Pakistan’ın Güç Seçkinleri Kritik Minerallerde Umut Arıyor
Pakistan’ın güç seçkinleri, özellikle güvenlik yapılarındaki isimler, on yıllardır sarsılmaz bir özgüven sergiliyor. Bu özgüvenin dayanağı zaman içinde askeri güçten, ülkenin kritik jeopolitik konumuna ve şimdi de başta çalkantılı bölgelerde yoğunlaşan kritik mineraller olmak üzere fiziksel kaynaklara kaydı. Dawn gazetesindeki değerlendirmeye göre, bu iyimserlik çoğu zaman sahadaki gerçeklerle örtüşmüyor. Yeni umut kaynağı olan madenlerin bulunduğu bölgelerdeki istikrarsızlık, beklentilerin karşılanmasının önünde ciddi engeller olarak duruyor.
Bağlam, hikayenin etrafındaki ülke + lider + komşu hikaye ağına dayanılarak AI tarafından üretildi. Olgu içerikleri için her zaman üstteki kaynak linklerine başvurun.
Bu gündemi takip et
Singapur gelişmelerini kaçırma — ücretsiz kaydol, günlük brifinginde gör.
Zaman çizelgesi
en güncel: 10 sa önce- Güvenlik19 Tem 04:24
Destination Pakistan
PAKISTAN’S power elite, particularly those within the security structures, has rarely lacked confidence, maintaining an optimism that ground realities seldom justify. Over the decades, the sources of this self-assurance have shifted, from military might to the country’s critical geopolitical location, and now to physical resources, chief among them the critical minerals concentrated in the turbulent province of Balochistan. What remains constant is not the source of hope, but the elite’s persistent unwillingness to reconcile it with Pakistan’s actual sociological, political and economic indicators, which tell a far less reassuring story. The power elite might not have been surprised by the European Commission’s latest report on the implementation of the GSP-Plus, which flagged certain compliance issues. This latest assessment comes at a time when Pakistani exporters enjoy preferential access to the European market in return for implementing 27 international conventions covering human rights, labour rights, environmental protection, climate action and good governance. The European Union, which counts Pakistan among the top beneficiaries of its Generalised Scheme of Preferences Plus, emphasised that the country would have to overcome certain shortcomings to qualify under the revised framework. The EU report will hardly impact the power elite’s attitude towards its record on human rights, the rule of law, justice, freedom of the press, and democracy, as it appears to neither believe in these values nor see democracy as a system that best suits the country. Its sources of inspiration lie elsewhere: China and the Gulf monarchies fascinate Pakistan’s elites far more, and their authoritarian developmentalism seems more viable to them. Against this backdrop, they keep treating the population as subjects rather than citizens with constitutional rights. For the power elite, compliance with Western frameworks, including GSP-Plus, regimes like FATF, and conditions imposed by the IMF is merely a tool. They believe that through such mechanisms, the West seeks to manoeuvre developing countries and keep them subservient. Consequently, they half-heartedly try to fulfil the minimum compliance requirements to keep the West engaged and to secure their economic, and more importantly, geopolitical and strategic relevance in Western capitals. Perhaps this arrangement suits the Western nations as well, allowing them to satisfy their own constituencies that, at the very least, the country is trying to adhere to international human rights norms. The EU report will hardly impact the power elite’s approach to rights and the rule of law. The power elite’s optimism is the real obstacle to building a functional democracy in Pakistan. They believe the country can score exceptionally well on economic and social indicators while following authoritarian models, and that electoral cycles every four to five years break the momentum of progress. What they fail to realise is that most autocracies fail, succumbing to severe corruption, economic collapse and human flight. Stable authoritarian states, such as China and Singapore, have built highly professional, well-compensated, and competitive civil services, where public policy is executed by skilled technocrats rather than political appointees, a feature that Pakistan’s own model completely misses. The power elite does not care about the political, social or security-related apprehensions the international community holds regarding Pakistan, not even those of the autocracies and monarchies it admires most. Pakistan continues to struggle on the global stage, ranking 91st on the Fragile States Index. Categorised under the ‘Alert’ bracket, the country is wedged between Eritrea and Uganda. Across major global governance, stability, and human rights indices, Pakistan’s performance reflects a challenging environment marked by heightened security vulnerabilities and political volatility. The Global Terrorism Index paints an even grimmer picture, placing Pakistan at the very top as the nation most impacted by terrorism globally, followed by Burkina Faso at number two. Pakistan has been combating terrorism and political violence for the last two and a half decades. This prolonged struggle makes it a unique case; other nations that were once heavily ravaged by similar forms of violence, such as Syria, Iraq and Afghanistan, have long since seen relative improvements in their indicators. Similarly, Pakistan’s standing on the Freedom in the World index is unsurprising, with a low score of 32 out of 100 and further decline expected. In this landscape, civil liberties remain an alien concept. Pakistan ranks worse than Guinea-Bissau (which is also rated ‘Partly Free’ but scores one point higher). Meanwhile, Angola is struggling just to catch up with Pakistan’s failing metrics. Naturally, a country struggling across all major social and political indicators cannot perform well on the rule of law. On the WJP Rule of Law Index, Pakistan ranks a dismal 130th out of 143 nations globally. According to the Economist Intelligence Unit’s Democracy Index, Pakistan recently underwent a significant downgrade, dropping out of the ‘Hybrid Regime’ category to be explicitly classified as an ‘Authoritarian Regime’. While the country has ideologically converged with the authoritarian models its elites idealise, it continues to fail at improving its basic economic and social indicators. Ultimately, across all major global evaluations, Pakistan shares statistical boundaries with nations undergoing severe structural crises, military-backed administrations, or acute civil conflicts. While its legal, constitutional framework technically grants it slightly better civic space scores, such as a ‘Partly Free’ status in Freedom in the World data, which places it above authoritarian Algeria, the practical realities of high terrorism rates, state fragility and restricted democratic participation place it on par with heavily securitised states. However, statistics, indicators and warnings by the EU are not going to change the minds of the power elite, as they still live under the illusion that the harder and more authoritarian the state becomes, the more resilient and strong the nation will grow. But what is a nation for them? Should a select segment of the elites or a common citizen too reserve the right to be part of the nation? The writer is a security analyst. Published in Dawn, July 19th, 2026
Okumaya devam et
ilgili gelişmeler- Aynı ülke gündemicanlı
Hong Kong merkezli IOMed arabuluculukta yeni bir başarıya imza attı
Hong Kong merkezli hükümetlerarası bir arabuluculuk kuruluşu olan Uluslararası Arabuluculuk Örgütü (IOMed), Singapur ve anakara Çin taraflarının yer aldığı bir anlaşmazlığın çözümünün ardından en az bir yeni davayı daha başarıyla sonuçlandırdı. IOMed Genel Sekreteri Teresa Cheng Yeuk-wah, Pazar günü yaptığı açıklamada örgütün etki alanının 46 imzacı ülke ve 16 sözleşmeli devlete ulaştığını duyurdu. Hong Kong’da konuşlanan bu kurumun üye sayısındaki artış, bölgenin uluslararası uyuşmazlık çözümünde artan rolüne işaret ediyor.
Singapur1 olay8 sa önce - Aynı ülke gündemicanlı
BAE'nin Hürmüz'ü bypass planı trilyon dolarlık ekonomik kalbini açıkta bırakıyor
Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz Boğazı'na bağımlılığını sıfırlama hedefi belirlerken, ekonominin temel direkleri olan Cebel Ali ve Halife limanları tam da kaçınmak istediği bu dar su yolunun içinde yer alıyor. Yıllık 1 trilyon doları aşan petrol dışı ticaretin büyük bölümünü yöneten bu limanlar, Asya ile ticaretin can damarı konumunda. Bu çelişki, BAE'nin stratejik hedefleri ile coğrafi gerçeklik arasındaki gerilimi gözler önüne seriyor. Hürmüz Boğazı'ndaki siyasi ve askeri riskler, özellikle İran ile yaşanan gerginlikler, BAE'yi alternatif rota arayışına itiyor. Etihad Demiryolu ağı ve Füceyre limanı gibi projelerle boğaz dışına taşma çabası sürse de, bu altyapılar Jebel Ali ve Khalifa'nın dev kapasitesini ikame etmekten uzak. Ayrıca, boru hatları ve kara yolları deniz taşımacılığının maliyet ve hacim avantajlarını sağlayamıyor. Körfez ülkelerinin dar boğaz riskini azaltma girişimleri bölgesel bir eğilim olsa da, BAE'nin durumu coğrafi kısıtların ekonomik gerçeklerle nasıl çatıştığını örnekliyor. Petrol dışı ticaretin sürdürülebilirliği için Hürmüz'den bağımsız bir çözüm üretilememesi, ülkenin uzun vadeli güvenlik ve refah planlarını zorlayan bir açmaz yaratıyor.
Singapur1 olay1 gün önce - Aynı ülke gündemicanlı
21 Ülkenin Ticaret Bakanları Auckland'da Yatırım ve Ticaretin Geleceğini Görüşüyor
Ticaret ve Yatırım Bakanı Todd McClay'ın başkanlığında, 17 Temmuz'da Auckland'da düzenlenecek İkinci Yatırım ve Ticaretin Geleceği Ortaklığı (FITP) Bakanlar Toplantısı, 21 ülkeyi temsilen 10 ticaret bakanı ve 100'e yakın delegeyi bir araya getiriyor. Toplantı, Yeni Zelanda'nın son yirmi yılda ev sahipliği yaptığı en önemli uluslararası ticaret etkinliklerinden biri olarak tanımlanıyor. FITP girişimi, üye ekonomiler arasında yatırım ve ticaretin geleceğine yön vermeyi amaçlıyor. Bu yılki toplantıda, tedarik zinciri dayanıklılığı, dijital ticaret ve sürdürülebilir yatırımlar gibi konuların ele alınması bekleniyor. Yeni Zelanda'nın çok taraflı ticaret diplomasisindeki etkin rolünü pekiştiren etkinlik, katılımcı ülkelerin küresel ticaret mimarisindeki iş birliğini derinleştirme fırsatı sunuyor.
Singapur1 olay3 gün önce - Aynı ülke gündemicanlı
Türkiye'de Yaşam Süresi Dünya Ortalamasının Üzerine Çıktı
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Dünya Nüfus Günü 2025 kapsamında yayımladığı bültende, Birleşmiş Milletler verilerine dayanarak Türkiye'de doğuşta beklenen yaşam süresinin dünya ortalamasını aştığını duyurdu. Rapora göre Türkiye'de erkekler için beklenen yaşam süresi 75,5 yıl, kadınlar için ise 80,7 yıl olarak hesaplandı. Bu değerler, küresel ortalamaların üzerinde yer alarak ülkenin sağlık ve yaşam koşullarındaki iyileşmeyi ortaya koyuyor. Kadınların erkeklerden ortalama 5,2 yıl daha uzun yaşaması dikkat çekerken, veriler demografik planlama açısından önem taşıyor.
Singapur1 olay09 Tem - Aynı ülke gündemicanlı
Temasek Çin portföyünü yapay zekayla 7,7 milyar dolar büyüttü
Singapur devlet yatırım fonu Temasek, Çin pozisyonlarını son beş yılın en büyük artışı olan 7,7 milyar dolar yükselterek portföyünü yapay zeka odaklı sektörlere kaydırdı. Bu stratejik değişim, şirketin Çin'deki yapay zeka donanımı ve altyapısı, robotik, biyoteknoloji ve enerji dönüşümü alanlarına yatırımlarını yoğunlaştırdığını gösteriyor. Temasek'in bu hamlesi, jeopolitik belirsizliklere rağmen Çin'in teknoloji sektörüne duyulan uzun vadeli güvenin bir işareti olarak yorumlanıyor. Fonun yeniden konumlanması, küresel yapay zeka rekabetinde Çin'in artan rolüne ve özellikle altyapı ve yarı iletkenler gibi stratejik alanlardaki fırsatlara dikkat çekiyor.
Singapur1 olay08 Tem - Aynı ülke gündemi
Xi-Trump Zirvesi Sonrası Shangri-La Diyaloğu'nda Kritik Sinyaller Bekleniyor
Asya'nın en büyük savunma forumu Shangri-La Diyaloğu, bu hafta Singapur'da toplanıyor. Gündemin merkezinde, kısa süre önce gerçekleşen Xi-Trump zirvesinin sonuçları ve bu sonuçların bölgesel güvenliğe etkileri yer alıyor. Nanjing Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Okulu Dekanı Zhu Feng'e göre, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in forumda yapacağı konuşma, iki lider arasındaki görüşmenin savunma ilişkilerine ne ölçüde yansıdığını anlamak için önemli bir ölçüt olacak. Xi-Trump zirvesinin ardından ilişkileri yeniden dengeleme arayışındaki ABD ve Çin için Shangri-La Diyaloğu, stratejik niyetlerin netleşeceği bir platform işlevi görecek. Hegseth'in açıklamaları, Washington'un Asya'daki askeri duruşu ve bölgesel işbirliğine dair ipuçları sunarken, katılımcı ülkeler zirvenin yarattığı atmosferin somut adımlara dönüşüp dönüşmeyeceğini dikkatle izleyecek. Forum, özellikle Güney Çin Denizi ve Tayvan Boğazı gibi hassas konularda tarafların pozisyonlarını test etme fırsatı olarak görülüyor.
Singapur1 olay27 May