İsrail'den Türkiye'nin Suriye'deki Konumuna 'Stratejik Tehdit' Çıkışı
İsrail'de yayımlanan bir analiz, Türkiye'nin Suriye'de giderek güçlenen etkisini Tel Aviv açısından stratejik bir tehdit olarak nitelendirdi. Yahudi Ulusal Girişimi'nin kurucularından Ariel Harkham, Jerusalem Post gazetesindeki yazısında, Türkiye'nin bölgedeki hamlelerinin İsrail'i kuşatan bir köprü oluşturduğunu öne sürdü. Harkham'a göre, Türkiye'nin Suriye'deki varlığı, İran, Lübnan ve Gazze hattıyla birleşerek İsrail için yeni bir güvenlik denklemi yaratıyor. Analiz, Türkiye'nin askeri ve siyasi adımlarının İsrail'in bölgesel çıkarlarına doğrudan meydan okuduğunu savunurken, İsrail kamuoyunda 'Ne yapılmalı?' sorusunu gündeme getirdi. Değerlendirmede, Türkiye'nin Suriye'de kalıcı bir nüfuz tesis etmesinin, İsrail'in kuzey sınırındaki tehdit algısını derinleştirdiği vurgulandı. Bu çıkış, son dönemde normalleşme sinyalleri verilen Türkiye-İsrail ilişkilerindeki kırılganlığı yansıtırken, Ankara'nın bölgesel angajmanının Tel Aviv'de yarattığı rahatsızlığın altını çiziyor. İsrail'deki bazı çevreler, Türkiye'nin adımlarına karşı diplomatik ve askeri seçeneklerin masaya yatırılması gerektiğini dile getiriyor.
This summary is currently in Turkish; automated English translation is coming soon.
Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.
Bu gündemi takip et
ABD gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.
Timeline
latest: 16 Jun- Economic16 Jun, 11:28
'Türkiye'den Tel Aviv'i kıskaca alan köprü' diyerek duyurdular! 'İsrail harekete geçecek mi?'
MİLLİYET.COM.TR / İsrail'de yayımlanan bir analiz, Türkiye'nin bölgedeki yükselen etkisinin Tel Aviv'de yarattığı rahatsızlığı gözler önüne serdi. ‘STRATEJİK TEHDİT’ Yahudi Ulusal Girişimi'nin kurucularından Ariel Harkham, Jerusalem Post gazetesinde kaleme aldığı yazıda Türkiye'nin Suriye'de giderek güçlenen konumunu İsrail açısından "stratejik tehdit" olarak değerlendirdi. İran, Lübnan ve Gazze'deki gelişmelerin ardından gözünü Suriye'ye çeviren Harkham, İsrail yönetimine dikkat çekici çağrılarda bulundu. İsrail destekli ayrılıkçı Dürzi grupların etkili olduğu güney Suriye'nin Somaliland benzeri bir yapıyla tanınması gerektiğini savunan yazar, bölgedeki Dürzilerin Türkiye'nin yükselen etkisine karşı kullanılabilecek stratejik bir unsur olduğunu ileri sürdü. ‘TÜRKİYE’DEN İSRAİL’İ KISKACA ALAN KÖPRÜ’ Yazının en dikkat çekici bölümlerinden biri Türkiye'nin Suriye'deki etkisine ilişkin değerlendirmeler oldu. Harkham, Ankara’nın Esad sonrası dönemde Suriye'yi Türkiye'nin stratejik nüfuz alanına dönüştürmeye çalıştığını öne sürdü. Türkiye'nin kuzey Suriye'deki askeri varlığını güçlendirdiğini ve Şam yönetimi üzerindeki etkisini artırdığını iddia eden Harkham, "Türkiye’den İsrail’i kıskaca alacak bir köprü kuruluyor" ifadelerini kullandı. ‘SONUCU FELAKET OLABİLİR’ İsrailli yazar, bu sürecin sonuçlarının ağır olabileceğini savunarak, "Bunun sonucu felaket olabilir. İsrail bu sürecin olgunlaşmasını bekleyemez" değerlendirmesinde bulundu. ‘BÜYÜK BİR GÜÇ’ Harkham, Türkiye'nin yalnızca söylemleriyle değil askeri kapasitesi, savunma sanayii yatırımları ve bölgesel hamleleriyle de etkisini artırdığını belirterek, İsrail'in karşısındaki tablonun geçmişteki tehditlerden farklı olduğunu ileri sürdü. Yazıda, "Bu kez tehdit bir milis gücü değil. NATO üyesi, güçlü ekonomiye sahip ve İsrail'in kuzey kapısında askeri nüfuz kuran büyük bir güç söz konusu" ifadelerine yer verildi. ‘TEL AVİV DİKKATLE İZLEMELİ’ Harkham, Türkiye'nin son yıllarda geliştirdiği savunma sanayii kapasitesine, askeri yatırımlarına ve bölgesel nüfuzuna dikkat çekti. Ankara'nın Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Afrika'dan Orta Doğu'ya kadar geniş bir coğrafyada etkisini artırdığını belirten yazar, İsrail'in bu yükselişi dikkatle izlemesi gerektiğini savundu. Yazıda Türkiye'nin "Mavi Vatan" doktrini, savunma projeleri, bölgesel diplomasi hamleleri ve Suriye'deki etkisi İsrail açısından uzun vadeli stratejik meydan okuma olarak gösterildi. ‘TÜRK DALGASINA KARŞI DUVAR’ İsrailli yazar, Tel Aviv yönetimine güney Suriye'deki Dürzi topluluklarını destekleme çağrısında bulundu. Harkham, Dürzilerin Türkiye'nin bölgede artan etkisine karşı bir "tampon bölge", "direniş hattı" ve "karşı ağırlık" görevi görebileceğini öne sürdü. Yazıda İsrail'in Dürzi özerkliğini desteklemesi, yerel yönetimlerle güvenlik koordinasyonu kurması ve bölgede yeni bir siyasi yapılanmanın oluşmasına katkı sağlaması gerektiği savunuldu. Harkham, Dürzilerin "Türk dalgasına karşı duvar oluşturabilecek tek nüfus" olduğunu ileri sürerken, güney Suriye'nin "Türk müdahalesine karşı direnç bölgesi" haline getirilmesi gerektiğini söyledi. ‘BUNUNLA YETİNMEMELİYİZ’ Yazıda İsrail'in yalnızca Suriye'de değil Afrika Boynuzu'nda da Türkiye'nin etkisini sınırlayacak adımlar atması gerektiği öne sürüldü. Harkham, Somaliland'ın tanınmasının Somali'deki Türk etkisini dengeleyebileceğini savunurken, İsrail'in bununla yetinmemesi gerektiğini ifade etti. ‘KONU TÜRKİYE OLUNCA İTAAT EDEMEYİZ’ Yazının dikkat çeken bölümlerinden biri de ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki ilişkilere yönelik değerlendirmeler oldu. Harkham, Trump'ın Erdoğan'a yönelik olumlu yaklaşımına işaret ederek, İsrail'in Türkiye politikasında tamamen Washington'un tercihleri doğrultusunda hareket etmemesi gerektiğini savundu. "Konu Türkiye olduğunda İsrail sadece itaat edemez" ifadelerini kullanan yazar, İsrail'in kendi güvenlik hesaplarını doğrudan yapması gerektiğini ileri sürdü. ‘ANKARA'NIN YÜKSELİŞİ DURDURULMALI’ Harkham, İsrail'in Türkiye'nin bölgesel nüfuzunun daha da güçlenmesini beklemeden harekete geçmesi gerektiğini savundu. İsrailli yazar, Ankara'nın Suriye'de kalıcı bir stratejik derinlik oluşturduğunu ve bunun İsrail açısından yeni bir güvenlik denklemi yarattığını öne sürdü. ‘İSRAİL HAREKETE GEÇECEK Mİ?’ Analizin sonunda Tel Aviv yönetimine açık çağrıda bulunan Harkham, Türkiye'nin Suriye'deki etkisinin geri döndürülemez bir noktaya ulaşmadan önce karşı hamle yapılması gerektiğini savunarak şu ifadeleri kullandı: "İsrail'in Türkiye'nin kuşatma mimarisini tamamlamasını bekleme lüksü yok. Uyarı zaten yapıldı. Soru şu: İsrail harekete geçecek mi?” Son olarak analiz, Ankara'nın Suriye'deki etkisinin, savunma sanayiindeki yükselişinin ve bölgesel nüfuzunun Tel Aviv'de giderek daha fazla tartışılan bir başlık haline geldiğini ortaya koyarken, Türkiye'nin bölgesel güç projeksiyonunun İsrail'de yakından takip edildiğini de gözler önüne serdi.
Milliyet - Diplomatic16 Jun, 14:36
ABD'den İsrail'e bir darbe daha! Tel Aviv'e kapıları kapattı: Göremezsiniz
Kanal 12 televizyonunun haberine göre, İsrail'in cuma günü İsviçre'de imzalanacağı açıklanan anlaşmanın ayrıntılarını hala bilmediğine dikkati çekildi. ABD'DEN İSRAİL'İN TALEBİNE RET Mutabakat metninin henüz açıklanmadığı hatırlatılan haberde, İran basınının anlaşmanın içeriğine dair bilgiler paylaşmasına karşın ABD'nin İsrail'in mutabakat metnini görme talebine olumsuz yanıt verdiği aktarıldı. Basına sızan bilgilerde, 14 maddelik metinde, İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyinden çekilmesi, Hürmüz Boğazı'nın açılması, İran'a uygulanan yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması gibi maddelerin bulunduğu ifade edilmişti. İsrail Başbakanı Netanyahu da dün düzenlediği basın toplantısında, "Anlaşmanın ne olacağını hala bilmiyoruz" ifadelerini kullanmıştı. TEL AVİV MÜTABAKATI 'ŞOK EDİCİ' OLARAK NİTELEMİŞTİ İsrailli yetkililer, ABD ile İran arasında varılan mutabakatı “şok edici” olarak nitelendirerek bunun, Tel Aviv yönetiminin beklentilerinin aksi yönünde bir gelişme olduğunu belirtti. 'BİZ OLMASAK İSRAİL OLMAZDI' Öte yandan ABD Başkanı Trump, G7 Zirvesi'nde dikkat çeken açıklamalarda bulunmuştu. Trump, son ayrıntıları konuştuklarını aktararak "Biz olmasak, ABD olmasa İsrail olmazdı. Ben olmasam İsrail olmazdı çünkü hiçbir başkan benim yaptıklarımı yapmaya istekli değildi. Bibi (Binyamin Netanyahu) ile harika ilişkim var ama artık Bibi, Lübnan konusunda daha sorumlu davranmak zorunda." dedi. Trump, Netanyahu'yla ilişkisini "inanılmaz" olarak niteleyerek "Ben bu işe karışmasaydım İsrail çoktan havaya uçmuş olurdu." ifadesini kullandı. Netanyahu'nun Washington'a gelerek eski ABD Başkanı Barack Obama'ya anlaşma yapmaması için yalvardığını belirten Trump, Obama'nın "İsrail'in değil, İran'ın tarafında" yer aldığını savundu. ABD-İRAN MUTABAKATI Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD ve İran'ın mutabakata vardığını duyurmuştu. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi de ABD ile mutabakata varıldığını doğrulayarak, mutabakat zaptının 19 Haziran'da İsviçre'de imzalanacağını açıklamıştı. ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yapılan barış anlaşmasının tamamlandığını, Hürmüz Boğazı'nın açılarak ABD'nin deniz ablukasının derhal kaldırılacağını belirtmişti. ABD-İran mutabakatının özellikle Lübnan'ı da kapsayacağının açıklanması İsrail'de tartışmalara neden olmuş, İsrail Başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, Lübnan'ın güneyinde işgal ettikleri bölgelerden çekilmeyeceklerini ileri sürmüştü. G7 Zirvesi'nde Macron ve Zelenskiy'den Trump dedikodusu! Mikrofon açık kaldı Beyaz Saray'daki UFC etkinliğinde dronlu saldırı engellendi! FBI Direktörü Patel duyurdu
Milliyet
Okumaya devam et
ilgili gelişmeler- Aynı ülke gündemicanlı
Körfez'in Güvenlik İkilemi: ABD'den Uzaklaşma Zamanı mı?
Davos'ta ocak ayında Kanada Başbakanı Mark Carney, 'orta güçlerin' bir araya gelerek büyük güçlerin baskısına direnmesi gerektiğini söyledi. Carney'nin hem Çin'e hem de ABD'ye karşı direniş çağrısı, çok kutuplu dünyaya geçiş sürecinde orta ölçekli devletlerin artan özerklik arayışını yansıttı. Bu söylem, özellikle uzun süredir ABD'yi başlıca güvenlik garantörü olarak gören Körfez ülkeleri için bir dönüm noktası niteliğinde. Körfez monarşileri, İran tehdidi ve bölgesel istikrarsızlık karşısında on yıllardır ABD'nin askeri varlığına bel bağladı. Ancak Washington'un politik öngörülemezliği ve küresel güç dengelerinin değişmesi, bu bağımlılığı sorgulatıyor. Carney'nin konuşması, Körfez'in kendi güvenlik mimarisini çeşitlendirme ve yeni ortaklıklar kurma ihtiyacını su yüzüne çıkardı. Multipolar düzene uyum sağlamaya çalışan Körfez ülkeleri, ABD ile ilişkileri korurken Çin ve Rusya ile derinleşen ekonomik ve diplomatik bağlarını nasıl dengeleyeceklerini tartışıyor. Bu stratejik ikilem, bölgenin gelecekteki güvenlik düzenlemelerini şekillendirecek temel unsur olarak öne çıkıyor.
ABD1 olay10 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
İsrail Uzayda Saldırı Lazer Silahları Geliştirmeyi Planlıyor
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, geçen hafta düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin uzaydan saldırı amaçlı lazer silahları geliştirmeyi planladığını açıkladı. Katz, "Hiçbir ülkenin uzayda saldırı düzenleme kabiliyeti yok. Bu kapasiteyi elde ederek dünyada lider ülke olmalıyız" ifadelerini kullandı ve bu hamlenin caydırıcılık avantajı sağlayacağını belirtti. Bu duyuru, İsrail'in devam eden kara savaşlarının yanı sıra askeri hedeflerini uzaya taşıma niyetini ortaya koyuyor. Uzayın silahlandırılması uluslararası alanda hassas bir konu olmaya devam ederken, İsrail'in bu adımı diğer uzay güçlerinin tepkisine yol açabilir ve yeni bir stratejik rekabet alanı yaratabilir. Planın zaman çizelgesine veya teknik ayrıntılara ilişkin henüz bir bilgi paylaşılmadı.
ABD1 olay10 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Netanyahu: Lübnan'daki Hristiyan Köyler İsrail'e İlhak Talebinde Bulundu
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Lübnan'ın güneyindeki bazı Hristiyan köylerinin Hizbullah'tan korunmak amacıyla İsrail'e ilhak edilmeyi talep ettiğini öne sürdü. Netanyahu, Hizbullah'ın bu köyleri tehdit ettiğini ve İsrail'in onları koruduğunu iddia etti. Bu açıklama, İsrail ile Lübnan arasındaki gerginliklerin sürdüğü bir dönemde geldi. Netanyahu'nun iddiası bağımsız kaynaklarca doğrulanmadı ve Lübnanlı yetkililerden herhangi bir yanıt alınmadı. Bölgedeki Hristiyan toplulukların siyasi duruşu karmaşık olup, İsrail'in bu tür ifadeleri Lübnan'ın egemenliği ve iç dinamikleri üzerinde tartışmalara yol açabilir.
ABD1 olay10 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
ABD'nin 250. Yaş Gününde Derin Fay Hatları Yeniden Gündemde
2 Temmuz 2026'da ABD'nin 250. kuruluş yıldönümünde, Chatham House yorumcusu Jon Wallace, ülkenin hâlâ fay hatlarıyla tanımlandığını belirtiyor. En acil fay hattı, hükümet sistemine inananlarla inanmayanlar arasındaki bölünme olarak öne çıkıyor. Bu ayrışma, modern zamanlarda yeniden alevlenen temel bir çatışma olarak değerlendiriliyor. Tarihsel olarak ABD, kuruluşundan bu yana bu tür kırılmalarla şekillendi. 250 yıl boyunca süregelen fay hatları, günümüzde siyasi kutuplaşmanın derinleşmesiyle yeniden kritik bir önem kazandı. Sistemin meşruiyetine duyulan inancın zayıflaması, demokratik kurumlara güveni aşındırıyor ve iç siyasi istikrarı tehdit ediyor. Bu dinamik, ABD'nin küresel liderlik rolünü de etkileme potansiyeli taşıyor.
ABD19 olay4 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
Kelsey Pfendler, 43 günde tek başına okyanus aşarak tarihe geçti
32 yaşındaki Amerikalı Kelsey Pfendler, Kaliforniya'dan Hawaii'ye kadar 2.400 millik rotayı tek başına kürek çekerek tamamlayan ilk Amerikalı kadın oldu. Pfendler, 44 günden kısa sürede bitirdiği yolculuğuyla mevcut rekorları da kırdı. Zorlu deniz koşullarına karşı gösterdiği direnci sosyal medyada paylaştığı macerası, dünya çapında ilgi uyandırdı. Bu solo sefer, yalnızca fiziksel dayanıklılık açısından değil, aynı zamanda toplumsal farkındalık yaratma hedefiyle de öne çıkıyor. Pfendler, girişimiyle Whale Fo adlı kuruluşa 30.000 doların üzerinde bağış toplayarak deniz memelilerinin korunmasına katkı sağladı. Rekor kıran performansı, okyanus kürekçiliğinde yeni bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, Pasifik Okyanusu'nun öngörülemeyen akıntıları ve hava koşulları düşünüldüğünde, bu tür bireysel geçişlerin hem büyük risk hem de üstün beceri gerektirdiğini belirtiyor. Pfendler'in başarısı, kadın sporcuların ekstrem dayanıklılık alanındaki temsilini güçlendirirken, okyanus ekosistemine yönelik tehditlere dikkat çekme açısından da sembolik bir anlam taşıyor.
ABD1 olay36 dk önce - Aynı ülke gündemicanlı
NATO zirvesi öncesi artan savunma harcamaları Avrupa bütçelerini sıkıştırıyor
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, bu hafta düzenlenecek ittifak zirvesinde üye ülkelerin savunma harcamalarını artırma sözlerini tuttuklarını vurgulamaya hazırlanıyor. Ancak kaydedilen ilerleme üye ülkeler arasında farklılık gösteriyor ve ittifak içinde belirgin görüş ayrılıkları ortaya çıkıyor. Avrupa genelinde bütçe sınırları zorlanırken, artan savunma harcamaları ekonomik baskıları artırıyor. Zirvede, kolektif savunma hedefleri ile ulusal mali kısıtlar arasındaki gerilimin tartışılması bekleniyor.
ABD1 olay52 dk önce