlaşmanın sembolik ve pratik bir ifadesi. Proje, ABD'nin bölgedeki diplomatik duruşunu pekiştirirken, Filistin yönetimi ve Arap dünyasında tepkiyle karşılanması bekleniyor. Anlaşmanın zamanlaması ve kapsamı, Ortadoğu'daki mevcut dengeler açısından dikkatle izlenecek.
This summary is currently in Turkish; automated English translation is coming soon.
Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.
Bu gündemi takip et
ABD gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.
Timeline
latest: 23h ago- Diplomatic01 Jul, 13:44
US signs agreement to build permanent embassy in Jerusalem
The United States on Wednesday signed an agreement to build a new embassy compound in Jerusalem, in a move that Israel said reflected the “unbreakable alliance” between the countries. During his first term, US President Donald Trump recognised Jerusalem as Israel’s capital in December 2017 and ordered the relocation of Washington’s diplomatic mission from Tel Aviv. But the services were spread across several locations in Jerusalem until a single permanent site could be found. “The United States not only recognises Jerusalem as the eternal, indigenous, and forever capital of the Jewish people, but also that the United States says that we’re going to do something about it,” US ambassador to Israel Mike Huckabee said during a signing ceremony at Israel’s foreign ministry. “We are going to plant our flag, our American flag, on the soil of Jerusalem for a permanent and a brand new embassy compound that will serve as our mothership of diplomatic activities here in Israel. “I would say God made that decision 3,800 years ago, and we finally got around to acknowledging what had been determined long before the United States of America came along,” he added. The embassy will be built at the Allenby compound in southern Jerusalem. Trump’s 2017 decision broke with decades of US policy, under which Jerusalem’s final status was expected to be determined through negotiations between Israelis and Palestinians. Jerusalem has long been one of the most contested cities in the Israeli-Palestinian conflict. After Israel captured East Jerusalem during the 1967 Arab-Israeli war, it declared the city its undivided capital, a claim that has not been widely recognised internationally. Palestinians seek East Jerusalem as the capital of a future Palestinian state. Because of these competing claims, most countries established their embassies in Tel Aviv, maintaining that Jerusalem’s status should be resolved through peace negotiations in accordance with international law and relevant United Nations resolutions. Israel’s Foreign Minister Gideon Saar said the agreement to build Washington’s permanent embassy in Jerusalem underscored the “unbreakable alliance” between the two countries. “President Trump’s historic decision in 2017 to move the embassy to Jerusalem set the record straight,” he said at the signing ceremony. “And today, with the agreement to begin building a permanent embassy complex, that decision becomes even deeper and more enduring.” In a separate post on X, Saar said: “Just as the US is vital and irreplaceable for Israel, Israel is vital for the US and its interests in the region.” The embassy agreement comes after the US and Israel fought alongside each other during a months-long military campaign against Iran. The move also follows a period of reported tensions between Trump and Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu amid disagreements over efforts to end the war with Iran.
- Diplomatic01 Jul, 14:39
US, Israel sign agreement to build permanent American embassy in Jerusalem
The United States on Wednesday signed an agreement to build a new embassy compound in Jerusalem, in a move that Israel said reflected the “unbreakable alliance” between the countries. During his first term, US President Donald Trump recognised Jerusalem as Israel’s capital in December 2017 and ordered the relocation of Washington’s diplomatic mission from Tel Aviv. But the services were spread across several locations in Jerusalem until a single permanent site could be found. “The United States not only recognises Jerusalem as the eternal, indigenous, and forever capital of the Jewish people, but also that the United States says that we’re going to do something about it,” US ambassador to Israel Mike Huckabee said during a signing ceremony at Israel’s foreign ministry. “We are going to plant our flag, our American flag, on the soil of Jerusalem for a permanent and a brand new embassy compound that will serve as our mothership of diplomatic activities here in Israel. “I would say God made that decision 3,800 years ago, and we finally got around to acknowledging what had been determined long before the United States of America came along,” he added. The embassy will be built at the Allenby compound in southern Jerusalem. Trump’s 2017 decision broke with decades of US policy, under which Jerusalem’s final status was expected to be determined through negotiations between Israelis and Palestinians. Jerusalem has long been one of the most contested cities in the Israeli-Palestinian conflict. After Israel captured East Jerusalem during the 1967 Arab-Israeli war, it declared the city its undivided capital, a claim that has not been widely recognised internationally. Palestinians seek East Jerusalem as the capital of a future Palestinian state. Because of these competing claims, most countries established their embassies in Tel Aviv, maintaining that Jerusalem’s status should be resolved through peace negotiations in accordance with international law and relevant United Nations resolutions. Israel’s Foreign Minister Gideon Saar said the agreement to build Washington’s permanent embassy in Jerusalem underscored the “unbreakable alliance” between the two countries. “President Trump’s historic decision in 2017 to move the embassy to Jerusalem set the record straight,” he said at the signing ceremony. “And today, with the agreement to begin building a permanent embassy complex, that decision becomes even deeper and more enduring.” In a separate post on X, Saar said: “Just as the US is vital and irreplaceable for Israel, Israel is vital for the US and its interests in the region.” The embassy agreement comes after the US and Israel fought alongside each other during a months-long military campaign against Iran. The move also follows a period of reported tensions between Trump and Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu amid disagreements over efforts to end the war with Iran.
- Political03 Jul, 03:11
Amerikan basını paylaştı: ABD İran'ı İsrail'in suikast planları konusunda uyardı
Amerikan Washington Post gazetesinin, yüksek düzeyli muvazzaf ve eski ABD'li yetkililere dayandırdığı habere göre, Trump yönetimi, İran'daki savaşın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden uluslararası deniz trafiğine açılmasına yönelik diplomatik girişimlerini sürdürürken, İsrail'in İran'ın baş müzakerecilerini hedef almasından endişelendi. Haberde, ABD yönetiminin özellikle İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'a yönelik olası suikast planlarına şiddetle karşı çıktığı, bu nedenle ilkbahar aylarında aracılar üzerinden Tahran'a İsrail'in niyetleri konusunda uyarı ilettiği iddia edildi. Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla konuşan bir ABD'li yetkili, "Bu kişileri öldürürseniz, pragmatistleri de ortadan kaldırmış olursunuz." ifadelerini kullandı. Habere göre, Trump yönetiminin savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik seçenekleri değerlendirmeye başladığı mart ayından itibaren ABD'li yetkililer, İsrailli muhataplarına İran'ın siyasi liderliğine yönelik suikastların sürdürülmemesi yönünde mesaj verdi. Analistler ise Washington'un İran'a doğrudan uyarı gönderme ihtiyacı hissetmesinin, ABD ile İsrail arasındaki görüş ayrılıklarını ve Trump yönetiminin İsrail hükümeti üzerindeki sınırlı etkisini ortaya koyduğunu değerlendiriyor. Eski ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Aaron David Miller, bunun ABD ile İsrail'in savaş hedeflerinin farklılaştığını gösterdiğini belirterek, İsrail Başbakanı'nın, ABD'nin yürütebileceği herhangi bir müzakere sürecini sekteye uğratma konusunda kararlı göründüğünü söyledi. Beyaz Saray'dan bir ABD'li yetkili ise gazeteye "Başkan, barış sürecinin işlemesini istiyor." açıklamasını yaptı. ABD'nin İsrail'in suikast planlarına ilişkin endişelerini daha önce bir diğer Amerikan gazetesi olan New York Times da gündeme getirmişti. Washington Post'un haberine göre, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonlarının başlamasının ardından İsrail çok sayıda İranlı siyasi ve askeri yetkiliyi hedef alırken, ABD ordusu ise İran'ın deniz ve füze kapasitesini zayıflatmaya odaklandı. Haberde, iki ülkenin başlangıçta İran'da rejim değişikliği hedefini paylaştığı ancak ABD'li yetkililerin Tahran'daki siyasi ve askeri yapının iktidarını koruyacağı değerlendirmesinin ardından tarafların hedeflerinin ayrıştığı öne sürüldü. İddiaya göre, İsrail'in mart ayı ortasında İran'ın üst düzey ulusal güvenlik yetkilisi Ali Laricani'yi öldürmesi, Washington ile Tel Aviv arasındaki görüş ayrılıklarını daha da derinleştirdi.
Milliyet - Political03 Jul, 03:23
ABD basınından İran temsilcilerine suikast iddiası. "İsrail'in suikastını ABD önledi"
İsrail'in İran heyetine suikast düzenlemeyi planladı ve ABD'nin bunu önlediği iddia edildi. ABD basınına konuşan yetkililere göre, ABD yönetimi İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'a yönelik olası suikast planlarına karşı, aracılar üzerinden Tahran'a İsrail'in niyetleri konusunda uyarı ilettiği belirtildi. Amerikan Washington Post gazetesinin, yüksek düzeyli muvazzaf ve eski ABD'li yetkililere dayandırdığı habere göre, Trump yönetimi, İran'daki savaşın sona erdirilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden uluslararası deniz trafiğine açılmasına yönelik diplomatik girişimlerini sürdürürken, İsrail'in İran'ın baş müzakerecilerini hedef almasından endişelendi. Haberde, ABD yönetiminin özellikle İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf'a yönelik olası suikast planlarına şiddetle karşı çıktığı, bu nedenle ilkbahar aylarında aracılar üzerinden Tahran'a İsrail'in niyetleri konusunda uyarı ilettiği iddia edildi. Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla konuşan bir ABD'li yetkili, "Bu kişileri öldürürseniz, pragmatistleri de ortadan kaldırmış olursunuz." ifadelerini kullandı. Habere göre, Trump yönetiminin savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik seçenekleri değerlendirmeye başladığı mart ayından itibaren ABD'li yetkililer, İsrailli muhataplarına İran'ın siyasi liderliğine yönelik suikastların sürdürülmemesi yönünde mesaj verdi. Analistler ise Washington'un İran'a doğrudan uyarı gönderme ihtiyacı hissetmesinin, ABD ile İsrail arasındaki görüş ayrılıklarını ve Trump yönetiminin İsrail hükümeti üzerindeki sınırlı etkisini ortaya koyduğunu değerlendiriyor. Eski ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Aaron David Miller, bunun ABD ile İsrail'in savaş hedeflerinin farklılaştığını gösterdiğini belirterek, İsrail Başbakanı'nın, ABD'nin yürütebileceği herhangi bir müzakere sürecini sekteye uğratma konusunda kararlı göründüğünü söyledi. Beyaz Saray'dan bir ABD'li yetkili ise gazeteye "Başkan, barış sürecinin işlemesini istiyor." açıklamasını yaptı. ABD'nin İsrail'in suikast planlarına ilişkin endişelerini daha önce bir diğer Amerikan gazetesi olan New York Times da gündeme getirmişti. Washington Post'un haberine göre, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonlarının başlamasının ardından İsrail çok sayıda İranlı siyasi ve askeri yetkiliyi hedef alırken, ABD ordusu ise İran'ın deniz ve füze kapasitesini zayıflatmaya odaklandı. Haberde, iki ülkenin başlangıçta İran'da rejim değişikliği hedefini paylaştığı ancak ABD'li yetkililerin Tahran'daki siyasi ve askeri yapının iktidarını koruyacağı değerlendirmesinin ardından tarafların hedeflerinin ayrıştığı öne sürüldü. İddiaya göre, İsrail'in mart ayı ortasında İran'ın üst düzey ulusal güvenlik yetkilisi Ali Laricani'yi öldürmesi, Washington ile Tel Aviv arasındaki görüş ayrılıklarını daha da derinleştirdi.
- Security05 Jul, 14:46
İran'dan çok net İsrail mesajı: Resmi olarak tanımayacağız
İran Meclis ve Müzakere Heyeti Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Müslümanlara ve "Direniş Cephesi"ne gerektiğinde füze gerektiğinde de siyasi destek vereceklerini belirterek, "ABD ile barışımız yok ve İsrail’i...Devamı için tıklayınız
Okumaya devam et
ilgili gelişmeler- Aynı ülke gündemicanlı
Körfez'in Güvenlik İkilemi: ABD'den Uzaklaşma Zamanı mı?
Davos'ta ocak ayında Kanada Başbakanı Mark Carney, 'orta güçlerin' bir araya gelerek büyük güçlerin baskısına direnmesi gerektiğini söyledi. Carney'nin hem Çin'e hem de ABD'ye karşı direniş çağrısı, çok kutuplu dünyaya geçiş sürecinde orta ölçekli devletlerin artan özerklik arayışını yansıttı. Bu söylem, özellikle uzun süredir ABD'yi başlıca güvenlik garantörü olarak gören Körfez ülkeleri için bir dönüm noktası niteliğinde. Körfez monarşileri, İran tehdidi ve bölgesel istikrarsızlık karşısında on yıllardır ABD'nin askeri varlığına bel bağladı. Ancak Washington'un politik öngörülemezliği ve küresel güç dengelerinin değişmesi, bu bağımlılığı sorgulatıyor. Carney'nin konuşması, Körfez'in kendi güvenlik mimarisini çeşitlendirme ve yeni ortaklıklar kurma ihtiyacını su yüzüne çıkardı. Multipolar düzene uyum sağlamaya çalışan Körfez ülkeleri, ABD ile ilişkileri korurken Çin ve Rusya ile derinleşen ekonomik ve diplomatik bağlarını nasıl dengeleyeceklerini tartışıyor. Bu stratejik ikilem, bölgenin gelecekteki güvenlik düzenlemelerini şekillendirecek temel unsur olarak öne çıkıyor.
ABD1 olay10 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Pakistan'ın ABD-İran Arabuluculuğu Küresel Takdir Topladı
Pakistan, ABD ile İran arasında yürüttüğü arabuluculuk sonucunda ateşkes ve kalıcı çözümün önünü açmayı hedefleyen bir mutabakat zaptı sağladı. Dışişleri kaynakları, bu tür bir arabuluculuk rolünün Pakistan'ın diplomatik tarihinde bir ilk olduğunu belirtiyor. Gelişme, uluslararası alanda takdir ve saygıyla karşılandı. Arabuluculuk sürecinin ayrıntıları henüz tam olarak açıklanmasa da, Pakistan'ın bu girişimi diplomatik nüfuzunu ve küresel imajını güçlendirdi. Tahran ile Washington arasındaki gerilimin tırmanma riski taşıdığı bir dönemde gelen bu adım, bölgesel istikrar açısından kritik önem taşıyor. Pakistan'ın, iki hasım ülke arasında iletişim kanalı tesis edebilmesi, ülkenin jeopolitik denklemdeki ağırlığını ortaya koyuyor. Anlaşmanın uygulanması ve kalıcı bir çözüme dönüşmesi önümüzdeki dönemin odak noktası olacak. Uluslararası camia, Pakistan'ın bu çabasını, nükleer silahlarla ilgili endişelerin ve bölgesel vekalet savaşlarının gölgelediği bir tabloda, diplomasi yoluyla kriz çözümüne katkı sağlayan bir örnek olarak değerlendiriyor.
ABD1 olay11 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Burgenstock'ta ABD-İran Barışı İçin 60 Günlük Yol Haritası
ABD ve İran, İsviçre'nin Burgenstock beldesinde Pakistan ve Katar arabuluculuğunda gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda, 60 gün içinde nihai barış anlaşmasına varmayı hedefleyen bir yol haritası üzerinde anlaştı. Pazar günü başlayıp Pazartesi gününe uzayan müzakereler, daha önce imzalanan İslamabad Mutabakat Zaptı çerçevesinde yürütüldü. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın katıldığı açılışta tarafların barışa yönelik samimiyetine vurgu yapıldı. Arabulucuların ortak açıklamasında, teknik detayların belirlenmesinin ardından nihai anlaşmaya 60 gün içinde ulaşılmasının kararlaştırıldığı duyuruldu. Mutabakat aylardır süren çatışmaları sonlandırma potansiyeli taşırken, İsrail'in "mücadelemiz bitmedi" açıklaması, ABD'deki ara seçimler ve taraflar arasındaki derin güvensizlik ateşkesin kalıcılığını tehdit eden unsurlar olarak öne çıkıyor. Eşzamanlı olarak İran ve ABD, Hürmüz Boğazı'nda askeri çatışmaları önlemek için bir iletişim hattı kurdu. ABD ayrıca Lübnan'daki ateşkesi denetlemek üzere bir mekanizma oluşturdu. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın Pakistan ziyaretinde bölgesel güvenlik yapısı çağrısı ve İslam ülkeleri arasında birlik vurgusu, diplomatik hareketliliğin genişlediğine işaret ediyor. Uzmanlar ise barış sürecinin "bozguncu" aktörlerce sekteye uğratılabileceği uyarısında bulunuyor.
ABD26 olay21 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
ABD 250. yaşını kutlarken tarihi kimin anlatacağı tartışılıyor
Amerika Birleşik Devletleri 250. kuruluş yıldönümünü resmî kutlamalarla karşılarken, bu etkinliklerin ağırlıklı olarak beyaz kurucu figürlere odaklanması eleştiri konusu oldu. The Guardian'ın haberine göre, ülke genelinde birçok topluluk, Freedom 250 gibi resmî programların dışladığı yerli halklar, göçmenler ve azınlıkların tarihini görünür kılmak için alternatif anma etkinlikleri düzenliyor. Bu durum, ulusal kimlik ve tarih yazımı konusunda süregelen kültürel mücadeleyi gözler önüne seriyor. Resmî kutlamalarda sahne alan isimler ve anlatılar, ülkenin çokkültürlü yapısını yeterince yansıtmadığı gerekçesiyle sorgulanıyor. Toplumsal hareketler, tarihsel adaletsizliklerin ve unutulmuş hikâyelerin bu dönüm noktasında hatırlanması gerektiğini savunuyor. Tartışma, yalnızca geçmişe dair bir muhasebe değil, aynı zamanda ABD'nin gelecekte nasıl bir ulus olarak tanımlanacağı sorusunu da gündeme getiriyor. Küresel düzeyde, birçok ülke ulusal yıldönümlerinde benzer tarih yorumu çatışmaları yaşarken, ABD'deki bu gerilim, iç siyasetteki kutuplaşmanın bir uzantısı olarak değerlendirilebilir. Özellikle son yıllarda ırk ve tarih konularındaki toplumsal yüzleşme, 250. yıl kutlamalarının nasıl şekilleneceği konusunu daha da hassas hale getirdi. Resmî anlatı ile tabandan yükselen talepler arasındaki bu gerilim, önümüzdeki aylarda da kültür, eğitim ve siyaset alanlarında yankı bulmaya devam edecek.
ABD7 olay11 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
ABD-Çin süper savaşına anayasal fren: Kongre yetkisi tartışması
Responsible Statecraft’ın analizi, ABD-Çin süper savaşı fikrini sorguluyor. Yazar, Başkan Trump’ın İran’a yönelik yetkisiz saldırısını örnek göstererek, yürütmenin savaş yetkilerinin anayasal sınırlarını hatırlatıyor. Kurucuların yalnızca Kongre’ye savaş ilan etme yetkisi vermesinin bilgeliğine dikkat çekiliyor. Analiz, Kongre’nin başkomutana “bizi böyle bir sıkıntıya sokma” yetkisi vermesi gerektiğini vurguluyor. Trump’ın hukuka uyması halinde İran’a yönelik yıkıcı saldırıyı başlatmayabileceği belirtiliyor. Aynı anlayışsızlık, çok daha büyük bir felakete, yani bir ABD-Çin savaşına yol açabilir. Yazı, yürütme erkinin tek taraflı kararlarının riskine işaret ederek, siyasi ve askeri karar alıcıları anayasal süreçlere bağlı kalmaya çağırıyor. Süper güçler arası bir çatışmanın Kongre denetimi olmadan başlatılmasının uluslararası sistemde yaratacağı yıkıma dikkat çekiliyor.
ABD1 olay10 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
ABD'nin 250. Yaş Gününde Derin Fay Hatları Yeniden Gündemde
2 Temmuz 2026'da ABD'nin 250. kuruluş yıldönümünde, Chatham House yorumcusu Jon Wallace, ülkenin hâlâ fay hatlarıyla tanımlandığını belirtiyor. En acil fay hattı, hükümet sistemine inananlarla inanmayanlar arasındaki bölünme olarak öne çıkıyor. Bu ayrışma, modern zamanlarda yeniden alevlenen temel bir çatışma olarak değerlendiriliyor. Tarihsel olarak ABD, kuruluşundan bu yana bu tür kırılmalarla şekillendi. 250 yıl boyunca süregelen fay hatları, günümüzde siyasi kutuplaşmanın derinleşmesiyle yeniden kritik bir önem kazandı. Sistemin meşruiyetine duyulan inancın zayıflaması, demokratik kurumlara güveni aşındırıyor ve iç siyasi istikrarı tehdit ediyor. Bu dinamik, ABD'nin küresel liderlik rolünü de etkileme potansiyeli taşıyor.
ABD19 olay4 sa önce