Kosovalı siyasetçi
Statement by President von der Leyen at the joint press conference with the Prime Minister of Kosovo, Albin Kurti
European Commission Statement Pristina, 01 Oct 2026 Prime Minister Kurti, Dear Albin. Thank you for welcoming me back to Pristina, for the sixth time. Kosovo is going through an important political moment. I want...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Birleşmiş Milletler'de yoğun diplomasi trafiği
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu temasları kapsamında devlet ve hükümet başkanlarıyla yoğun bir diplomasi trafiği yaşadı. 16 ikili görüşme yaptı, 4 toplantıya katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM 81. Genel Kurulu'na katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere geldiği ABD'nin New York şehrinde Genel Kurul başta olmak üzere birçok toplantıya katıldı, ülke liderleri ve uluslararası kuruluşun üst düzey temsilcisiyle önemli görüşmeler gerçekleştirdi. BM Genel Merkezi karşısında yer alan Türkevi'nde yoğun diplomatik görüşmeler yapan Erdoğan'ın görüşme ve kabullerinde ikili ilişkiler ile bölgesel ve küresel gelişmeler ele alındı. Türkiye'nin barış, istikrar ve diyalog temelindeki yaklaşımını muhataplarıyla paylaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 22 Eylül'de Vietnam Devlet Başkanı To Lam ile görüştü. Türkiye'nin, iki ülke ilişkilerinin "Stratejik Ortaklık" seviyesine yükseltilmesi önerisine Vietnam'ın olumlu yanıt vermesinden memnuniyet duyduğunu belirten Erdoğan, Vietnam ile yatırım, ticaret, savunma sanayisi başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini geliştirmek için çalıştıklarını ifade etti. Erdoğan, iki ülkenin uluslararası alanda da birlikte çalışmaya devam etmesinin önem arz ettiğini ve bunu sürdürmek gerektiğini belirtti. Vietnam Devlet Başkanı To Lam'in ardından Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed Yunus el-Menfi ile görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Libya'da istikrarın devamı için gayret gösterdiğini, diyalog ve uzlaşıyı amaçlayan sürecin devamının önemli olduğunu, Türkiye'nin Libya'nın menfaatine olmayan hiçbir formüle rıza göstermeyeceğini kaydetti. Erdoğan, Menfi ile görüşmesinde iki ülkenin enerji, savunma ve madencilik alanlarındaki işbirliğini artırmak için çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Menfi ile görüşmesinden sonra Kuveyt Veliaht Prensi Sabah Halid el-Hamed es-Sabah'ı kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin, bölgedeki zorlu ve çatışmalı süreçte Kuveyt gibi kardeş ülkelerin yanında olduğunu belirtti. Görüşmede, iki ülkenin ticaret ve enerji başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini geliştirmek için çalıştığını anlatan Erdoğan, Türkiye'nin bölgedeki zorlu ve çatışmalı süreçte Kuveyt gibi kardeş ülkelerin yanında olduğunu bir kez daha ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'in bölgedeki saldırganlığının önünün alınması gerektiğini vurgulayarak, bunu sağlamak için uluslararası gayretlerin desteklenmesinin önemine işaret etti. İlk günkü temaslarında Kosova Başbakanı Albin Kurti'yi de kabul eden Erdoğan, Türkiye'nin Kosova'ya, uluslararası camiada hak ettiği yeri alması için desteğinin devam edeceğinin, Türkiye'nin Balkan ülkeleri arasındaki diyaloğu da desteklediğinin altını çizdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, iki ülkenin ticaret hacmini potansiyeline yakışır şekilde artırmak için adımlar atmayı sürdüreceklerini, güvenlik ve savunma sanayii alanlarındaki işbirliğini de ilerleteceklerini ifade etti. Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı da Türkevi'nde kabul eden Erdoğan, Türkiye'nin Lübnan'da kalıcı huzur ve istikrarın sağlanması için gayret gösterdiğini, BM Lübnan Geçici Görev Gücü'nün yerini almak üzere uluslararası bir girişime ihtiyaç olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, zor zamanlarda Türkiye'nin Lübnan halkının yanında olmaya devam edeceğini, Lübnan'a insani yardım ve tıbbi destek göndermeyi sürdüreceğini kaydetti. Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze'yi kabul eden Erdoğan, görüşmede, Türkiye'nin, Gürcistan'ın 18 yıldır en büyük ticaret ortağı olmasından memnuniyet duyduğunu, ticaret, ulaştırma, güvenlik başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini daha ileri taşıyacak adımlar atmaya devam edeceklerini ifade etti. İki ülkenin uluslararası alanda dayanışmasını sürdürmesinin önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan işbirliği mekanizmalarından en verimli şekilde istifade edilmesinin de ülkelere fayda sağlayacağını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk günkü diplomasi trafiğini Doktor Patrick Soon-Shiong ile tamamlayarak, "100 Yıllık Dostluk: Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri" etkinliğinde katılımcılara hitap etti. Türkiye-ABD ilişkilerinin ikinci yüzyılına girerken işbirliğinin yeni alanlarda geliştirilmesine yönelik yaklaşımını ortaya koyan Erdoğan, "Bölgemizde ve dünyada karşı karşıya bulunduğumuz çatışmalar, savaşlar ve krizler, Türkiye ile Amerika'nın yakın diyalog içinde olmasını gerektiriyor. Amerika'yla tesis ettiğimiz diyalog ve eş güdüm sayesinde Orta Doğu başta olmak üzere Afrika'dan Asya'ya küresel etkilerine tanık olduğumuz birçok meselede ülkelerimiz için olumlu neticeler alıyoruz. Önümüzdeki dönemde de gayretlerimizi artırarak bunu sürdürmekte kararlıyız." ifadelerini kullandı. BM GENEL KURULU'NA HİTAP New York'taki temaslarının ikinci gününde BM Genel Kurulu'na hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmiş yıllarda başbakan, ardından cumhurbaşkanı sıfatıyla katıldığı 16'ncı BM Genel Kurulundaki hitabını 4'üncü sırada yaptı. Konuşmasına BM'nin 81'inci Genel Kurulu'nun başta mazlumlar olmak üzere, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyerek başlayan Erdoğan, konuşmasının büyük bölümünü Filistin'e, Gazze'de devam eden soykırıma ayırdı. Bir gün herkesin, insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacağına işaret eden Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Bugün kendimizi güven içinde, refah içinde, esenlik içinde hissedebiliriz. Çatışma bölgelerinden, kriz bölgelerinden uzakta konfor içinde yaşayabiliriz. Fakat yarın ne olacağını, başımıza ne geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bunun için uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki Genel Kurul temasını fevkalade isabetli buluyorum." Erdoğan, "190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi, 'Dünya 5'ten büyüktür' ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir." dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hitabında, "Tayyip Erdoğan olarak vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak, Rabb'im ömür verdikçe, bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, onlar için de konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim." ifadelerini kullandı. GUTERRES İLE GÖRÜŞME BM 81. Genel Kurul görüşmelerinde katılımcılara hitabının ardından ikili temaslarını sürdüren Erdoğan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görev süresinin sonuna yaklaşan Guterres ile küresel barış ve güvenliği ilgilendiren pek çok konuda yakın çalıştıklarını söyledi. İsrail'in Gazze'de barış istemediğinin bir kez daha ortaya çıktığını, Batı Şeria'daki yerleşimci terörü ile Kudüs'teki kutsal mekanlara yapılan saldırıların durumu daha da kötüleştirdiğini belirten Erdoğan, iki devletli çözüm zemininin korunması gerektiğini bildirdi. Erdoğan, İran ve Ukrayna'da tansiyonun düşürülmesi gerektiğini, Türkiye olarak diplomatik sürece bağlı kalınması için gayret gösterdiklerini, Hürmüz konusunda bölge içinden doğacak bir sürecin fayda sağlayabileceğini kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliği için taraflardan sorumlu tutum sergilemelerini beklediklerini, Türkiye'nin Karadeniz'de ticaret gemilerinin hedef alınmasından rahatsız olduğunu vurguladı. Erdoğan, görüşmede, Ada'da Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü tanımayan hiçbir önerinin netice vermeyeceğini bildirdi. "İSRAİL SALDIRGANLIĞININ DİZGİNLENMESİ İÇİN ULUSLARARASI TOPLUMUN BASKI KURMASI ÖNEMLİ" Guterres ile görüşmesinin ardından BM Genel Merkezi'nde Senegal Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Faye ile bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Katar Emiri Temim bin Hamed Al Sani ile görüştü. Türkiye ve Katar olarak ikili ilişkileri yatırım, ticaret, enerji ve savunma sanayisi başta olmak üzere her alanda daha ileri seviyelere taşımak için çalışmaya devam edeceklerini ifade eden Erdoğan, bölgede enerji arzını olumsuz etkileyen gelişmelerin herkesi sıkıntıya soktuğunu belirtti. Erdoğan, enerji ve ulaştırma koridorları alanlarındaki işbirliğini ilerletmenin önemli olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'in Gazze'de barış yönünde adımlar atmamakta ısrar ettiğine dikkati çekerek, bölgedeki İsrail saldırganlığının dizginlenmesi için uluslararası toplumun güçlü bir şekilde baskı kurmasının önemli olduğunun altını çizdi. Görüşmenin ardından İngiltere Başbakanı Andy Burnham'ı da kabul eden Erdoğan, Türkiye-İngiltere ilişkilerinin her alanda güçlendiğini, savunma sanayisi ve ticaret başta olmak üzere, birçok başlıkta atılacak adımlarla işbirliğinin daha ileriye taşınacağına inandığını ifade etti. İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da barış istemediğini defalarca eylemleriyle ortaya koyduğunu, buna karşı uluslararası toplum baskısının önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, İran ve Ukrayna'da gerilimin arttığını, Hürmüz konusunda mutabakat sağlanmasıyla müzakere sürecinin yeniden sağlanabileceğini kaydetti. Erdoğan, Ukrayna konusunda bir yenişememe halinin hakim olduğunu belirterek, Karadeniz'de Türk veya yabancı ticaret gemilerinin hedef alınmasının durumu daha da karmaşıklaştırdığına işaret etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kıbrıs Türk halkının Ada'daki egemen eşitliği ve uluslararası statüsünün tanınmadığı hiçbir formülün sonuç vermeyeceğinin altını çizdi. BM Genel Merkezi'nde Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae'yi de kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ile Japonya'nın ikili ticaret hacmini kısa sürede dengeli bir şekilde artırma potansiyelinin bulunduğunu, enerji, altyapı ve savunma sanayisi alanlarındaki işbirliği fırsatlarını değerlendirmenin önemli olduğunu ifade etti. Türkiye'nin, bölgesinde ve dünyada barış için gayret gösterdiğini kaydeden Erdoğan, savaşların tahrip ettiği Suriye, Gazze ve Ukrayna'nın yeniden imarının da önemli olduğunu belirtti. KÖRFEZ İŞBİRLİĞİ KONSEYİ ÜYESİ ÜLKE LİDERLERİYLE TOPLANTI Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülke liderlerinin katıldığı İran konulu toplantıya iştirak etti. ABD Başkanı Trump, Gazze konusunda önemli adımlar attıkları ve bölgedeki krizi sona erdirmek için çaba gösterdikleri sürece ilişkin konuşurken Cumhurbaşkanı Erdoğan'a dönerek, "Tam olarak bir yıl önce, birçok ülke Birleşmiş Milletlerin yan etkinlikleri kapsamında burada bir araya gelerek Gazze'deki kanlı savaşı nasıl sona erdirebileceğimizi tartışmıştık ve neredeyse aynı isimler buradaydı. Aralarında Türkiye'den gelen, tam şuradaki dostum da vardı. Kendisi sert bir adamdır. Onunla uğraşmayın. Kendisi gerçekten harika bir adamdır." ifadesini kullandı. BM Genel Merkezi'ndeki temaslarının ardından Türkevi'ne gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ile görüştü. Türkiye ve Polonya arasındaki ticaret hacmini artıracak adımlar atmanın faydalı olacağını, savunma sanayisi başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini ileri taşımak için çalışmalar yürütüldüğünü ifade eden Erdoğan, Türkiye olarak Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sona ermesi için gayret gösterdiklerini, özellikle Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliği için çalıştıklarını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze'de barış ve huzurun hakim olması için uluslararası toplumun iki devletli çözüme desteğinin sürmesinin önemli olduğunu ifade etti. Nawrocki ile görüşmesinin ardından Erdoğan, Bangladeş Başbakanı Tarık Rahman'ı kabul etti. Türkiye ile Bangladeş arasındaki ilişkilerin daha kurumsal zemine taşınması ihtiyacından söz ederek, savunma sanayisi alanında işbirliğinin geliştirilmesi gerektiğini ve karşılıklı ticaret hacminin artırılması için adımlar atılmasının faydalı olacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bangladeş'in 1 milyonu aşkın Rohingyalı Müslümana kucak açmış olmasının takdirle karşılandığını, Türkiye olarak barınma, eğitim ve altyapı alanlarındaki insani yardımların süreceğini ifade etti. Erdoğan, Lotte NY Palace Hotel'de ABD Başkanı Donald Trump tarafından BM 81. Genel Kurulu'na katılan devlet başkanları ve eşleri onuruna verilen davete iştirak ederek ikinci günkü temaslarını tamamladı. PAŞİNYAN'I KABUL Cumhurbaşkanı Erdoğan, üçüncü günkü temaslarına Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ı kabul ederek başladı. Görüşmede, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ikili ticaret ve ulaştırma alanlarındaki normalleşme sürecini desteklediklerini, ilişkilerde yakalanan olumlu ivmenin devamının önemli olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye olarak Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış sürecinde karşılıklı adımlar atılmasını memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti. Erdoğan, Ermenistan ile uluslararası organizasyonlarda gelişen işbirliğinin, normalleşme sürecine katkı sağladığını söyledi. Paşinyan'ın ardından Erdoğan'ın Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'yi kabulünden sonra Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, "Türkiye-Irak ortak basın açıklaması"nı paylaştı. Buna göre, Türkiye ve Irak makamlarının iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri tüm veçheleriyle ele aldıkları görüşmelerde, taraflar güvenlik alanında işbirliğini derinleştirme konusunda mutabık kaldı. Bu çerçevede Sincar'da devlet otoritesinin bütünüyle tesisi ve yasaklı yabancı silahlı unsurların varlığına son verilmesi konusunda anlaşıldı. Irak'ın bu güvenlik uygulamalarında kaydettiği ilerleme çerçevesinde, kararlaştırılan mekanizma ve zaman çizelgesi doğrultusunda, Türk kuvvetleri Başika-Zilkan yerleşkesini Irak Federal Hükümetine kademeli olarak teslim edecek. Taraflar ayrıca, ikili ticaret ve yatırım hacminin genişletilmesi, imzalanan anlaşmaların derhal uygulamaya konulması ve başta Kalkınma Yolu Projesi olmak üzere ortak stratejik projelerin hızlandırılması hususlarında görüş birliğine vardı. Türkevi'nde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Ukrayna-Rusya Savaşı'nın kalıcı barışla neticelenmesi için Türkiye'nin elinden geleni yapmaya her zaman hazır olduğunu, doğrudan müzakerelerin canlandırılması için çalışmaların devam edeceğini belirtti. Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliği konusunda adım atılmasının gerekli olduğunu, ticari gemilere saldırının izahının olamayacağını, taraflardan sorumlu davranış beklediklerini ifade eden Erdoğan, Türkiye-Ukrayna ilişkilerinin geliştirilmesi için de adımlar atmayı sürdüreceklerini söyledi. Erdoğan, enerji, madencilik ve savunma sanayisi başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini artırmanın iki ülke açısından yararlı olacağını kaydetti. TÜRKİYE-ABD İŞ KONSEYİ TOPLANTISI Türkiye-ABD İş Konseyi Toplantısı'na katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "ABD ile stratejik işbirliğimiz her alanda gelişiyor. Siyasi ilişkilerimizde yakaladığımız ahengi ekonomik, ticari ilişkilerimize de yansıtmayı arzu ediyoruz." dedi. Sanayide katma değeri artırmak için hedefli ve seçici politikalar uyguladıklarını belirten Erdoğan, "Yapay zekada bize güç katacak ve dijital dönüşümü destekleyecek altyapı yatırımlarını hızlandırıyoruz. Sağlık alanında Ankara'da kurmakta olduğumuz endüstri bölgesiyle yatırımcılara güçlü teşvikler sağlıyoruz. Bölgesel potansiyelimizi harekete geçirmek için Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Kısacası, Türkiye şoklara yalnızca tepki veren değil, şoklara direnç kazanmış, dayanıklılığa, verimliliğe ve ekonomik güvenliğe yatırım yapan bir ekonomidir." ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerika ile ekonomik münasebetleri yalnızca ticaret rakamları üzerinden okumanın doğru olmayacağını belirterek, "Küresel ekonomik düzenin yeniden kurgulandığı bir dönemde Türkiye ile stratejik bir ekonomik işbirliği modeline ihtiyaç olduğu kanaatindeyim." dedi. “BM GENEL SEKRETERİ İKLİM ETKİNLİĞİ” Cumhurbaşkanı Erdoğan, temasları kapsamında BM Genel Merkezi'nde düzenlenen "BM Genel Sekreteri İklim Etkinliği"ne katıldı. Bu buluşmanın, iklim değişikliğine dair aldıkları kararların uygulamaya geçtiği bir etkinlik olması için çalıştıklarını dile getiren Erdoğan, "Avustralya ile birlikte farklı coğrafyaların beklentilerini gündeme taşıyacak bir anlayışla hazırlıkları yürütüyoruz. Fiji'de düzenlenecek Pre-COP'un ve Tuvalu'daki liderler buluşmasının Pasifik ülkelerinin seslerinin duyurulmasına vesile olacağına inanıyorum." ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, COP31 kapsamında bilhassa elektrifikasyon ve sıfır atık gibi öncelikli alanlarda 2035'e giden süreçte yeni hedefler belirlediklerini ve katılımcılardan bu gündeme güçlü destek vermelerini beklediklerini anlatarak, şunları kaydetti: "İklim hedeflerimizi toplumsal ve ekonomik gerçeklerle buluşturamadığımız her öneri başarısızlığa mahkum olacaktır. Ülkelerin refahını güçlendirecek adımların kendi şartları, imkanları, kalkınma öncelikleri doğrultusunda şekillenmesi gerekiyor. Finansman ve teknolojiye erişimdeki eşitsizlikler sürerken bütün ülkelerden aynı hızla ilerlemelerini beklemek gerçekçi değildir. İklim hedefleriyle kalkınma ve refah arasında güçlü bir bağ kurabildiğimiz ölçüde adil geçişi de kalıcı hale getirebiliriz." Cumhurbaşkanı Erdoğan, "BM Genel Sekreteri İklim Etkinliği" sonrası Türkevi'nin yanında yer alan, Türklere ait bir pastanede vatandaşlarla bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın New York programının son ayağı, TASC, UID, MÜSİAD ve ABD Müslüman Kuruluşlar Konseyince düzenlenen etkinlik oldu. Programda, "Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde maalesef sorunlar yaşanıyor. Müslümanlardan entegre olmasını değil, asimile olmaları bekleniyor. Biz ise entegrasyona evet, asimilasyonun her çeşidine hayır diyoruz" ifadesini kullanan Erdoğan, ABD'deki ara seçimlerle ilgili de "Yaklaşan ara seçimlerde tüm vatandaşlarımızı demokratik haklarını kullanmaya, seslerini duyurmaya davet ediyorum. İradenizi sandığa en üst seviyede yansıtmanız çok, çok önemlidir. Birlik içinde, beraberlik içinde en önemlisi de kardeşlik içinde buradaki faaliyetlerinizi başarıyla sürdürmenizi gönülden temenni ediyorum." değerlendirmesini yaptı.
BM Genel Sekreteri Guterres: Görev sürem boyunca Gazze'de hiçbir şeye benzemeyen bir katliam ve yıkım yaşandıCumhurbaşkanı Erdoğan BM Genel Kurulu’na hitap edecek! Gözler Erdoğan ile Trump’ın görüşmesinde
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün BM 81. Genel Kurulu’na hitap edecek. Bugün başlayacak BM Genel Kurul görüşmeleri 28 Eylül’e kadar sürecek. Genel Kurul bu yıl, “Güveni yeniden inşa etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç üreten bir Birleşmiş Milletler” temasıyla toplanıyor. BM gündeminin başlıca konuları arasında Ortadoğu’daki çatışmalar, İran krizi, Gazze ve Filistin meselesi, Rusya-Ukrayna savaşı, Sudan, iklim değişikliği ve yapay zekânın uluslararası düzeyde yönetimi bulunacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’na hitabında ise, Gazze ve Filistin meselesi, İran merkezli bölgesel gerilim, Suriye, Rusya-Ukrayna savaşı ve BM sisteminin reformu gibi konulara ilişkin önemli mesajlar vermesi bekleniyor. Diplomasi trafiği Erdoğan, BM konuşmasının hemen ardından BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile bir araya gelecek. Ortadoğu’daki çatışmalar, Gazze, İran, Ukrayna, Suriye ve insani meselelerin yine bu görüşmede gündeme gelmesi öngörülüyor. Guterres’in görev süresinin 2026 sonunda sona erecek olması nedeniyle BM’nin geleceği ve çok taraflı sistemin reformu da New York’taki diplomatik görüşmelerin genel başlıklarından biri olacak. Erdoğan’ın bugün yapacağı bir diğer dikkat çekici görüşme İngiltere Başbakanı Andy Burnham ile olacak. İki liderin savunma sanayii, ticaret, yatırım, Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi ile Güvenlik ve Savunma Ortaklığı konularını ele alması öngörülüyor. Erdoğan’ın Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ile görüşmesinde ise ekonomik ortaklık anlaşmasının müzakereleri, yatırımlar, bilim-teknoloji işbirliği ve Ortadoğu’daki enerji güvenliğinin öne çıkması bekleniyor. Trump’ın davetine katılacak Erdoğan’ın New York temaslarında gözler ABD Başkanı Trump’la olası görüşmede olacak. Cumhurbaşkanının programında Trump’la baş başa görüşme bulunmamakla birlikte iki lider bu akşam aynı programda yer alacak. Erdoğan, Trump ve eşinin Lotte New York Palace Hotel’de devlet ve hükümet başkanları ile eşleri onuruna vereceği davete katılacak. Erdoğan ve Trump son olarak temmuz ayında NATO Liderler Zirvesi marjında Ankara’da yüz yüze görüşmüştü. New York’ta baş başa Erdoğan-Trump görüşmesi gerçekleşmesi halinde masadaki muhtemel başlıkların İran savaşı, Gazze, Suriye, savunma ilişkileri, ticaret ve yatırımlar olması bekleniyor. ‘Türkiye önemlibir ortak’ ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Türkevi’nin önünde CNN Türk’e özel açıklamalarda bulundu. Barrack, “Türkiye, ABD Başkanı için çok önemli bir ortak” dedi. Barrack, özetle şunları söyledi: “Türkiye, ABD Başkanı için çok önemli bir ortak. İletişimimizi iyi tutmaya çalışıyoruz. CATSA ile ilgili kongre süreci devam ediyor. Savunma ve silah altyapısı çok değişti. Rus sisteminin kullanımı ABD sistemi ile kesinlikle uyumlu değildir. Kongrenin S400 sorununu nasıl çözeceği üzere çalışması lazım. Bu çok kritik bir sorun değil iki ülke için. İlişkimizde hiçbir parazit yok. Türkiye’nin savunma sanayisi çok güçlü. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başkan Trump arasında arasında iyi bir uyum var.” Türkevi’nde görüşme trafiği Cumhur-başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu dolayısıyla bulunduğu New York’ta yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kapsamda Vietnam Devlet Başkanı To Lam, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed Yunus el-Menfi, Kuveyt Veliaht Prensi Sabah Halid el-Hamed Al-Sabah, Kosova Başbakanı Albin Kurti ve Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ile ayrı ayrı Türkevi’nde bir araya geldi. Liderlere COP31 daveti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre; Erdoğan, To Lam görüşmesinde Türkiye’nin, iki ülke ilişkilerinin ‘Stratejik Ortaklık’ seviyesine yükseltilmesi önerisine Vietnam’ın olumlu yanıt vermesinden memnuniyet duyduğunu ifade etti. Erdoğan, el-Menfi ile görüşmesinde ise Libya’da istikrarın devamı için gayret gösterdiklerini belirtirken, Libya’nın menfaatine olmayan hiçbir formüle rıza göstermeyeceklerini kaydetti. Erdoğan, bir araya geldiği tüm liderleri Türkiye’de düzenlenecek COP31 Liderler Zirvesi’ne de davet etti. ‘100. yıl, Türkiye ve ABD için stratejik bir dönüm noktasıdır’ Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, New York’ta İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen “Türkiye-ABD İlişkilerinin 100. Yılı Paneli” açılışında konuştu. Duran, kritik bir tarihsel dönemeçte diplomatik ilişkilerin 100. yılına yaklaştığını hatırlatarak, şunları söyledi: “Bu 100. yıl, kuşkusuz her iki ülke için de stratejik bir dönüm noktasıdır. Günümüzde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başkan Donald Trump arasındaki doğrudan diyalog, yıllardır çözümsüz kalan meselelerde ilerleme kaydedilmesi için yeni bir alan açmıştır. İki liderin doğrudan temasları, daha yapıcı bir ortamın oluşmasına katkı sağlamış ve üst düzey siyasi liderliğin Türkiye-ABD ilişkilerindeki önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Yeni yüzyıl, Türkiye ile ABD’nin birbirlerine ilişkin mevcut algılarını yeniden değerlendirmelerini gerektirmektedir. Savunma sanayii, enerji, ticaret, yatırım, ileri teknoloji, yapay zekâ, akademi, bilim, tedarik zincirleri ve kritik mineraller, ilişkilerin ikinci yüzyılını şekillendirecek iş birliği alanları hâline gelmelidir.”
BM Genel Kurulu için New York'ta güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldıWhat NATO leaves behind as it pulls back from Kosovo
This summer, tensions in Kosovo have spiked even as a NATO-led peacekeeping mission began to withdraw from the country. In July, police detained 37 Serbs at a commemoration in Gazimestan, and days later searched worshippers at a monastery near Prizren. Later that month, a Serb farmer from the village of Dren was pulled from his home by Kosovo Police, tied to a tree and beaten badly enough to require intensive care in Belgrade. Then, in August, a state-owned excavator demolished seventeen Serb-owned houses, claiming they were illegal. The European Union called the conduct of the Kosovo state in all of these cases concerning, but it did nothing to stop them. It was against this background that the KFOR mission — the NATO-led peacekeeping mission created in the wake of the Western intervention in Kosovo in 1999 — announced its gradual withdrawal from the bridge in Mitrovica, which has become a symbol of the division between ethnic Serbs in the country’s north and ethnic Albanians in the south. Justifying the move, KFOR cited an improved security situation in the country. Serbs protested, while Belgrade called the move premature. After nearly three decades of international administration, why should KFOR’s stepping back cause such fear? Kosovo has been the site of one of the most ambitious international state-building projects undertaken by the United Nations, with more than $2 billion spent in the first decade alone; per capita, it has received 25 times more money and 50 times more troops than Afghanistan did. NATO held the security framework in place, and the United States stood behind the effort, having pushed its allies to bomb Yugoslavia in 1999 and later backed Kosovo’s independence. After 27 years, what is it leaving behind? What the bridge held back In the months after NATO’s intervention in 1999, Kosovo saw major ethnic violence. By most estimates, some 200,000 Serbs and other non-Albanians were driven from their homes in reprisals. Those who remained faced killings and harassment, while churches were burned, and homes and land seized. Much of this happened in front of an international presence that did little to stop it. At the time it was called reprisal for what Albanians had endured under Serbian President Slobodan Milošević, a framing that made the violence appear justified while deflecting attention from the mission’s failure to prevent it. One part of Kosovo escaped this. As the Yugoslav state withdrew, residents of North Mitrovica organized their own defense. As violence spread across Kosovo, they blocked the bridges to the south, keeping it from reaching the last urban area in Kosovo from which Serbs had not been driven out. Violence never reached the north. The “bridge watchers” succeeded largely because KFOR accepted the river as the defense line, placing tanks at the crossings and backing their effort. The arrangement, tailored to the security context, has been criticized ever since for reinforcing Kosovo’s ethnic divisions and tolerating what critics called the “bridge gang,” though critics have failed to offer workable alternatives. By 2001 a separate political order had consolidated in the north, resisting the state structures emerging under UNMIK, the United Nations interim civil administration in Kosovo. Behind the bridge, those who had organized the defense preserved and reorganized the remnants of the Yugoslav administration, including its courts, municipalities, university, and medical system. The UN came to call them “parallel institutions.” Dismantling the north Although the UN had declared the northern institutions illegal from the outset, it also tolerated them for years, recognizing their role in maintaining order and providing services for a population it could not otherwise reach. Following Kosovo's declaration of independence in 2008, Washington backed the EU to take the lead in Kosovo, seeing the leverage of EU membership as a means to broker a political compromise. The EU assumed the UN's role as state-builder and mediator, adopting a more radical approach. Declaring the north a “black hole,” it made dismantling the order a central objective of the Brussels-led dialogue between Belgrade and Pristina. While justified by Brussels on security grounds, this was effectively a step in consolidating Kosovo’s sovereignty. The legal ambiguity surrounding Resolution 1244, which authorized KFOR and UNMIK, and the fact that five EU member states did not recognize Kosovo did not slow the process. By 2011, dismantling the north had become conditio sine qua non of Kosovo’s state building. This required a partner in Belgrade, which had not yet established diplomatic relations with Kosovo. No Serbian government was willing to make such a bargain, even as the country sought EU membership. The north depended on Belgrade, but that dependence never translated into political obedience. Its population had been united in resisting integration into the Kosovo state, leaving little room for Serbia to maneuver. Giving up the north would also have been politically unsurvivable at home. The EU’s partner arrived in 2012. The newly elected SNS government led by Aleksandar Vučić embraced the Brussels agreement in 2013 while continuing to campaign at home on nationalist slogans. In return, Belgrade was given a free hand to monopolize Serb political life in north Kosovo through Srpska Lista, effectively the party’s local branch, sidelining anyone opposed to the deal. In exchange for dismantling their institutions, Serbs in the north were promised the Association of Serb Municipalities, a limited form of self-government inside Kosovo’s legal system. It was a thin substitute for what was being removed, but even that was never delivered. Priština offered successive reasons for not implementing its side of the agreement, while Belgrade could do little more than complain. The situation deteriorated further when Albin Kurti returned to power in 2021. He rejected the Brussels framework and pursued the extension of Kosovo’s authority in the north through a series of coercive measures, including the phaseout of the Serbian dinar, enforcement of Kosovo license plates, the seizure of municipal buildings, and the installation of Albanian mayors after local Serbs boycotted the elections. Kosovo also increasingly deployed special police units in the north, leading to repeated confrontations and arrests of Serbs. Then came Banjska. On September 24, 2023, an armed Serb group clashed with Kosovo Police in the village of Banjska, killing one Kosovo police officer. Three attackers were also killed in the ensuing exchange of fire. The operation was organized by the deputy leader of Srpska Lista, Milan Radoičić, who crossed into Serbia and remained there. The population was left to pay the price. Pristina used the attack to harden its position, turning the north into a place of constant policing and increasingly coercive state control. What is left behind Throughout all of this, KFOR remained, the last layer of protection in case something went wrong. Its announced departure therefore unsurprisingly alarmed the remaining Serb community. The mission was never meant to be permanent, and the timing has little to do with the north itself. In May, Washington declared in its Report to Congress on U.S. policy in the Western Balkans that it no longer intends to act as the region’s overseer. For twenty years, however, American pressure was one the few things constraining Priština. Europe, which had taken over the Kosovo file, produced statements throughout the latest crisis, but few of them stopped Priština from tightening its grip on the north. Belgrade had signed away the north a decade ago and had little left to trade for it. The Brussels agreement was hailed as a major success of EU policy in the Balkans, but the security situation only got worse. People have little choice but to leave, and increasingly, they do. What remains after NATO, then, is a question. Will northern Kosovo become yet another emptied area in the Balkans? And how many people have to go before anyone reassess what was built in Kosovo?
What NATO leaves behind as it pulls back from Kosovo